Mevlâna, bir rubaisinde şöyle der: “Bir insanın birçok hünerler, fenler, bilgiler sahibi olduğuna bakma. Verdiği sözde duruyor mu, vefası var mı? Asıl ona bak… Hak ile yaptığı sözleşmeyi yerine getiriyor, insanlara verdiği sözde duruyor ise onu istediğin kadar öv, onun iyi vasıflarını bir bir say. O, senin övgünden, saydığın meziyetlerden de üstün bir kişidir.” Okuyanlar bilir.
Hayatımızın her safhasında muhtelif vesilelerle karşılaştığımız, görüp tanıdığımız, tanıştığımız kimseler vardır. Bunlardan bazıları “samimi, candan, iyi niyetli, haddini bilen, saygılı, sorumluluklarının bilincinde, özü sözü bir, dürüst, güvenilir, vefakâr, alçak gönüllü, fedakâr, kadirşinas, yük olan değil yük alan, hatta ilham veren” kimselerdir. Olumlu davranış veya özellikleriyle tanıdığımız bu kişileri “İyi ki tanımışım” diyerek dost beller, hayırla yâd ederiz.
Bunların yanında “Keşke tanımasaydım” dediğimiz “menfaatperest, sinsi, ikiyüzlü, yalancı, fitneci, dalkavuk, sahtekâr, ihmalkâr, kibirli, ukala, kötü niyetli, müfteri, tutarsız, boşboğaz, yüze gülüp arkadan iş çeviren, iyi niyet istismarcısı, yük alan değil yük olan” kimselerle de tanışmışızdır.
Çeşitli vesilelerle görüşüp tanıştığımız bu kimselerin pek çoğu zamanla unutulup gitse de bazıları olumlu, bazıları olumsuz yönleriyle hafızamızda, hatıralarımızda yaşamaya devam eder.
Hayatımızın her safhasında olduğu gibi öğretmenlikte de bu böyledir. Aklı, zekâsı, bilgisi, çalışkanlığı, tertip düzeni, başarısı ve diğer öğrencilik meziyetlerinin yanında örnek şahsiyetiyle hatırladığımız vefakâr, fedakâr, kadirşinas öğrencilerimiz vardır. Siz unutsanız da onlar unutmaz ve kendilerini unutturmazlar. Bu güzel ve üstün vasıflara sahip öğrencilerimiz, Mevlâna’nın rubaisinde ifade edildiği gibi övgüyü hak eden kimselerdendir.
Bunlar; adabımuaşeret kurallarına harfiyen uyar. Saygıda kusur etmez. Merhametli ve alçak gönüllüdür. Giyim kuşamıyla, konuşmasıyla, davranışlarıyla, nezaketi ve zarafetiyle emsallerinin yanında büyük küçük herkes için rol modeli olabilecek vasıflara sahiptir.
Yıllar su gibi akıp gitmiş. Anadolu’nun ücrasında yaşayan öğrencim, sosyal medya üzerinden yazmış. Kendini teferruatlıca tanıtıp telefon numaramı istemiş. Yazdım, aradı. Uzun uzun konuştuk. “Hayat” dedi, “Tam da sizin söylediğiniz gibi Hoca’m.” Darda kaldığı günlerde konuşmuşuz. Çay ikram etmişim. Onun için çok ferahlatıcı olmuş konuştuklarım. “Çocuklarıma sizin söylediklerinizi anlatıyorum. Size çok dua ediyorum.” dedi. Ben ne anlattığımı bilmiyorum. Hayata dair iyi şeyler söylediğim anlaşılıyor.
Bir başkası iş insanı. Bir diğeri bürokrat. İşleri yolunda. İçinde bulundukları durum onları kibirlendirmiyor. On, yirmi, otuz, neredeyse kırk yıl öncesindeki öğrencilik yıllarında olduğu gibi saygılılar. Çoluk çocuk sahibi, koca âdem olmuşlar ama yüzlerinde hâlâ bir çocuk masumiyeti var.
Herhangi bir ortamda ve sosyal medyada bu öğrencilerimle karşılaştığımda veya telefonda seslerini duyduğumda yıllar önceki saygı ve samimiyeti hissetmek bir öğretmeni ne kadar memnun ediyorsa ben de o kadar memnun oluyorum. İyi bir öğrenci olarak bilip tanıdığım öğrencilerimle “iyi bir evlat, iyi bir ebeveyn, iyi bir esnaf, iyi bir tüccar, iyi bir iş insanı, iyi bir memur, iyi bir öğretmen, iyi bir yönetici, iyi bir doktor, iyi bir hâkim, iyi bir savcı, iyi bir bürokrat, iyi bir akademisyen, iyi bir vatandaş; velhasılıkelam iyi bir insan, örnek bir şahsiyet” hüviyetiyle karşılaşmak, elbette her öğretmen gibi beni de mutlu ediyor. Onların varlığını ve dualarını hissetmek insana güven veriyor. Başarılarını ve mutluluklarını görmek sevindiriyor. Yaşadıkları olumsuzlukları duymak üzüyor.
