
Karanlığa, belki de bir gölgeye yazılmıştı şiirler. Okuyunca gözleri dolmamıştı, gönlünde unutulmuş bir türkü gelmemişti aklına. Öyle hissiz, öyle duygusuz! Yoksa aklımın bir vedaya sığacak kadar gururu mu yoktu? Saçlarımı tarayan ellerin o sıcak buğusu mu soğudu? Dudaklarının arasından zoraki tutunan cümleyi bir kâseye mi dökmeli? Bir taşa bağlayıp okyanusun dibine mi yollamalı? Yankısı dünyaya yayılır mı?
Yolların anlamı bozulmuş, uçurumlar ayak ucuna taht kurmuş. Gözlerimi biraz daha yumsam, büyüdüğümü unutur kalbimi aşağı sarkıtırdım. Onun da yerini unutur muyum?
Soruların cevaplarını bir poşete koydum, içine de su doldurdum. Evin kapısını açtığımda karşı kanepede annemin sesini gördüm. Diğer eşini arayan terliğin sevinciyle mutlu oldum. Mutfağa döşenmiş raylardan geçiyor, son istasyon pencerede bitiyordu, durdum! Zorlandım pencerenin kanadını açarken ama o da haklıydı. Dışarıya kendisini kapatalı kim bilir kaç yıl olmuş. Poşetin suyunu kurumuş çiçeklere döktüm. Cevaplar yerini bulmuş muydu bilmiyorum…
Zaman kendiyle övünürken, kendisiyle böbürlenenlere gülümsüyordu. Çocuksu masum bir şeyler, biraz sevgi, yoksa eğer az da olsa vicdan kalmış mı diye dolapların kapağını açtım. Kavanozların ağzı neden bu kadar sıkı kapatılmıştı? Sandalyede asılı ceketin cebinden biraz nezaket çıkarsam hiç fena olmazdı. Çatal ve bıçaktan başka hiç bir şey yok muydu? Masa bugün de boş kaldı. Fakat bir kalem bir kağıt hep vardı…
Zil çaldı…
Ömür Teyze: “Geleceğini biliyordum, diyerek devam etti. Çiçeklere döktüğün su duvardan aşağıya doğru inmişti. Ellerimi ıslatan şey o da değildi. Gözlerimi sildim az önce. Masa boş kalmasın diye de, biraz anı getirdim, biraz geçmişten gölge. Birileri tutmalıydı aklında. Her şeyi unut unut ama! Bu gidişle varılmaz eşiğine. Özlüyor insan evin sahibini görünce. Çünkü her insan evdir aslında. Kimisi sahipsizdir. Masasında bir peçete bile yoktur. Hatasız, günahsız ya onlar! Hatta ona çalışır tanrılar. Ne yapsak kiri çıkmayacak dünyaya kızıyoruz da, baksana şu tepeden aşağıya, ne güzel yaratmış mevla!”
Suyun akıp yerini bulduğu zamanlar bunlar. Ömür Teyze masayı doldurup gitmişti. Bazı insanlar boş gelmezler. Anlam arayışını da getirirler. bir damla suyun kapladığı yerden bakınca, derisi soyulmuş insanlığa yeniden dikiş atar mıyız?
Çünkü o kadarız!
Ömür Teyze kapıdan çıkarken:
“Kışa rağmen, kırılacağına rağmen, kuruyup döküleceğine rağmen güzellikleri abartmaktan vazgeçmeyen çiçekler gibi olun.
Abartın özünüzde var olan iyiliği ve eksik etmeyin masanızdan nezaketi. Herkes birgün kalkıp gidince, onlar kalacak sadece.”
Masamızdan zerafet, letafet, hassasiyet, merhamet, insaniyet eksik olmasın değerli dostlar.
Eda Tosun
Tebrikler yürekten kutluyorum selamlar
Çok teşekkür ederim hocam. Göz nurunuza sağlık.