eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    Vatan Şairi Mehmet Akif Ersoy’un Hayatı ve Mücadeleleri

    Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında İstanbul Fatih’te  Sarıgüzel mahallesinde dünyaya gelmiştir. Aslen baba tarafından Kosovalı’dır.  Dünyaya geldiğinde babası Rağif adını vermiş; ancak bu isim zamanla yerini, aile ve okul camiasında Akif’e bırakmıştır. 4 yaşında mahalle mektebine başlatılmış ayrıca babasının sıkı terbiyesi ile büyümüştür. Babası Arapça eğitimini verirken aynı zamanda resmi eğitim hayatı da devam etmiştir. Ortaokulu bitirdikten sonra, Mülkiye’ye devam ederken babasının vefatı ve evlerinin yanması nedeniyle Baytar ve Ziraat Mektebi’ne geçiş yaparak oradan mezun olmuştur. Bu arada hafızlık eğitimini ve Farsça, Fransızca dil eğitimleri alarak hem şark hem de garp edebiyatına ve hakim bir şekilde kendi özgün eserlerini ortaya koyacak şekilde yetişmiştir. Mülkiye yıllarında hocası Muallim Naci tesirinde kalmış; üzerindeki bu etki, yıllarca devam etmiştir. Sebilürreşad ve Sırat-ı Müstakim isimli dergilerde muharrir ve başmuharrirlik görevlerinde bulunmuştur.  1908 Meşrutiyeti’nin ilanından sonra Akif ve bir grup arkadaşı İttihad-ı Terakki’ye girme kararı alınca cemiyetin “bila kayıdü şart cemiyetin emirlerine itaat” (cemiyetin emirlerine kayıtsız itaat) kaydının kaldırılmasını savunarak cemiyete katılmakla beraber, siyasi faaliyetlerinde yer almamıştır. 1908’den 1910’a kadar onlarca şiiri Sırat -ı Müstakim dergisinde yayınlayan Akif, bu şiirlerinden dört tanesi dışındaki manzumelerini 1911’de Safahat adı altında topluca neşretmiştir. Bu şiirlerde konu toplumsal sıkıntıların, yoksulluğun, ezilmiş, yoksul, çaresiz insanların tasviriyle birlikte ortaya konulan ve çözümlerdir. Meşrutiyet sonrası düşüncelerini ifade etme yolu olarak nesre ağırlık vermesi M. Akif’in İslamcı kimliğinin ortaya çıkmasının da başlangıcı olmaktadır.

    Eserlerinde çift yönlü bir mücadele veren Akif, bir yandan ahlaki değerlerden ödün verilerek yapılan batı taklitçiliğini yermekte; diğer yandan ise din adına uydurulan hurafelerle savaşmaktadır. Döneminin siyasi fikir akımlarının ortaya çıkardığı ayrılıkçı yaklaşımların sonuçlarını yakından müşahede ettiği için Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hakkın Sesleri adlı eserlerinde yaşadığı şartlarında etkisiyle İslâm birliği idealini öne çıkarmıştır.

    Millî edebiyat duyarlığına sahip bir şair olduğu için şiirlerinde kişisel duygularını geri plana atar, milletinin derdini dile getirir. Konuyu öne çıkararak sanatı geri plana bırakır. Ancak kalemini özgür bıraktığı zamanlarda bütünüyle lirik bir şairdir. Ayet ve hadislerin makbul saydığı şiiri yazma derdindedir. Ona göre edebiyat ahlaki ve sosyal fayda sağlamalı şiir ise toplumu uyandırmalıdır.

    27 Haziran 1912’de Sebilürreşad dergisinde yayımlanan “Şiir Nasıl Olmalı?” adlı yazıda şiir anlayışını Kur’an-ı Kerim’e, özellikle de Şuara suresine dayandırır. Şuara suresinin 224 ila 227. ayetlerini yorumlar. Önce ayetlerin aslını, ardından mealini verir. Akif’in tercümesi şöyledir: “Şairlerin arkasından ancak sapıklar gider. Görmüyor musun ki onlar her vadide dolaşıyorlar. Hem yapmadıkları şeyleri söylüyorlar. Yalnız, iman ederek salih amellerde bulunanlarla Allah’ı sık sık hatırlayanlar, bir de zulme karşı çıkanlar için söz yoktur. Zulmedenler ise nasıl bir âkibete uğradıklarını anlayacaklardır.”

