eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Zeynep Şahin: Camideki Şair Mehmed Akif

Elbette Akif, Müslüman Bir Şairdi ve Mücadelesini Camiden Verecekti

Zihinlerinize 1989 tarihinden bir tohum bırakacağım. Merak duygunuz sayesinde zamanla filizlenir umarım. Vakti zamanı gelince de eliniz bu kitaba gider ve okumak için adım atarsınız.

Tohumun adı: Camideki Şair Mehmed Âkif, tohumun sahibi: D. Mehmed Doğan.

Mademki; tohumun toprağın derinliklerinden gün yüzüne çıkması bir serüven. Tohumun sahibini analım, ruhuna fatiha okumamıza sebep olsun. 2024 yılında aramızdan ayrılan Mehmed Doğan, Ankara ili özelinde tüm Türk Dünyası ile özdeşleşen yazarımızdır.

Girizgâhı isminin önündeki “D” harfiyle yapalım. “D” harfi bir ön ada nispet değildir. Nurettin Topçu tarafından kendisine verilen diğer Mehmet Doğan’lardan ayıran bir iltifat göstergesidir. Hayatı boyunca çeşitli kurum ve kuruluşlarda çeşitli görevlerde bulunmuştur. Onun için en ayrıcalıklı olanı belki de Türkiye Yazarlar Birliği’nin kurucu ve şeref başkanı olmaktı. Hayatı boyunca kitapla iç içe oldu. Doğan, başta Büyük Türkçe Sözlük olmak üzere dilin, tarihin, toplumun, şahsiyetin ön planda olduğu eserler kaleme aldı. Bu eserler vesilesiyle aldığı iki ödülün yeri ayrı olsa gerek. 1995’te “Özbekistan Yazarlar Birliği Milletlerarası Kaşgarlı Mahmud Mükafatı” ve 2017’de almış olduğu “Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Edebiyat Ödülü. Kısaca tohumu toprağa serpiştireni genel hatlarıyla aktarmaya çalıştığımıza göre sıra tohumda. Camideki Şair Mehmed Âkif.

Kitabın yazım düzenine, derdini bize aktarım biçimine gelecek olursak; sunuş ve içindekiler ile başlamakta olduğunu söylemeliyim. Bu kısımları takiben altı ana bölüm ve “Ek” diye adlandırılan beş bölümü daha bulunmaktadır.

Kitabın niteliğine kapı aralayalım. 1873-1936 yılları arasında yaşayan bir şairin; Asım’ın Nesli’ne yön veren hayatını aktaran bölümü kitap genelinde okuyucunun en aşina olduğu bölümdür. Özelde ise şairliğine ve şiir anlayışına dair kıymetli bilgiler içermekte. Birinin hayatını okumak için illa ona dair biyografilere müracaat etmek elzem değildir. İstisna olmakla beraber Âkif’in hayatını kendi kaleminden çıkan şiirlerden okumak pekâlâ mümkün. Şiirleri yaşamın objektifinden yansır, aynilik taşır. Zamanda asılı kalır. Birinci bölümü takiben üç bölüm birbiri ile iç içe geçen bölümlerdir. Milli Mücadele dönemi, bu dönemdeki aksiyonları, yurt içi-yurt dışı seyahatleri, Taceddin Dergâhı günleri ve önemi, İstiklâl Marşı’nın yazım serüveni, tarihteki yerine değinilmekte.

Yeri gelmişken başlığın kitaptaki karşılığına değinmeye çalışacağım. Kitabın başlığını ilk okuduğum vakit aklıma gelen Yahya Kemal’in Süleymaniye’de Bayram Sabahı idi. Bir yapı olan camiye yazılan nazımlar olarak düşünmüştüm. Ancak Mehmed Âkif’in cami ile olan ilişkisi daha farklı bir konumda. Bundan dolayı “İslam şairi” olarak nitelendirilmesi sebepsiz değildir. Dünya ve ahireti birbirinden bağımsız görmediği aralarındaki göbek bağının koparılamayacağını sadece söylemekle kalmaz aksiyonlarıyla da gösterir. Milli Mücadele dönemindeki cemiyete vaazları cami kürsüsündendir. Zağanos Paşa Cami’nin kürsüsünden verdiği vaaz başta olmak üzere Bayezid, Fâtih, Süleymaniye kürsülerinden cemiyete şiirsel tattaki vaazları bunun en önemli göstergesidir. Şiirinde de caminin elbette bir karşılığı vardır. Fâtih Camii şiiri, Safahat’ın dördüncü kitabı Fatih Kürsüsü’nden bunun örnekleridir. Mehmet Doğanın cenaze namazının kılındığı Hacı Bayram-ı Velî Cami’nde bir zamanlar Akif’in vaaz vermiş olması güzel tevafuklardan biri olsa gerek.

“Camideki Şair” nitelendirmesinin diğer bir yüzü ise: Tevfik Fikret’in “Tarih-i Kadim”i ile Mehmed Âkif’in “Süleymaniye Kürsüsünden” şiiri ile dönemin şiirsel münazarasına pencere aralanıyor. Şiir vasıtasıyla Osmanlı-Batı üzerine bir okuma provası. Aynı zamanda ideal birey tiplemesi olan “Asım’ın Nesli”ne dair okumayı Tevfik Fikret’in oğluyla alakalı kaleme alınanlar üzerinden yapmak mümkün hale gelir. Bu da Osmanlı-Batı karşılaştırmasına başka bir perspektiften bakmak demektir. Takvim günümüze yaklaştıkça Âkif’in 21. yy’ın neresinde olduğuna dair cevap niteliğinde kısımlar var. Hem şahsiyeti ile hem de İstiklâl Marşı ile. Okuyucunun Âkif’e dair dikkatini çekebilecek diğer konu ise; Kur’an Meali yazma hususudur. Hayata ciddiyetle yaklaşan Âkif’in hassasiyetle yaklaştığı bir mevzu. Yazım sürecine dair tavrını merak ediniz ve kitapla iletişime geçiniz diyebilirim.

Kitabın “Ek” bölümlerine dair şunu söyleyebilirim. Âkif’in müdafii olduğu kadar Âkif’e ait olan ne varsa müdafaa edilemeyişi. Taceddin Dergâh’ının Âkif özelindeki tarihinin korunamayışı. Âkif’in hayatında takılıp düşmemesi, çaresizlik-umut ikilemlerinde umudu beslemesi gibi mevzunun umutlandırıcı kısmını şöyle izah edeyim. Süreç içerisinde Mehmed Doğan’ın da kurucusu olduğu TYB vasıtasıyla İstiklâl Marşı şairinin düzenli bir şekilde anılır hale gelmesi, Safahat dersleri Âkif’in hatırasına sahip çıkmak adına en sahici olanlar. Sanılanın aksine yalnızlığa terk edilen unutuluşlardan değil. İstikbalde dahi yankılanacak sadâların arasında kalabalık bir ölüm.

Zeynep Şahin

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.