“Eski hâl muhâl ya yeni hâl ya izmihlâl”
Türk toplumunu değiştiren iki okul türü vardır. Biri Köy Enstitüleri diğeri İmam Hatip Liseleridir. Köy Enstitüleri tarihe karıştı. İstiyoruz ki imam hatip liselerinin başına aynı şey gelmesin. 12 Mart 1971 muhtırasından sonra orta kısımları kapatılmasına, IHO mezunlarının üniversitelere girememesine, 28 Şubat sürecinde en büyük darbeyi yemesine rağmen ayakta kalmayı başarmış bu okulları kendi hatalarımız sebebiyle, kapatmamalı, asli mecrasından uzaklaştırmamalıyız. Bundan sonra İmam Hatip Liselerini resmi olarak kapatmak belki mümkün olmayacak fakat kapatmadan da “kapatabiliriz.” Bu, öğrencileri imam hatip şuurundan uzaklaştırmakla mümkün olur ki emareler oraya doğru gittiğimizi gösteriyor.
Yirmi beş yıllık öğretmenlik hayatımın on yılı imam hatip liselerinde geçti. Hem düz imam hatip lisesinde hem Anadolu imam hatip lisesinde çalıştım.
Düz imam hatip lisesi öğrencilerini mesleki formasyona sahip olmak için daha gayretli öğrenciler olarak buldum. Aralarında hafızlığını tamamlamış veya yarım hafız olmuş öğrenciler de vardı. Kendilerini İlahiyat fakültesine aday olarak görüyorlardı. Çünkü ilahiyat fakültelerini mesleki öğretimin bir devamı olarak görüyorlardı. İdeallerinde meslek dersleri öğretmenliği, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği, müftülük ve vaizlik vardı. Eğer bir ilahiyat fakültesine yerleşemezlerse ellerinde hazır bir meslek olarak imam hatipliği görüyorlardı. Bundan dolayı meslek derslerindeki başarılarını çok önemsiyorlardı. Fıkıh, hadis, siyer, kelam ilmi, kıraat, yüzünden seri okuma, ezberlenmesi gereken sureler, Cuma namazı, hutbe ve vaaz tecrübesi kazanmak, müezzinlik gibi mesleki formasyonda cidden başarılı idiler. Çünkü meslek dersleri öğretmenleri bu konuda olabildiğince sıkı idiler. Namazda sureleri subhaneke gibi yanlışsız ve ezberden okuyabilmeniz gerekir anlayışıyla yetiştiriyorlardı öğretmenler. Edebiyat derslerinde biz de özellikle hutbe ve vaaz konularında ses tonu, vurgulama, jest ve mimikler, doğru telaffuz konusunda destek olurduk. Mezun olduktan sonra meslek olarak imam hatipliği seçen çok öğrencim oldu.
Kuruluş yıllarında bu mesleki eğitim daha ciddi verilmişti. Birinci dönem mezunları dört yıllık imam hatip lisesini bitirince imam hatip, müezzinlik görevi alabiliyordu. Bundan dolayı birinci döneme mezunları hayata erken atılıyordu
İkinci dönem mezunları da vaiz, müftü oluyordu. İlçemiz böyle bir müftü de görev yapmıştı. Buradan çıkaracağımız sonuç, başlangıç dönemlerinden 80’li yıllara kadar imam hatip liselerinin mesleki eğitimde hedefine ulaştıkları, mesleki formasyonda başarılı olduklarıdır. Dolayısıyla 80’de sonra bu başarı büyük oranda kaybolduğunu söylemek istiyoruz. İmam hatip liselerinin imam hatip okulu olduğu dönemde öğrenciler o kadar bilinçli ve azimli idi ki hem mesleki formasyon sahibi idiler hem de dışarıdan lise fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması alıyor, bu diploma ile ilahiyat fakültesi dışındaki üniversitelere giriyorlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu öğrencilerdendir. Dememiz odur ki imam hatip okulları hem mesleki formasyon kazandırmada hem kültür derslerini öğretmede fevkalade başarılı idi. Kimse bu okullarda dersler ağır, müfredat yoğun, başarı mümkün değil gibi bir mazerete sığınmadı. Aksine imam hatiplerin önüne çıkarılan engeller onların azmini artırmış, şuurunu pekiştirmiştir. Bu başarı imam hatipleri ayrıcalıklı yapmıştır.
