eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ahmet TEK

Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi mezunu. Hürriyet Gazetesi’nde mesleğe başladı. Muhabir, Yurt Haberleri Müdürlüğü ve idarecilik yaptı. Anadolu Ajansı’nda muhabir, editör, Yurt Haberler Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı ve Haber Akademisi Koordinatörü olarak hizmet verdi. Sürekli Basın Kartı sahibi. Milli Güvenlik Akademisi, basın kuruluşlarının düzenlediği çalıştaylar ve Anadolu Ajansı’nın muhabir yetiştirme programında habercilikle ilgili dersler verdi. Uluslararası medya eğitim programlarına katıldı. Baykuş koleksiyoneri, bibliyofil ve seyahat tutkunu.

    Kitap, Çikolata, Kahve

    Kitaplara ve kitaplığıma bağımlılığımın sebebini öğrendim. Şükürler olsun, korkulacak bir durum yokmuş. Kitaplığımdaki koku, cennet kokusu olmasa bile yalancı dünyanın en sahici kokusuymuş.

    Kitaplığımın düzenlenmeye ihtiyacı vardı. Raflardan bazı kitap ve dergileri indirip, yenilerine yer açmam gerekiyordu. Tembellik ediyordum. Bir türlü elim varmıyor, sürekli erteliyordum. Kitap okumaktan başka her şeye üşeniyordum. Kitaplara ve kitaplığa karşı kendimi suçlu hisseder hale gelmiştim. Öyle ki, okuma köşemi bile kullanmaktan çekinir olmuştum. Sonra üzerime bir iyilik hali geldi, kitaplığa el attım, şevkle işe giriştim. Daha işin başındayım. Acele etmiyorum. Yavaş yavaş ilerliyorum.

    Hangi kitabı elime alsam, yıllardır görmediğim bir dostla karşılaşmış gibi anılar denizine dalıyorum. Bazı kitaplar can dostlarım. Onlara ilişkin hemen her şeyi hatırlıyorum; bana söyledikleri ve önerileri, tartışmasız kabullendiğim ya da itiraz ettiğim cümleleri belleğimde tazeliğini ve canlılığını koruyor. En çok da kokuları… Her kitaptan çıkan koku, adeta kapağı yeni açılmış çekilmiş kahve kavanozu, ya da yaldızlı ambalajı yeni çıkarılmış acı çikolatayı hatırlatıyor.

    Bazı kitapları ise ilk kez görmüş gibiyim. Ne yazarı, ne kapağı, ne başlığı, ne içeriği… Onlar, adını ve yüzünü çıkaramadığım eski tanışlar gibi… Tuhaf bir duyguya kapılıyorum. Onlara dikkatle bakıyorum, bir daha bakıyorum, yok, olmuyor. Kokluyorum, yine olmuyor. Mahcubiyetle “Çıkaramadım sizi, özür dilerim” diyorum.

    Şükürler olsun, elime aldığım kitapların çoğunu hatırlıyorum. Onlar kadim dostlarım olmalı. Bu kadarına ihtimal vermiyordum. Ne büyük mutluluk…

    Kitap dostlarım benim! Beni hiç yalnız bırakmadılar. Bir dost kitap, beni bir başka kitapla dost kıldı. Böyle böyle çoğaldık.

    Çocukluğumda hissedip kimselerle paylaşmadığım bir hazzın yeniden farkına vardım. Elime aldığım kitaplardan tarif edemediğim kokular duyardım. Bazı kitaplar diğerlerinden daha güzel kokardı.

    Üniversiteyi bitirip gazeteciliğe başladığımda kâğıt ve mürekkeple tanıştım. Hayatıma bu kez kâğıt rulolarından ve mürekkep tenekelerinden yayılan kokular girdi. Kâğıt bobinlerden çıkan selülozik kokuyu ve mürekkebin petrolsü ağır kokusunu yıllarca teneffüs ettim.

    Yeni dergi ve yeni kitaplarda matbaanın yoğun kokusunun inceltilmiş, biraz daha yumuşak mürekkep ve selüloz kokusunu keyifle içime çekerdim. Bağımlılar kendilerine ‘kafa yaptıran’ maddeleri nasıl ararsa, ben de bu kokudan kendimi uzak tutamazdım.

    Kitaplar öyle güzel kokardı ki, içeriğinden çok sanki bu özelliği için kitap aldığımdan şüphe etmeye başladım. Sonra her kitabın farklı bir kokusu olduğunun ayırdına vardım. Kitap, içeriğinin veya yazarının kokusunu dışarıya yansıtıyormuş sanrısına kapıldım. Kokusunu çok beğendiğim kitaplar için ‘yazarın ifadesindeki yalınlıktan ve sahicilikten geliyor’ yargısına vardım. Her cümle aynı zamanda bir farklı koku taşıyor duygusu yaşadım.

