Son günler sahte diploma olayı patlak verdi. Adeta kamuoyu bununla çalkalanıyor. Türkiye’de birçok kişinin sahte diploma aldığını ve bununla kariyer yaptığı tespit edildi, belirlendi. Ayıkla pirincin taşını veya çık işin içinden, çıkabilirsen! En azından bu yönde ciddi iddialar var.
Bir zamanlar Mısır’da okurken (Ezher) aramızda aylak gezen birisi vardı. 300 dolara Ezher muadili Hindistan İslami üniversitelerden birinin diplomasını pazarlıyordu. Onu Medinetü’l Buus olarak anılan öğrenci barınağında görmüştüm. Üniversite rektörünün oğlunu ayarlamış ve onunla dost olmuş ve ondan temin ettiği diplomaları kelepir fiyatına pazarlıyordu. Alıcısı var mıydı, bilemem. Sadece Türk talebelerine sattığını da sanmıyorum. Zira kifayet etmezdi. 1980’li yılların başlarında bu diploma pazarlamacılığına birçok arkadaşımız şahittir. Böyle bir durum vardı. Zamana bazılarının niyetleri bozuluyor ilim yerine diplomaya ağırlık vermeye başlıyorlardı. Geldikleri amaçlarını unutuyorlar ve fıtratları bozuluyordu. Bunlar için yanlarında bir çeşit diplomanın daha bulunması ı zarar vermezdi. Bunun ahlaki çürümeden başka izahı yoktur. Hak edilmiş diploma ile birlikte çeşitli görevlere girilebilir. Sahte diploma ile de hak edilmeyen yerlere ve mevkilere gelinebilir. Dolayısıyla haksız kazanç ve mevki temin eder. Bazı arkadaşlar da pasaportu temdit edilmediği için pasaportlarını sahte yollarla uzatırlardı vesaire. Bunda devletin de hatası vardır. Diplomayı tanımadığı için askerlik çağında eğitim gören talebeleri asker kaçağı sayılırdı. Onlarda eğitimlerini yarıda bırakmamak için paralel yollara başvururlardı. Talebeler de konsolosluk hizmetlerini kendi kendilerine veya birbirlerine verirlerdi. Yine de bunların tamamı yanlış şeyler ve talebeleri amacından saptıran yollardır. Önemli olan diploma değil ilimdir. Lakin diploması olmayanlar da merhum Hindistanlı yazar ve düşünür Vahidüddin Han’ın ifade ettiği gibi ilmi ve ekonomik çarkların dışında kalarak hayatın derkenarına atılıyorlar. Bir ömür boyu aldıkları eğitimin çilesini çekiyorlardı. Bu durumda paralel yapılar ve paralel strüktürler devreye giriyordu. Burada devletin de çaresizlerin de kusuru vardır.
CNN Türk’ten Yunus Paksoy da sahte diploma meselesinin küresel bir zemin kazandığını belirtti. Ahlaksızlık arttıkça eğitimin kalitesi ve seviyesi düştüğü gibi kolay yollarla diplomaya da erişebiliyorsunuz. Bu durumda eğitimin ve ilmi müktesebatın bir önemi kalmıyor. Daha önce de doktor, dişçi kılığında birçok sahte meslek erbabına tanık olmuştuk. Bu da güveni yıkar. Özellikle de yandaşlık adına kayırma oluyorsa kimse işin içinden çıkamaz. Skandal olarak karşımıza dikilir. Kaliteden asla taviz verilmemeli ve ahlaktan sapmalar ödüllendirilmemelidir. Yoksa dedikleri gibi yarım hoca dinden yarım doktor da candan eder.
Batı’da şarklılara karşı oldum olası sistematik bir ayırım vardır. Bu ayrımı içselleştirmişler ve klişeleştirmişlerdir: Bon pour l’Orient (Türkçe: Doğu için yeterince iyi), sömürge veya Osmanlı topraklarından gelen öğrencilerin diplomalarına 19. yüzyılda basılan mühürler için kullanılan, küçümseyici bir Fransızca ifade ve terimdir. Bu öğrencilere Batı eğitim kurumlarında daha az yoğun bir eğitim sunuluyor ve Avrupa’da işe yaramaz görülmesine karşın, sömürgelerde iş görmek için yeterince iyi sayılan dereceler veriliyordu. Buna sömürgeci eğitim anlayışı da diyebiliriz.
İngiltere’de paraya odaklı okullar diploma marketi haline gelmiştir. Hastaneler ticarethane, okullar ise diploma marketi olmuştur. İşin ahlaki tarafı kalmamıştır. Kazara buralardan mezun olanlar insanlığa ne verebilir?
Batı belki doğrudan sahte diploma vermiyordu lakin ikinci sınıf bir eğitim ve hak edilmemiş diplomalar verdiği kesin. Bu da örgütlü sahtekarlığa girmektedir.
Hak edilmemiş hiç bir kazanç sahibine hayır getirmez.