eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
27°C
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Az Bulutlu
27°C

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Tıp eğitiminin öteki yüzü

    Geçen haftalarda Enes Kara adlı bir tıp fakültesi öğrencisinin intiharı üzerinden yapılan tartışmalar, cemaatler/tarikatlar üzerinden sürdürüldü. Bu intiharın gözden kaçan bir tarafı var. O da, Türkiye’de tıp eğitiminin içinde bulunduğu durumdur.

    Hekimlerin ekonomik olarak toplum ortalamasının üstünde olmaları, sorunlarının çoğunun üstünü örtüyor. Sadece ekonomik saiklerle tıp fakülteleri tercih ediliyor. Her şeyden önce bu tercih, başlı başına bir sorun. Ekonominin tek başına belirleyici olduğu her durumda ya da her meslekte olduğu gibi burada da ciddi bir duygu ve vicdan öteleme sorunu var. Bugünkü tıpçıların çoğu belki bu nedenle hekim değil doktordurlar. İngilizcede doktorluk mesleği için kullanılan kavram “physician” kelimesidir ve fizikçi demektir aslında. Yani insanın fiziki haliyle, maddi haliyle ilgilenen kimse demektir. Etimolojik olarak doktor kavramının bizim şu an kullandığımız hekim anlamındaki doktorlukla çok ilgisi yok. Bu kavram daha çok Latince “docere” kelimesinden türemiş, günümüzde kullanılan dekorasyon (süsleme) kelimesine daha yakındır. Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da ve Türkiye’de doktor kavramı halk dilinde kullanılırken, bu işin uzmanları kendi aralarında hekim kavramını kullanmaktadır. Bizde hekim kavramıyla birlikte bir başka Arapça kavram olan tabip kavramı eskiden daha çok kullanılmış. Hâsılı batılı literatürde kullanılan insanın fiziki /maddi durumuyla ilgilenen kişi anlamındaki doktorlar, tam da kelimenin geldiği köke uygun bir şekilde, yani fiziğin ustası olarak yetiştiğinden insanı insan yapan duygu ve vicdandan bağımsız olarak yetişmektedirler.

    Duygu ve vicdanı temel almayan tıp eğitiminde yetişen doktorların bir kısmının haleti ruhiyesinde ciddi bir sıkıntı olduğu sıradan insanın bile anlayabileceği şekilde aşikâr. Elbette bu ruh halini, sağlığın neredeyse bir put haline getirildiği çağımız da desteklemektedir. Bu ruh içindeki kimi doktorların kendilerine mecbur olan insanların bu mecburiyetinden aldıkları tuhaf bir üstünlük duygusuyla sergiledikleri tutum karşısında hasta olarak konuşmak, derdini anlatmaya yeltenmek hayli zor. Adler’in üstün olma ve hükmetme duygusunun müşahhaslaştığı yüz karşısında bir insanın, üstelik hasta bir insanın normal olabilmesi nasıl mümkün olabilir? Bir kısım doktorun sahip olduğu bu duygu körlüğü ile hastanın duygu yoğunluğu karşı karşıya geldiğinde, kimi zaman olumsuz sahnelere bile rastlanabilmektedir. Her ne kadar televizyonlarda hasta yakını aleyhine verilen haberlerin bir de bu tarafının olduğu unutulmamalıdır.

    Duygu ve vicdanı temel almayan tıp eğitiminde yetişmek, kimi zaman katlanılmaz haller bile alabilmektedir. Toplumdaki statüsü elde edeceği gelirle yükselen hekimlikte ast-üst ilişkisi dayanılmaz bir baskıyı içerebilmektedir. Mesela uzmanlık eğitimi sırasında, kimi branşlarda, kıdemli olanların az kıdemlilere ya da kıdemsizlere ciddi bir baskı uyguladığı az rastlanan bir durum değil. Uzun süren nöbetlerin oluşturduğu travmayı da buna eklemek lazım.

    Belki bu ruh içinde yetişmekten olsa gerek, hekimler, uzmanlık sırasında en rahat edeceği alanlara gitmenin peşindeler. Tıpta uzmanlık sınavı olan TUS’da hekimlerin gözdesi haline gelen branşlar dermatoloji, plastik cerrahi, göz ve radyoloji; en az tercih edilen branşlar ise göğüs cerrahı, genel cerrah, çocuk cerrahı, pediatri, beyin-sinir cerrahı, kadın doğumdur. Böyle giderse gelecekte cerrah sıkıntısı çekeceğimiz çok açık.

    Ezcümle tıp eğitimindeki duygu, vicdan ve kültür boşluğu insani olduğu kadar toplumsal sıkıntılara da gebedir. Bu nedenle tıp eğitiminin kültürel hale getirilmesi elzemdir. Enes Kara’nın intiharında tıp eğitiminin bu halinin de etkili olabileceği yabana atılmamalıdır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.