    Kitaplığımı düzenlerken, adeta bir parfümeri laboratuvarına girmiş gibiydim. Bildiğim, tanıdığım, sevdiğim ama adlandıramadığım bir koku havuzundaydım. Bir parfömer (koku uzmanı) değilim. Bununla birlikte kitaplarımın adı, yazarı ve kapak tasarımları zihnimin koku havuzlarından kendi kokularını çıkarıp önüme koyuyor.

    Kitaplardaki koku gerçekmiş, bir sanrı değilmiş. University College London’da eski kitapların kokusuyla ilgili bir araştırma yapılmış. Eski kitapların tatlı ve misk gibi koktuğu anlaşılmış. Bu koku bir çok kişiye çikolata kokusu gibi geliyormuş.

    Kendisi de arşivci olan kimyager Matija Strlić, arşivcilerin üzerinde çalıştıkları kitapları kokladıklarını görmüş. Neden kokladıklarını sormuş. Arşivciler, “Koku, kitapta kullanılan materyalle ilgili çok şey söyleyebilir” demişler.

    Strlić, meraklı, işine tutkun bir Batılı. İşin peşini bırakmamış. Bu kokuları ölçmek için çare aramaya başlamış. Bayezid-i  Bestami “Hakikat aramakla bulunmaz. Ancak bulanlar hep arayanlardır” demiş ya. Strlić, Bayezid-i Bestami’yi tanımasa da bu sözün sihirli gücünü bilenlerdenmiş.

    Kimyager Strlić, kitap gibi materyallerin havaya uçucu organik bileşikler yaydığını, burnumuzun bu kendine özgü bileşiği beynimize ilettiğini ve beynin bunu koku olarak yorumladığını mesleği gereği biliyormuş.

    Bu bileşikler günümüzde bazı sensörler (algılayıcılar) aracılığıyla algılanabiliyormuş. Güvenlik amaçlı, uyuşturucu ve bomba aramada kullanılan cihazlar bu algılayıcıların mantığıyla çalışmaktaymış. Algılayıcılar uyuşturucu ve bomba yerine eski kitaplardaki kimyasal bileşikleri saptamakta kullanılmış. Örnekler alınmış, eski kitaplardaki kokular birbirinden ayrıştırılmış.

    Strlić’in merakı ve araştırmacı yönü sonuç vermiş. Arayan bulur. Strlić ve ekibi bu kokuları ayırmakla kalmayıp bir sosyal deney gerçekleştirmişler. İngiltere’nin arşivci kuruluşu National Trust ile yapılan ortak çalışmada, Birmingham Müzesi ve Sanat Galerisi’ne gelen ziyaretçilerden denekler seçilmiş. Deneklere, üzerinde herhangi bir yazı olmayan şişelerdeki koku koklatılmış. Deneye katılan 79 kişinin büyük çoğunluğu, eski kitaplardan toplanan bu kokuları çikolataya benzetmiş.

    Çıkan sonuç, araştırma ekibine şaşırtıcı gelmemiş. Çünkü daha önce, laboratuvar ortamında cihazlarla yaptıkları deneylerde, buldukları değerler, çikolata ve kahve kokusunun değerleri ile örtüşmüş.

    Bu bilgiye ulaşınca rahatladım. Meğer kitap sevgimin altında yatan nedenlerden biri, çikolata ve kahve kokusuymuş.

    Çikolata serotonin içerir ve dolayısıyla endorfin üretimini artırır. Yani kitaplar çikolata gibi doğal antidepresanmış. Serotoninin mutluluk hormonu olduğunu hatırlatırım. Bu hormon beyin fonksiyonlarını harekete geçirir.

    Dünyada koku uzmanlığı bir meslek olarak kabul edilmiş. Türkiye’de de koku uzmanları varmış. Beş yıl kadar oluyor, Türkiye’de Koku Kültür Derneği kurulduğu haberini okumuştum. Koku Kültür Derneği, koku uzmanlığı eğitimi verilmesi için çalışacakmış.

    Koku uzmanlarının sadece kozmetik sektöründe ve parfüm satış yerlerinde çalışabilecekleri düşüncesini aşmak gerektiğine inanıyorum. Koku Kültür Derneği, kütüphanelerimizi de dikkate alsa, her yıl en iyi kokan kütüphane ve kitabevleri listesi yayınlasa bu güzel ülkenin havası daha temiz kokmaz mı?