    1911 sonrası Akif, sadece İstanbul ve Türkiye üzerinde değil; bütün Alem-i İslam üzerinde duracaktır. Geri kalmışlık ve büyük devletlere bağlılığı bütün Müslümanların ortak problemi olarak görür. Balkan Harbi’nin çıkması ile vaazları, şiirle manzumeleri ile ve yurt dışı seyahatleri ile Kuran-Hadis kaynaklı olarak hitabeleriyle İslam âleminin birliğini ve tefrikayı vurgular.

    1912’de Süleymaniye Kürsüsünde adlı manzumeyi yazar.  Orada eski yeni şairler, özellikle klasik dönem şairlerinden ve eski divanlardan söz ederken üslubu çok serttir, Safahat’ın altıncı kitabı olan Âsım’da para karşılığı ısmarlama şiirler yazan kalem erbabını eleştirir. Ona göre şairlerin görevi milletin fertlerine terbiye sunmak, ulvi fikirleri güzel sözlerle ifade etmek ve kalplerde iyi bir etki uyandırmaktır. Mehmet Akif ahlak eksenli edebiyat anlayışını şöyle özetler: “Biz edebiyatın vatanı olduğuna iman edenlerdeniz. O sebepten hiçbir milletin edebiyatını kendimize mal etmek istemeyiz. Biz, edebiyattan ahlaki, sosyal bir fayda bekleriz. Bizim inancımıza göre edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter.” Akif, içinde yaşadığı ve vicdanı olmayı tercih ettiği toplumun hastalıklarına tanı koyma ve tedavi önerme amacıyla şiir yazmıştır.

    1913 yılının ilk aylarında Akif, İstanbul’un üç büyük caminde vaazlarıyla halkı uyarmaya çalışmış, bu vaazların metinleri Safahat’ın üçüncü kitabı olan Hakkın Sesleri ismiyle yayımlanmıştır. Aynı yıllarda kendisi baytarlık dairesi müdür yardımcılığı görevindeyken aynı dairenin müdürünün haksız yere vazifesinden azlolunması nedeniyle, kendi vazifesinden istifa ederek ayrılmıştır. Neşriyat hayatında kavmiyetçi fikirlerin aleyhinde neşriyatta bulunan Akif’in fakültede ders vermesi particiler tarafından istenmemiş, bu sefer de düşüncelerinden dolayı 1913 yılı sonunda Darülfünun’daki görevinden istifa etmek durumunda kalmıştır. 1914-1918 yıllarında Akif, hükümetin verdiği resmi vazifeleri kabul edip seyahatlerde bulunurken; bir yandan Hatıralar’ı oluşturacak manzumeler yazıyor; öte yandan da İslam Birliği’ni, İslam medeniyetini müdafaa yolunda makaleler neşretmeye gayret ediyordu. Aynı zamanlarda Sebilüreşad hükumet tarafından uygulanan çeşitli yıldırma politikaları ile mücadele ediyordu. Nihayetinde dergi 1918 yılında kapatılmıştır.

    1920’de Meclis tarafından Burdur milletvekili olarak kabul edilen Mehmed Akif Ersoy, hayatını fikri mücadeleye adamış bir düşünce ve edebiyat adamıdır. Mücadelesinin merkezine din, millet ve vatan değerlerini yerleştirmiş, siyasetin bu kavramlara hizmet etmesi gerektiğini düşünen bir edip ve şairdir.

    Eşref Edip Fergan (1938), İstiklal Savaşından sonra bir gün Mehmed Akif’e rastladığında, kendisine “artık siyaset adamı oldun” biçiminde bir ifade kullanınca Mehmed Akif şu cümlelerle kendisine cevap vermiştir: “Allah’a sığınırım: şu siyasetten, siyaset sözünden, siyaset manasından, siyaset sözünün ağızdan çıkan her harfinden, siyaset namına içten geçen her hayalden, siyasetin anıldığı her yerden, siyasetten bahseden, yahut siyaseti öğrenen, yahut siyasetle aklını bozan, yahut siyasetle akıllılaşan herkesten siyaset kelimesinin kökünden ve o kökten çıkan iştikakların hepsinden, Allah’a sığınırım.”