Öğrenci milleti deyip geçmemek lazım. İsimleri Salih Zeki, Murat, Ahmet, Mustafa, Ertuğrul, Özlem, Zehra, Betül, Bilge, Tülin, Saadet, Durmuş, Dursun, Serhan, Elvan, Osman Nuri, Mehmet Ali, Fatma, Ayşe, İsmail, Abdülkerim, Hasan, Arif, Aynur, Bülent, Pınar, Esra, Sevde, Vahit, Yusuf, Zeynep, Tuba, Fatih, Hatice, Hilal, Nesibe, Zübeyde, Hüseyin, İrfan, İlhan, Mutlu, Muzaffer, Recep, Zekeriya, Cemil… olabilir.
Sanki Peygamberimizin (s.a.v.) “Allâh’ım! Sen’den hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim!” duasıyla Rabbine iltica etmiş ve hayatları boyunca da bu duaya mazhar olmuş, sayamayacağım kadar çok, iyilikbilir, iyi öğrencilerimiz vardır bizim.
O hâlde sözü iyilik ve Mevlâna ile bağlayalım: “Yürü, iyilik et, zaman bu iyiliği bilir; o, iyilerin iyiliğini unutmaz… Herkes göçer gider, bu dünyada malı kalır. Senin de malın kalacak, mal yerine iyiliğin kalması daha iyidir.”
Ne mutlu size kıymetli hocam. Güzel öğrenciler biriktirmişsiniz. Darısı bizlere olur inşallah..
Çocukluğum,
Gençliğim,
Orta Yaşım…
Bir Ömür Ve Harf Harf İyiliği Dokumayı Öğrendiğim Aziz Muhterem Hocam’a Sıhhat Ve Âfiyet Duasıyla..
Bilge Berke Karayılan
Kim Psikoloji
Aile Terapisti
Sayın Hocam, hem bir öğrenciniz hem de kısa bir dönem de olsa eğitimci olarak yazınızı okurken duygulandım.. İşin özü; iyi insan olmaktan iyi örnek olmaktan geçiyor… Ben razıyım sizde razı olun inşallah… Rabbim hepimizden razı olsun, vesselam…
Elinize gönlünüze sağlık sayın hocam barboros lisesi yıllarıma gittim ara ara hasbihal etmiş olduğumuz günlerde vermiş olduğunuz öğütleriniz aklıma geldi biran çok güzel bir yazı olmuş saygıdeğer hocam.
Değerli Hocam, naif yazınızı severek okudum. Çok şanslı bir lise hayatım oldu siz ve diğer öğretmenlerim sayesinde. Asla unutmuyorum o yıllarımı kalbimize dokunan hiçbir nasihatinizi, sıcak babacan tavrınızı umutmadığım gibi. Her zaman dualarımdasınız, çok kıymetlisiniz, iyi ki varsınız.
Kıymetli hocam,
Bu bahsettiğiniz erdemler bizde var ise müsebbiblerinden biri de sizsiniz. Allah razı olsun, hakkınız ödenmez.
Güzel bir yazı olmuş. Adı geçenleri kutlarım. Yerlerinde olmak isterdim.
Tebrikler Mustafa hocam. Hayatın ta içnden yazmışsınız. Laf ü güzaf olsun için değil, gerçeği ifade etmek için yazılanlar daha derin manalar taşıyor. Esat amcaları ve de sadık, samimi ve kadirşinas öğrencileri çoğaltma temennisiyle… selam ve muhabbetlerimi sunuyorum.
Kendisi de güzel, yazısı da güzel, yetiştirdiği ve hayata hazırladığı öğrencileri de güzel. O dostunu gördüğünde simasında tebessümü hiç eksik olmayan bir dost ehli, vefâkâr, içten ve samimi insandır Mustafa Uslu Hocamız. Onun ne malda, ne mülkte hiç gözü olmadı, biriktirmek gibi bir kaygısı da olmadı. İstese de yapamazdı. Onun derdi sadece insan ve dost biriktirmekti. Yazıdan da anlaşılacağı üzere onda da muvaffak olduğunu görüyoruz. Ne mutlu Mustafa Uslu Hocamıza.
Allah’ım kendisine sağlık ve sıhhat versin. Kalemi daim olsun.
Maşaallah, barekallah. Tebrik ediyorum hocam. Hayatımdan kareler buldum.
Yazınızı okurken öğrenci milleti tabiri altında yatan ince noktalara değinmiş olmanız ve belleğinizde birçok öğrencinin bıraktığı etkinin bulunuşu çok kıymetli. İnanın anlattığınız gibi. Sizlerle birlikteyken belki de gereken değeri verdik mi bilemiyorum, lakin yıllar sonra yollarımızın kesişmiş olması, sizlerden eğitim almış olabildiğime Rabbime hamdu senalar ediyorum. Saygi, selam ve dua ile…