İmam hatiplerin Anadolu kısmının açılması ile başarı aksi yön değiştirmiştir. Bu kez sosyal bölümler yanında sayısal alanda da büyük başarılar kazanmıştır. Sınırlı sayıda açılan bu okullar imam hatip şuurunu da kazandırıyordu. Anadolu İmam Hatip Liseleri içinde Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesinin başarısı şimşeklerin de üzerine çekilmesi sonucunu doğurdu. 1994 yılında yapılan ÖYS’de tüm soruları doğru yapan Mustafa Önder Kıyıklık sadece Kartal Anadolu İHL’nin gururu olmadı, ülke çapında bütün imam hatiplerin gururu oldu. Dikkatler bu okullara çevrildi. Niyetinin ne olduğunu bilmiyorum fakat Barış Manço bir tv programında Kıyıklık’ın bu başarısından söz etti ve “İmam Hatipler, Galatasaray Lisesi, Robert Kolej oldu veya bu liseler İmam Hatip Lisesinin hizasına geldi, hatta ondan da geri düştü.” dedi. Kıyıklık’ın bu başarısı yalnız kalmadı, 94’den sonra da yeni başarılar geldi. Anadolu’daki başka imam hatipler de başarıya ortak oldu. Büyü artık bozulmuştu. Askeriyenin içinde bir kısım apoletliler, bazı siyasi partiler, basın yayın organları böyle giderse ülke çok yakın bir zamanda imam hatiplilerin eline geçecek, devleti ellerine geçirecekler dediler ve düğmeye bastılar. Bu başarıdan en çok rahatsız olanların içinde FETÖ de vardı. Çünkü onların özel okullarını da geçmişti imam hatipler. Erbakan’ın 97’de hükûmet kurması korkuları daha da artırdı. Ve bilindiği gibi 28 Şubat sürecinde ilk hedef imam hatipler oldu. 28 Şubat sonrasında FG adlı varlık, “İmam Hatipler kapatılsa da gam değil, bizim okullarımız var” dedi. Gerçekten bu dönemde belediye başkanları, milletvekilleri ve bürokrasi çocuklarını imam hatiplere değil FG’nin okullarına gönderdiler. El birliği ile imam hatiplerin içi boşaltıldı.
Benim Anadolu İHL’de görev yaptığım zamanlarda 5+3 sistemi vardı ve öğrenciler ilkokuldan sonra gelmişlerdi. Bazı veliler imam hatipleri Kur’an Kursu zannediyordu. Birinci yıl hazırlık sınıfında haftada 23 saat İngilizce okuyacaklarını öğrenince çok şaşırdılar. Normal Anadolu lisesini kazanamaz belki diye tercihlerinde Anadolu İHL’ni de yazdılar. Bu şekilde gelen çok öğrenci oldu. Küçücük kız öğrenciler başlarını örterek geliyordu. Oysa onlara ne idare ne de öğretmenler tarafından başlarınızı örteceksiniz denmedi. Atmosfer, okulun kimliği, mesleki formasyon kendiliğinden bu sonucu doğurmuştu. Birkaç yıl içinde baş örtüsü kimlikleri oldu öğrencilerin. Namaza da başladılar. Mezuniyet toplantısında ben de velilere ve öğrencilere hitaben yaptığım konuşmada “ İngilizce öğrensin diye Anadolu İHL’ne gönderilen, gelen fakat burada İngilizcenin yanında Kur’an-ı Kerim ve dinî bilgileri de öğrenme imkanı bulan, Allah’ın nasipli kullarısınız” diye hitap ettim. Bu bereketli açılımı yaşadığım için eğitim sisteminin 444 olarak bağlanmasına karşı çıktım hep. 28 Şubatçılar madem imam hatiplerin önü kesilsin diye sistemi değiştirdiler o halde ihdas edilecek sistem de 5+3 olmalıydı, böylece diğer meslek liseleri de zarar görmemiş olacaktı. Ancak Ak Parti hükûmeti ve Milli Eğitim Bakanlığı 444 sistemini tercih etti ve bu günlere geldik. O günden beri yürürlükte olan bu sistemin Ak Parti ve Cumhurbaşkanlığı sistemi tarafından değiştirilmesi söz konusu değil. Çünkü bu kendi ile çelişme kabul edilir ve büyük tenkitler alır. 5+3 artık Ak Parti’nin olmayacağı bir hükûmet tarafından mümkündür. Onlar da 444’ten vazgeçmeyecektir. Dolayısıyla tren kaçmıştır.