    Mehmet Akif’in siyasal faaliyetleri bir hizbin tarafı olmaktan ziyade, Müslümanların uyarılması ve yaşanan sıkıntılar karşısında birlik olarak yeniden güçlü bir toplum ve devletin ortaya çıkması içindir. Bu faaliyetlerden biri Balkan Harbi sırasında halkı uyandırmak ve orduya yardım sağlamak amacıyla kurulan “Müdafaa-i Milliye Cemiyeti”nin İrşad Heyeti üyesi olarak muhtelif camilerde vaazlar vermesi ve bu vaazların daha sonra gazetelerde halka ilan edilmesidir. Balkan Harbi’nde yaşanan yenilgiden Müslümanların ders alması gerektiğini vurgulayan ve bu konuda yoğun bir gayret sarf eden Mehmet Akif I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin aynı akıbete uğramaması için Almanya’ya bile giderek hizmet etmekten geri durmamıştır.

    Ankara’ya geldikten sonra Milli Mücadele’ye katılımı arttırmak amacıyla birçok yere gitmiştir. Anadolu’da verdiği vaazlarda düşmanın Sevr ile yapmak istediği imha planını bütün açıklığıyla herkesin anlayabileceği bir tarzda anlatarak, tehlikelere ve tefrikaya karşı halkı uyarmıştır. Bu dönemde Akif, Ankara’da Taceddin dergâhında kalmaya başlamış; dostları kendisini burada ziyaret etmişlerdir.İstiklal marşının yazımını da burada gerçekleştirmiştir.

    İstiklal Marşının Yazılması

    Yunan ordularının Anadolu içlerine kadar yayıldığı, Sevr Antlaşması’nın imzalandığı, cephelerden çeşitli haberlerin geldiği, Milli Mücadele’nin ve meclisin en yoğun aylarının yaşandığı bir sırada gündeme gelen İstiklâl Marşı, Mehmed Akif’in de duygularını yoğun olarak yaşadığı günlerinin mahsulü olmuştur.

    Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marş yazılması için yarışma açılarak eserlerin arasından bir seçme yapılacağı ve marş olarak seçilen parçanın yazarına 500 lira, besteyi yapan kişiye de 1000 lira mükâfat verileceği ilanlarla duyurulur. Yarışmaya katılan 724 eserden hiçbirisi bu mücadelenin ruhunu ifade edebilecek değerde bulunamaz. Mehmet Akif müsabaka şeklini ve ikramiyeyi kabul etmediğinden yarışmaya katılmak istemez.  Yarışma şartlarının değiştirilebileceğini ve verilecek ikramiyenin de alınarak bir hayır kurumuna verilmesi teklifiyle Akif’i bu konuda ikna edilir.

    Akif’in şiiriyle birlikte üç eser orduya gönderilerek, asker üzerinde en fazla etkiye sahip olan eserin tespiti ve mütalaanın gönderilmesi istendiğinde, en çok Akif’in eserinin beğenildiği ifade edilerek 26 Şubat 1921’de Maarif Vekâleti tarafından meclise gönderilen “İstiklal Marşı” teklifi o gün gündeme alınır ve ilk toplantıda şiirin basım ve dağıtımına karar verilir. 1 Mart 1921 tarihli ikinci toplantı döneminde, marş Hamdullah Subhi Bey tarafından okunur. Marşın resmen kabulü meclisin 12 Mart 1922 tarihli toplantısında gerçekleşir. “Kahraman Ordumuza” ithaf edilen marş, Meclise gelmeden önce 17 Şubat’ta Sebilürreşad’ın baş sayfasında, yayınlanmıştır.

