Türkiye dominant kavramıyla geniş anlamda 1990’larda bir televizyon dizisi ”Bizimkiler’le tanıştı. O dizideki ”dominant anne” vurgusu ve karşısındaki baskılanan, biraz silik baba tiplemesi ile dominasyon gündelik hayatımızda daha çok yerini aldı.
Her şey önce o mükemmeliyet duygusu ile başlıyor. Ortam, masa, çevre mükemmel olsun duygusu sahibini ele veriyor. İçinde bastırılamayan dominantlık duygusunu açığa çıkarıyor. Psikoloji dominant şahsiyetlerle alakalı muhtelif tespitlerde bulunmakta. Çocukluğunda anne sevgisini yaşayamayanlar, çocukken eşitsizlik muamelesine maruz kalanlar ve bir de geleneksel yolla geçen ve aileden, anne, babadan aktarım yoluyla gelen dominantlık türleri mevcut.
Nedir öyleyse dominantlık? Genel anlamıyla okulda, iş yerinde yahut herhangi bir cemiyette karşı tarafı, bulunduğu ortamı ya da evlilikte eşlerden birinin diğerini baskılaması demektir.
Cemiyette dominasyon/baskılama uygulayan bir başka insan türü daha var ki onlar da elde ettikleri bazı beceriler yoluyla kimliklerini var etme, elde ettikleri ticari başarı, devlette ve özel sektörde ele geçirdikleri kimi etiketler, makamlar vs yollarla bulundukları ortamlara dominasyon/baskılamada bulunurlar. Bu tür insanların dominantlıkları çevrelerindeki insanları pasif ve edilgen duruma getirir. Üretme ve kabiliyetlerini gösterme kapasitelerini ortadan kaldırır. Bu tarz dominasyonlar bazen sürekli olmakta, bazen de bir noktada el değiştirebilmektedir. Eşlerden biri, şirketse ortaklardan biri, iş yeri ise çalışanlardan biri ya da bir kaçı baskılamayı değiştirebilmekte. Parti, cemaat, dernek vb yapılar içinde dominasyon sahiplerine alan açabilmekte. Bu durum da kimi yerde ilişkilerde kopuş yaşanabilmektedir.
İşin kritik safhası bu tarz kimliklerin dominantlıklarının bir süre sonra fark edilmediğini düşünmeye başlıyor olmalarıyla başlamaktadır!
Dominantlık bir süre sonra ilişki ve iletişimi doğal seyrinden çıkararak; yapay adacıklar, çakma kişilikler haline dönüştürmekte. Sahipleri, aldıkları etiketlerle etraflarındaki halkayı varlık alanı olarak görmeye başlamakta. Hal böyle olunca da çevrelerinde oluşan zorunlu insan halkalarını ‘’adam edilesi’’ kimlikler olarak gören tipler türemekte.
Hele hele de bu konuda Acar Baltaş’ın ‘’en büyük özgüven manyaklarda ve psikopatlarda’’ dediği türden bir özgüvene ulaşmış olanlar var ki, bunlar narsizmini bulamaç haline getirip iflahı ve ıslahı zor bir kişilik sapmasına uğramaktalar. Hele de kibirleri onların tedavi almasının da önüne geçmeye başlayınca asıl manevi hastalığa dönüşme aşaması başlamakta. Mustafa Özcan dostumuz bir tarikatin mensuplarına NLP kursu aldırdığından bahsetmişti.
Nefsin terbiye ve tezkiyesinde tarihi, geleneksel ve Kur’an temelli arka plan ile ders ve tedris yapması gereken yapı mensup ve müntesiplerinin ‘’özgüvenlerini’’ patlatmak için kurs ve ders verdirmekte! İşin trajedisi tam da burada başlamakta! İlaç yapıp dağıtması gereken yapılar, fikir ve benliklerine enaniyet aşıladıkları kimlikleri ” zehirli kültür mantarlarına dönüştürmekte. Ruhları, benlikleri, şahsiyetleri zehirleyerek enaniyetler ön plana çıkarılmakta. İçten yanmalı motorlar gibi enerjiyi açığa çıkarmak yerine içten çürüme had safhalara yükseltilmekte. Bu tarz yapılar, suyundan içen, sohbetinden beslenenleri, kabaran enaniyet abidelerine dönüştürmekte!
Dominantlık bir patoloji olarak en çok da kültürel yolla yayılmaktadır. İşte tam da bu nokta da manevi hastalıkların artışı başlamakta. Cemiyetin enerjisini kendi içinde tüketen yolları çoğaltılmaktadır. Bu durum da toplumsal çürümeye yol açmaktadır.
Baskılamanın patolojisinden kurtulmanın ve cemiyeti bu tasalluttan kurtarmanın yolu eğitimden geçmekte. İçinde hak ve hakikat ölçülerini barındıran nefis ve kalp eğitimi bu işin en tabii reçetesidir.
Kalbi sökülmüş çağda, insanı ve insanlığı kaybetmiş modern çağda biz insanı yeniden keşfetmeliyiz. İnsanlığımıza yeniden dönüş yapmalıyız.
İçinde ders, tedris, talim, alim, terbiye, arif, muarefe olan bir maarifi kurmalıyız.
Dünyanın vicdanı olma ve insanlığa iyilik/adalet götürme sorumluluğumuza tekrar dönme yürüyüşümüzü yükseltmeliyiz!
Gerçek anlamda yeni bir lisanla, yeni bir insanla gelecek inşa eden ‘’İstikbal köklerdedir!’’
Fıtrat ve vicdanı inşa ve ihya ederek, Hazreti İnsana onurunu yaşatmalıyız.
Selametle ve sağlıcakla kalın.