    Demek ki kitap okumak için bir nedenimiz daha varmış. Eşimize, dostumuza eli boş gitmek olmaz. Onlar için hediye düşünürken ilk sırayı çikolata ve kahve kokulu kitaplara ayırmanızı öneririm. Evinizin bir köşesi çikolata ve kahve koksa iyi olmaz mı? Haydi öyleyse, yuvamızda kitaplara yer açalım. Kitap, çikolata ve kahve kokmayan ev kalmasın.

    Not: Kitaplığınıza sigarayı sokmazsanız, kitaplarınızın kahve ve çikolata kokusu güvence altındaymış.

    Ahmet Tek

    ahmetalitek@gmail.com

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. İbrahim Ceylan dedi ki:

      Kitap okuma alışkanlığı ile yetişen nesiller geleceğimizin şekillenmesine yardımcı olacak en büyük mihenk taşlarından biridir. Bir toplumda kitap alışkanlığı ne kader çok ise kültürlü insan sayısında o kadar çok olur ve o toplum bir o kadar gelişmiş demektir. Yazarın kaleme almış olduğu bu duygu ve düşüncelere katılmamak elde değil. Kitap sevgisi ancak bu kadar güzel ifade edilebilinirdi.

    2. Murat Ay dedi ki:

      Harika bir yazı. Bir kitap kurdu olarak ve çikolata ile kahveyi neden çok sevdiğimin nedenlerinden birisini daha öğrenmiş oldum. Yazarımıza teşekkür ediyorum.

    3. Ahmet Tunahan dedi ki:

      Kaleminze sağlık. En güzel iki koku
      Bebek ve kitap kokusu derler

    4. Mustafa Rıfkı OKUR dedi ki:

      Kitap tadında güzel bir yazı olmuş.. Ellerinize ve yüreğinize sağlık.
      Bizde deriz ki;
      Kitaplar ruhlarımızın beslenme kaynağıdır. Kitapların en yücesi olan kitabımız KUR’AN Mahşer aleminin en büyük ve en yüce kaynağıdır, delilidir.
      Sahih yazılan her kitap ondan KUR’AN’dan mutlaka bir ışık almalıdır. Bu ışıklardan mahrum olan eserler sinelere ve akıllara yüktür.
      Mahşer sevdasında olan bir Mü’min Kur’an’sız bir hayat yaşayamaz.
      Bilge olmak, Marifet Tahsiliyle mümkündür.
      ” İlim İlim bilmektir, İlim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsin bu nice kuru emektir.” Demiş Yunus’umuz. Yani; Kur’an’sız bir hayat ancak ömür israfıdır. Selam ve dua ile.

    5. Fatih dedi ki:

      Elinize, yüreğinize, kaleminize sağlık…

    6. Necdet baştoklu dedi ki:

      Ahmet abi kalemine ve yüreğine sağlık duygularımı dile getirmişsin kitabın Türkiye’deki kitapların kokusu yanında tüm dünyadaki kitapların kokusunu da bize öğrettin Rabbim hizmetini hep böyle güzel eylesin selam dua hürmetlerimle

    7. İsmail karacan dedi ki:
    8. Nebi Can dedi ki:

      Allah razı olsun güzel bir dost yazısı kalemine sağlık kardaşım

    9. Tarık Alkan dedi ki:

      Ahmet Bey makalenizi büyük bir ilgi ve zevkle okudum. Maarifin Sesi’ndeki bu yeni başlangıcınızın size ve okuyucularınıza hayırlı olmasını dilerim.

      Makaleniz, bir yandan kitapların dokusu ve kokusu üzerinden bize bilmediğimiz bir dünyayı gözler önüne sererken, diğer yandan çikolata ve kahveyle kurduğu köprüyle bu dünyayı daha da genişletiyor. Hatta bu durum, Orhan Pamuk’un romanlarında mekan ve objeler üzerinden oluşturduğu etkileyici atmosferi hatırlattı bana.

      Kitaplardaki bu duyusal etkileşimin sadece zihni değil, aynı zamanda duygusal ve duyusal deneyimleri de nasıl etkileyebileceği üzerine yazdıklarınız, bana kitap okuma alışkanlığımın farklı bir boyutunu hatırlattı.

      Yazınızda ayrıca koku uzmanlığı ve bu alandaki gelişmeler hakkında da bilgiler vermişsiniz. Bu konuda farkındalığı artırmak adına attığınız adım, yazar olarak sosyal sorumluluğunuzu yerine getirdiğinizi gösteriyor ve takdiri hak ediyor.

      Sonuç olarak, yazdıklarınızın derin anlayışı ve özgün bakış açısı, okuyucuların kitapları ve okuma alışkanlıklarını yeni bir ışıkla görmelerine yardımcı olacak. Umarım daha fazla kişi bu güzel makaleyi okur ve aynı keyfi benimle paylaşır.

      Yeni yazılarınızı dört gözle bekliyorum.