    1923 yılında Trabzon Mebusu olan arkadaşının muafız başı tarafından öldürülmüş olması kendisinin meclisten soğumasına neden olur. Birkaç arkadaşının da meclisten ayrılması ile birlikte mebusluk görevinden istifa eder. Daha sonra İstanbul’a dönerek, en büyük eseri olan, Safahat’ın Beşinci kitabını teşkil eden Asım’daki manzumelerini tamamlar.

    Mısır’a Gidişi ve Meal Çalışmaları

    Mehmet Akif, 1923 yılında Mısır’a gidip birkaç ay kalarak yurda döner. 1924 –1925 kışını yine Mısır’da geçiren Akif, konusunu İslam tarihinden alan “Vahdet” adlı manzum hikayesini burada yazmıştır. 4 Mart 1925’te çıkan Takrir-i Sükûn Kanunu’ndan bir gün sonra yaptığı toplantıya istinaden hükümet beş gazete ve Sebilürreşad dahil üç dergiyi kapatır. Sebilürreşad’ın sahibi olan Eşref Edip de isyana teşvik, suçlamasıyla İstiklal Mahkemesi’ne gönderilerek ve muhakeme edilir.

    1925 yılı sonrası Türkiye ’den ayrılan Akif, on yılı aşkın bir süre boyunca yurttan ayrı olarak Mısır’da yaşayacak ve ölümünden birkaç ay önce hasta haliyle memleketine dönebilecektir. Onun Mısır’a gidiş nedeni, spekülasyon konusu yapılarak yıllarca tartışılmaya devam etmiştir. D. Cündioğlu, Akif’in Mısır’a gidiş nedeni konusunda ortaya atılan fikirleri şöyle dile getirmektedir: “Kur’an’ı tercüme etmek üzere Diyanet Reisliği ile resmi mukavele yapmış biri niçin bu vazifeyi yerine getirmek için Mısır’ı seçti?” diye soruluyor ve “inkılâplardan rahatsız olduğuna ve şapka giymemek için ülkesini terk ettiğine” dair dedikoduların doğru olup olmadıkları merak ediliyor. “İstiklal Mücadelesinden sonra Mehmed Akif, cemiyette gördüğü değişmelere inanmadı ve inanmadığı için de uymadı. Beş-altı sene memleketten uzak yaşamasının sebebi de budur.”

    Neyzen Tevfik’in kardeşi Şefik Kolaylı, bir Cumartesi günü Prof. Fazıl Yegül ile beraber oldukları bir sırada Akif’in veda ziyaretine geldiğini, kararından vazgeçmesi için ısrar ettiklerinde Akif’in büyük bir hüzün ve teessür içinde şöyle dediğini aktarır: “Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben, vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum.(31 Aralık 1950’de Ankara Halkevi salonunda yapılan toplantıda konuşan, Akif’in yakın arkadaşlarından Neyzen Tevfik’in kardeşi, Milli Mücadele’de Akif ile beraber kalan Şefik Kolaylı, Pendik Bakteriy olojihanesi müdürüyken Akif, Prof. Fazlı Yegül ile kendisine gelerek Mısır’a gideceğini söylemiştir. Onu ikna etmeye çalışırken Akif’in gitme nedeni olarak yukarıdaki ifadeleri sarf ettiğini bu toplantıda açıklamıştır. Bu satırları yorumlayan Düzdağ, Akif’ in 1925 sonunda ülkeyi terk etmekten başka çaresinin kalmadığını, kendisine maaş bağlamayarak, iş vermeyerek ve nihayetinde peşine polis takarak Mehmet Akif’in yurdu terk etmesinin temin edildiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Akif’in buradan gitmekle doğru bir tercihte bulunduğunu ifade etmektedir. (Bkz, Düzdağ, Akif’in Mısır Hayatı). Buna yakın tarzdaki ifadelerin bir başka sahibi de Mehmed Doğan’dır: “1923 sonrasında Mehmed Akif için “deniz tükenmştir… Hayatının önceki dönemi doğrultusunda ne yazsa ne yapsa suç teşkil edecektir… Sebilürreşad’ın yayımına Takrir-i Sükun Kanunu ile son verilmiştir. Mehmet Akif gibi bir şahsiyet için ülke yaşanılır olmaktan çıkmıştır. Şair ve düşünür kimliği ile ülkenin insanlarına hizmet etmesi artık mümkün değildir… Şu iddia belki aşırı bulunabilir: Mehmed Akif o yıllarda Türkiye’de kalsa ve hiçbir şey yapmayıp köşesinde otursaydı bile hayatı garanti edilemezdi!”(Bkz., D. Mehmed Doğan, Camideki Şair Mehmed Akif, İstanbul 1989, 68.)(Kaya,2009).

