İslâm kültüründe genellikle öğretimin karşılığı olarak tâlim, eğitimin karşılığı olarak terbiye, öğrenim için ise tahsil kelimesi kullanılmaktadır. Tahsil, bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan, tanımının yapılması zor bir kavramdır. Tahsil; okullar, kurslar, çevre ve toplum vasıtasıyla bireylere hayatta gerekli olan bilgi ve kabiliyetlerin sistematik bir şekilde verilmesi şeklinde tanımlanabilir. Özetle okul biter tahsil bitmez ve okulun dışında da sürer.
Öğrenme merakını koruyan insan, hayatın her alanını bir okul olarak görür. Bu merak insanı arayışa yönlendirerek her yer ve mekândan, bir şeyler öğretir. Ayrıca kişi baktığını görme ve anlama liyakati ile birlikte bakış açışı zenginliği kazanmış olur. Dolayısıyla tahsilli kişi üslubu, edebi, tarzı konuşması ile fark edilir. Tahsil hayatı da bizlerle beraber bir yaren gibi bizimle yol alır. Yani beşikten mezara kadar olan bu yolculukta bizlere sürekli bir katkı sağlar.
Çocuk gözünü açtığı dünyada ailesinin ve toplumun, kendisi için hazır ettiği imkanlar içinde bulur kendisini. Beslenme ve barınma şartlarından, sağlık hizmetlerine, kendisine öğretilen ilk kelimelerin niteliğinden, sorularına verilen cevaplara kadar her şey çocuğun hayatını doğrudan etkiler. Ailenin inançları, doğruları, iyileri, kötüleri, yapması gereken davranışları bir paket halinde hiç bir filtreden geçmeden bu savunmasız insana boca edilir.
Dünyaya gelen her çocuk belirli bir çevreye dâhil olur. Bu çevre doğal ve insan ürünü olan fizikî şeyleri ve çeşitli yollarla iletişim kurduğu diğer insanları ihtiva eder. Bu çevre onun gelişmekte olan güçlerini kullandığı bir çevredir. Onun aklı, diğer insanlar, onlarla ilişkileri genel olarak dünya hakkında değer yargılarını oluşturur. En sonunda erişkin haline geldiğinde yapabildiği kadarıyla melekelerini geliştirmiş bazı değerleri, bazı doğruları ve bilimsel bilgiyi elde etmiştir. Bir insanın kişiliğinin bütün yönlerinin gelişme süreci, onun eğitimidir. Bir kişinin eğitimini çocukluğundaki bütün faaliyetleri ve onun uyanık kaldığı sürenin tamamı bir şekilde öğrenme biçimi için harcanır.
“Eğitim” terimini bir kişinin resmî eğitimiyle sınırlandırmak yanlış olur. İnsan, sürekli öğrenme sürecindedir. Çocuğun resmî okula devamı bu sürecin bir parçasıdır. Aslına bakılırsa kişi hayat boyu kendi kendini eğitmektedir. Şöyle ki, insan tabiatının temel bir hakikati şudur: Bir kimsenin fikirleri, bizzat kendisi tarafından oluşturulur. Başkaları bu fikirleri etkiler ama hayatı boyunca muhafaza edeceği fikirleri ve değerleri tamamen belirleyemez.
Eğer herkes sürekli olarak öğreniyorsa ve her bir çocuğun hayatı onun eğitimiyse, resmi eğitim neden vardır? Resmî eğitim ihtiyacı, şu hakikat nedeni ile vardır: Bir çocuğun kabiliyetleri potansiyel olarak mevcuttur ancak az gelişmiştir; bu kabiliyetlerin, gelişmesi için tecrübe edilmeye ihtiyaç duyulur. Bu tecrübenin vuku bulması içinde çocuk, üzerinde işlem yapabileceği ve birlikte iş göreceği çevresel materyallere muhtaçtır. Ayrıca gözlem ve çıkarıma dayalı akıl yürütmenin kullanılmasıyla sistematik bir şekilde bilgi elde edilmelidir. Bu da okulda eğitim ile gerçekleşebilir.
Albert Einstein’ın “Aslında herkes dahi’dir. Ama siz kalkıp bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirecektir.” Sözünden yola çıkarak her bir insanın ayrı bir birey olduğu da unutulmamalıdır. Her insanın parmak izi biriciktir, her insan kişiliği, zekası, zevkleri, ilgi alanları, kabiliyetleri ve seçtiği faaliyetleri bakımından birbirinden farklıdır. Öğretmen, bir kerede ancak tek bir şey öğretebildiği için okuldaki bütün bir sınıfın eğitimini tek bir kalıba dökmek zorunda kalmaktadır. Her öğrenci, ilgi ve kabiliyeti yönünden diğer öğrencilerden farklılaştığı için de kalıba uymayan öğrenci gerekli öğrenmeyi sağlayamamaktadır. Bu noktada öğretmenin bireysel farklılıkları göz ardı etmeyip gerekli desteği sağlaması gerekmektedir. Çünkü dünya üzerinde uygulanan resmi eğitim sistemlerinde bireysel eğitime yer verilmemektedir. Olması gereken eğitim sistemi: Bireysel farklılıklara duyarlı ve saygılı; çocuğun ilgi ve ihtiyacını gözeten ve birey odaklı; çocuğun kendini gerçekleştirmesine imkan sağlayan; dengeli ve hassas; çocuğu gerçek yaşama hazırlayan; bireyi toplumsallaştıran bir kasıtlı kültürlenme aracı olmalıdır.
Eğitimin en köklü gayesi insani olgunluk, başka ifadeyle kemale ermek, olgunlaştırmaktır. ‘Ruh mimarı’ (Topçu, 1997) olması gereken öğretmenin vazgeçilemez otoritesi sevgiyle birleştirilerek kendisine iade edilmelidir. Okula duyulan güven geri getirilmelidir. Fonksiyonelliğinden taviz vermeden okulun gizli olan gayesi belirginleştirilirken bu gaye insani ve demokratik bir çerçevede güçlendirilmelidir. Eğitimle kazandırılmaya çalışılan değerler arasındaki öncelik yeniden masaya yatırılmalı ve unutulmaya yüz tutan bazı değerlerin konu dışı değil aksine hayati olduğu hatırlanmalıdır. Bugüne kadar insanı olgunlaştırmada başarılı olamayan bazı teorilerden dolayı ortaya çıkan tereddütleri aşabilecek araştırmaları tarihî köklerimize geri dönerek yeniden inşa etmek zorundayız. İnsanlığın ortak değerleri olarak kabul edilen evrensel kültür unsurları ile insanlık timsali olan özgü kültür unsurlarımızdan örneklerimize geri dönülmelidir.