İmam Hatiplerle ilgili yeni bir vizyon yeni bir kimlik belirlemeye gerek yok. Sadece eski, kadim şuurun yeniden diriltilmesine ihtiyaç var. Kuruluş zamanların şuurunu, Yüksek İslam Enstitüsünden mezun, alimlerden ve ariflerden okumuş hocalar kazandırmıştı. Artık bu hocalar nesli emekli oldu. Yeni hocalar sadece İlahiyat mezunu ve “öğretmen”.
Müfredat ve ders kitaplarının da dil, üslup, örnekleme bakımından, yeni yönelimleri, ihtiyaçları karşılayacak şekilde yazılması gerekiyor. Öğretmekten çok sevdirmek, kimlik sahibi kılmak, kuruluş yıllarındaki şuuru kazandırmak gerekiyor. Bilginin tek başına bir değer taşımadığı, ahlakın Peygamber ahlakı olduğu, fıkıhla metafizik düşünceyi kaynaştırmış bir metoda ihtiyacımız var.
Kız öğrencilerin imam hatip şuuru ve öğrendiklerini hayat haline getirmeleri için yapılabilecekleri en sona sakladım. İslam bir hava gibidir. Varlığını, daha çok yokluğunda hissederiz. Bir koku gibidir, odanın bir yerinde esansın kapağı açılır bütün odalarda hissedilir. Yani imam hatiplerdeki İslami havanın canlı tutulmasına bağlıdır her şey. Kurallar bir zaman sonra hayatın tabii parçası olur. Bu durum askeri okullarda, polis okullarında, sağlık meslek liselerinde daha açık görülüyor. Bu okullara gelen öğrenciler, çocuklarını bu okullara gönderen veliler bilmeli ki imam hatiplerin kız öğrencileri bir çeşit forma, okulun onaylanmış resmi kisvesi vardır. Meslek lisesi olmanın getirdiği bu kurallara uymak zorundadır öğrenciler. Dolayısıyla bu kuralları çiğneyemezler. Bu forma dini bir gereklilikle birlikte resmi bir zorunluluktur. “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” emrini ihlal etmeden, belirlenmiş bir süre içinde kız öğrencilerin bu kisveyi bürünmesi sağlanmalıdır. Okul dışındaki giyim kuşam okulu ilgilendirmez. Fakat hiçbir öğrencinin okulun kimliğini aşındırmaya hakkı yoktur. Bilinen bir gerçektir ki günümüzde velilerin önemli bir kısmı çocuklarını imam hatipleri uyuşturucu, kaçakçılık, ahlaksızlık gibi tehlikelerden daha korunaklı olduğunu düşünerek vermektedir. Bazı aileler de kendi veremediği dini bilgileri, ahlaki değerleri bu okullarda alsın diye vermektedir çocuklarını. Velilerden bazıları, üzerine bir şey koyamıyorum bari eldeki değerleri koruyalım düşüncesinde…Bunlardan başka imkanları ve başarıları sebebiyle tercih edilen Proje İmam Hatipler de var. Niteliklerini koruyarak geliştirmek için bu okulların sınırlı sayıda açılması gerekirken birçok imam hatip, proje okul haline getirildi. Korkarım ki proje imam hatiplerin sonu da eski Anadolu liselerine benzeyecek. Bizim bütün proje imam hatipler için her branştan yetişmiş, kendini adamış öğretmenimiz var mı ki! Var deniyorsa peki bu istenmeyen sonuçlar niye? Proje okullar adı üzerinde İslami eğitimi, ahlak ve yaşantıyı gelişmiş teknoloji, bilim, sanat ve kültürle kaynaştırmış okullar olmak zorundadır. Yoksa baş örtüsü takmadan okuyan ve mezun olan öğrencilerde olduğu gibi İslami değerleri yozlaştırmak için açılmış proje uygulama merkezlerine dönüşecektir.
Bunun içi teklifimiz şudur: Öğretmen Akademileri bütün imam hatipler ve proje imam hatipler için sadece meslek derslerinden değil, diğer branşlardan da imam hatip şuuruna sahip, adanmış, öğretmenliği ibadet düşüncesi ile yapacak öğretmenler yetiştirmelidir. Akademiye gelen öğretmen adayı başarılı olursa imam hatip liselerine gideceğini bilmelidir. El-hak bütün öğretmenler için aynı nitelikleri aramalıyız. Konumuz İmam Hatipler olduğu için bu okulların öğretmenleri daha bir önem kazanmaktadır. Peki bu kadroyu yetiştirecek, Öğretmen Akademilerinde istihdam edilecek ehliyetli, liyakatli elemanlarımız var mı? Bu konuda bütün sorumluluk Bakanlıktadır.
Kâmil Yeşil