    1925 Şubatı’nda TBMM’de Diyanet İşleri Riyaseti bütçesi görüşülürken mebusların verdiği 60 imzalı kanun teklifi ile Kur’an’ın tercüme ve tefsirinin yapılması kararı alınmıştır. Tecrid, Ahmed Naim’e; tefsir, Elmalılı Hamdi’ye verilmişti. Meal’in ise M.Akif tarafından yapılması istenir; ancak o böylesine ağır bir mesuliyetin sorumluluğunu almak istemez. Hamdi Efendi, “Hakkıyle tercemenin mümkün olmadığı tabiidir, ancak bu bir meal olacaktır. Mademki bu işi herhalde bizim yapmamız arzu ediliyor, bu hususta ısrar olunuyor, artık kabul zaruridir. Ancak biz de mümkün olanı yaparız. Siz kabul etmezseniz ben de kabul etmem.” Demiş. M. Akif de “meal” için mukavemet göstererek teklifi kabul etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan mukavele gereği Kur’an’nın tercüme ve tefsiri için 6.000 lirası Akif’e, 6.000 lirası da Elmalılı’ya verilmek üzere 12.000 lira telif ücreti belirlenmiş ve her ikisine de 1.000’er lira avans verilmiştir.

    Mısır’da münzevi diyebileceğimiz bir hayat yaşayan M.Akif, haftada iki gün Kahire’ye inerek Darülfünundaki dersini okutmuştur. 1929 yılından itibaren, Mısır Üniversitesi’nde Türkçe öğretmeni olarak çalışmaya başlamış; Mısır’da bulunduğu sürece ülkesinde, yanlış bulduğu uygulama olmasına karşın O bu konularda hiç konuşmamış ve hiçbir tenkitte bulunmamıştır. M. Akif Mısır’da geçirdiği yıllarda daha fazla kendi iç dünyasına yönelmiş ve Tasavvufi eserleri okumaya da ağırlık vermiş, bir taraftan Kur’an tercümesini yapmıştır.

    M. Akif Mısır’da yıllarca meal ile uğraşır. Bu arada Elmalılı yazdığı her cüzü Ankara Diyanet Riyaseti’ne göndermektedir. Diyanet Riyaseti ondan da bir an evvel tercümeyi alıp neşretmek ister. M. Akif ise tamamen bitirmedikçe teslim etmek istemez. 1932’de kendisi ile Diyanet Riyaseti arasındaki Meal mukavelesi feshedilir. M. Akif, Türkiye’ye dönmeden önce, tercümeyi Ali İhsan Efendi’ye bırakmış, “Ben sağ olur da gelirsem, noksanlarını ikmal eder, ondan sonra basarız. Şayet ölür de gelmezsem bunu yakarsın” diye vasiyet etmiştir. Tercümenin üzerinde M. Akif’in bu kadar hassasiyetle durmasının nedeni ve ölümüne müteakip yakılmasını istemesini, ibadetlerde bir inkılâp yaparak, namazlarda Kur’an’ın Türkçe tercümesinin okunması şeklindeki cereyanların baş göstermesine bağlayan Eşref Edib, Akif’in bu durumu sezmesi üzerine gösterdiği tepkiyi şöyle aktarmaktadır: “Meğer ben Rabbime karşı ne büyük hata işliyormuşum! Ne büyük isyanda bulunuyormuşum!… Ben dinime hizmet için, Kur’an’a hizmet için bu ağır işi üzerime almıştım. Kur’an kalkacak benim tercemem onun yerine kaim olacak, kıyamete kadar Müslümanlar bana lanet edecek!… Bu, nasıl olur? Akif, sen bu oyuna, bu farmason dolabına nasıl alet olursun?

    İkinci Dünya Savaşı’nda Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, bir gezisi esnasında Mısır’a uğrayarak Akif’in çeviriyi teslim ettiği İhsan Efendi’yi bulmuş, İhsan Efendi, Akif’in vasiyeti üzerine çeviriyi yaktıklarını söylemiştir.

    M. Akif 1935 yılında rahatsızlanarak Antakya’ya gelir. Bir süre tedavi olur ve tekrar Mısır’a döner. 1936’da tekrar İskenderiye’den yola çıkarak, ailesi ile birlikte 19 Haziran’da İstanbul’a ulaşır. Rahatsızlığı arttığı için Sağlık Yurdu’na yatırılır. Mısır’dan döndükten sonra, hastalıklı ve sıkıntılı günler geçirerek altı ay kadar hayatta kaldıktan sonra 26 Aralık 1936 Pazartesi gecesi vefat etmiştir.

    Sanatı yanında karakter ve seciyesi, millî meselelerdeki hassasiyet ve gayreti, yakın tarihte oynadığı önemli roller ve halkın gönlündeki yeri dolayısıyla Mehmet Akif şiirlere, romanlara, film ve dizilere konu olmuştur. Mehmed Akif’in bütün eserleri İsmail Hakkı Şengüler tarafından yayıma hazırlanmış ve son tashihleri M. Ertuğrul Düzdağ eliyle yapılarak on ciltlik Mehmed Akif Külliyatı içinde toplanmıştır. Bu külliyatın dökümü şöyledir: I-IV: Karşı sayfalara açıklamaları konulmak suretiyle Safahat’ın tamamı ile Safahat dışında kalmış bir kısım şiirleri; V: Makaleler ve Tercümeler; VI-VIII: Tercümeler; IX: Tefsîr-i Şerif, Hutbe, Vaaz ve Mektuplar; X: Hayatı, Seciyesi, İdeali, Sanatı ve Eserleri’ne Dair Yazıların Derlemeleri.

    Mehmet Akif Ersoy’un Dini ve Siyasi Fikirleri

    Döneminin İslam entelektüellerinden sayılan Mehmet Akif’in tefsirini yaptığı ayetlere bakıldığında bunların neredeyse tamamının Müslümanların birleşmesiyle alakalı                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         olarak yorumlandığı görülür. Hz. Muhammed’in(S.A.V) hadislerinden de özellikle, birlik ve beraberlikten, Müslümanların birbirleriyle olan ilişkilerinin niteliğinden bahsedenler üzerinde durulduğu görülür.

    Akif Müslümanların gerileme sebeplerini irdelerken din konusuna değinmektedir. Hakiki Müslümanlık ile yaşanan Müslümanlık arasındaki uçurumu gözler önüne seren, şu dizeleri dikkat çekicidir: “Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile… Âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok nâfile! Kaç hakîkî Müslüman gördümse: Hep makberdedir. Müslümanlık, bilmem amma, gâlibâ göklerdedir!”(Safahat).

    M. Akif, Safahat’taki birçok şiirinde de yer aldığı gibi, insanı ahlaki bir amaç içerisinde idealleştirmektedir. Bu ideal doğrultusunda insanın yaratılıştan taşıdığı ilahi cevhere uygun olarak temel ahlaki değerleri hayatına yansıtmasını beklemektedir. Onun anlayışında insanı belirleyen temel vasıflar manevi niteliklerdir.

    Yaşadığı sürece Müslümanların birleşmesi fikriyatı, Mehmed Akif’i fazlasıyla meşgul etmiş ve Osmanlı’nın tarihi tecrübesini de göz önünde bulundurarak, Osmanlı’nın mirasını doğru bir şekilde değerlendirmekle bunun gerçekleştirilebileceğine inanmış ve mücadelesini de vermiştir. Ayrılıkçı hareketler, şahsi menfaatler ve iktidar hırsının neden olduğu iktidar kavgaları onun bu konuda en çok eleştirdiği ve tepki gösterdiği vakalar olmuştur. Kavmiyetçilik ve particilik de onun kanaatine göre birliğe zarar verip; onu bozacak fikirlerdir.

    Mehmet Akif’in Medeniyet Anlayışı

    Mehmet Akif, medeniyet kavramını değerlendirirken insanların medeniliğini ön planda tutar. Medeniyetin bir beynelmilel bir de kültür yönünün olduğunu ifade etmektedir. Medeniyeti hazırlayan bilim ve tekniktir. Kültür ise o milletin asli özelliklerini koruyan, aktaran vasfıyla ön plana çıkar. Akif de her fırsatta medeniyetin bilim ve teknik yönünü benimsemiş, bunun alınmasını tavsiye etmiş ancak kutsal olana, manevi değerlere saygıyı da ihmal etmemek gerektiğini vurgulamıştır.

    Mehmet Akif ülkenin sosyal, iktisadi ve kültürel gelişiminde Doğu ve Batı medeniyetlerinin en işe yarar yönlerini alma taraftarıdır. M. Akif’in her iki medeniyetten faydalanma fikri yetiştiği çağlardan başlayarak hayatı boyunca sahip olduğu fikirdir. İyinin alınıp kullanılmasını, kötünün atılıp terk edilmesini öneren bir görüşe sahiptir. Akif medeniyetin elde edilmesini fertlerin gayretleriyle ve kendi benliklerini korumalarıyla gerçekleşeceğini vurgular. Her zaman Batının ilmi ve fenlerinden faydalanıp insaniyet tavırlarından uzak durulması gerektiği görüşünü savunmuştur. Ayrıca medeniyette ilerlemenin kademe kademe ve ancak eğitimle gerçekleşeceği görüşündedir. N. Topçu’ya göre “Akif’in beklediği inkılap şekil ve madde inkılabı değil, ruh ve ahlakta ortaya konulması gereken bir inkılaptır”. Akif’in medeniyet konusunda en çok canını sıkan Avrupalının medeniyeti kendi tekellerinde görmeleri ve başkasını bu konuda önemsememeleri, elde ettikleri medeniyeti özellikle Müslümanlar üzerinde baskı unsuru olarak kullanmalarıdır. Batının, Müslüman ülkeleri parçalayıp tamamen kendi menfaati doğrultusunda istismar etmek istediğini dile getirir ve akabinde Müslümanların uyanık olmalarını ve batının bu olumsuz yüzüne karşı kendi gerçek kimliğini ortaya koymalarını dile getirir. Medeniyeti yanlış anlayan ve uygulayanlara karşı Müslümanları harekete geçmeye çağırarak şöyle der: “Medeniyet denilen maskara mahluku görün. Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!”

    Akif’e göre medeniyeti yakalayamamanın sebepleri arasında aydınlarla halk arasındaki kopukluk da yer almaktadır. Bu kopukluk zaman zaman öyle bir hal almaktadır ki, iki zümre birbirine düşman gibi bakmaktadır. Bunun sonucunda ilim, toplumda gerçek gücünü gösterememektedir. Zaman zaman aydınların bir kısmının halkın dini ve manevi değerlerini önemsememeleri, alay etmeleri, halkın bütün aydınlarda bu olumsuz tavırlar varmış gibi düşünerek faydalı olan tabii ilimlere bile karşı çıkmalarına neden olabilmektedir.

     Akif’in İstiklal Marşı’nda yazdığı “Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar” cümlesi aslında Batının emperyalist ve sömürgeci olduğunu ortaya koyan bir ifadedir. Her ne kadar Akif medeniyetin asli anlamını çağı yakalama ve ilerleme olarak görse de buradaki karşılığı teknik ve fende ileri olan, ancak medeni olamayan bir Batıyı tasvir etmektedir. Ayrıca Batı medeniyetinin zaman zaman iman gücü karşısında canavarlığının, gücünü kaybedip tek dişle kalan yorgun, bitkin ve isteğini yerine gelmeyince canavarlaşan sömürgeci bir güce dönüştüğünü ifade etmektedir. Medeniyete ulaşmak için yapılması gereken; fertlerin kendi değerlerini bırakmamaları, kendi mahiyetinin kıymetini bilmeleri ve ilmi nerede olursa olsun elde etmeye çalışmalarıdır.

    M. Akif, İslâm Medeniyetinin geçmişinin Batı medeniyetinden her alanda daha üstün ve parlak bir medeniyet içerdiği fikriyle dönemin dini, medeni gelişiminin önünde bir engel olarak görülmesi anlayışının karşısında yer almıştır. Kur’an-ı Kerim’in insanlara en yüce ahlakı, birliği, yardımlaşmayı, çalışmayı, ilme yönelmeyi emrettiğini daima dile getirmiştir. Eserlerinde, özellikle Hakkın Sesleri’nde, Kur’an ayetlerine ve Hz. Peygamber’in hadislerine dayanarak bu görüşlerini temellendirmektedir. İslâm toplumlarının çökme durumuna gelmelerinin ona göre tek sebebi; İslâm’dan, onun asli kaynaklarından uzaklaşmaktır.

    Mehmet Akif, batı medeniyetine birbirine zıt; biri bilim, teknoloji ve sanattaki yüzü, diğeri emperyalist, saldırgan ve düşük ahlaklı yüzü olmak üzere iki yüzü olan bir medeniyet olarak bakar. Görüşleri de gördüğü bu iki yüze göre şekillenmiştir. Bu yüzden Batı medeniyetine karşı toptan kabul veya ret tavrını benimsememiştir.

    Reddettiği kısım açık bir şekilde Batı emperyalizminin insan ve insani değerleri dışlayan, özellikle Müslüman toplumlara karşı medeniyet adına medeniyete yakışmayan, sömürgeci tutumlarıdır. Bilim ve teknolojideki ilerlemelerini ise zaman zaman övgü ile vurgulamıştır. Onun medeniyet anlayışında önem verdiği değerlerden birisi, kendi tarihinde yer alan milli kültür ve medeniyet zihniyetinin topluma kazandırılması ve Batı medeniyetinin ulaştığı bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yakalanması hatta geçilmesidir.

    Müslüman bir toplumun ahlaki değerlerini kaybetmesini ölüme eşdeğer olarak tanımlayan vatan şairi bir medeniyetin varlığını sürdürmesini, dini temel alan ahlaki değerlere ve erdemlere bağlamaktadır.  Akif’e göre, Millî ahlak, milletin ruhudur ve medeniyetin temelidir.  Bu temelin direği de İslam dinidir.

    KAYNAKLAR

    ÇARKÇI, A. (2020, MART). MEŞRUTİYETTEN CUMHURİYETE MEHMET AKİF ERSOY’UN SİYASİ FAALİYETLERVE DÜŞÜNSEL BİYOGRAFİSİNDE YER ALAN Siyasal Kavramlar. Sabahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü. MEVZU SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ , s. 9-43.

    DURAK, N. (2016, Şubat). MEHMED AKİF ERSOY’UN DÜŞÜNCE DÜNYASINDA AHLÂK, ERDEMLER ve MEDENİYET İLİŞKİSİ. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Yıl: 2016/2, Sayı: 37.

    İMAMOĞLU, A. (2010, Mart 21). MEHMET AKİF’TE MEDENİYET KAVRAMI. Sakarya Üniversitesiİ İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Din Psikolojisi AD, s. 165-171.

    KAYA, H. (2009). MEHMET AKİF ERSOY’UN DİNİ VE SİYASİ FİKİRLERİ. İSLÂM MEZHEPLERİ TARİHİ BİLİM DALIFIRAT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAMİ BİLİMLER ANBİLİM DALI. ELAZIĞ.

    ŞİMŞEK, T. (2015). MEHMED ÂKİF’İN POETİKASI. A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 53, ERZURUM 2015, 105-120, s. 105-120.

    TDV İSLAM ANSİKLOPEDİSİ. (2023, AĞUSTOS 28). islamansiklopedisi.org.tr: https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-akif-ersoy adresinden alındı

    Yazarın Diğer Yazıları
    26.07.2022 00:24
    28.11.2022 04:47
    30.10.2023 00:01
    12.12.2022 08:44
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.