Yüce Allah’ın öyle imtihanları vardır ki bu imtihanlar kul tarafından sabır ve taatle karşılanırsa kul üzerindeki nigmet, nimete; mihnet, rahmete; bela ya da musibet, saadete dönüşür. Fırsatı değerlendirmeyi bilen kul için bedeni ya da ruhi hastalıklar da bu imtihanlardan biridir. Bu yazıyı da her imtihanın özündeki nimeti anımsadığım şu günlerde siz aziz dostlarımla hatırladığım o hakikati paylaşmak için yazıyorum.
İşte böylesi bir imtihanın yoğun hissedildiği, hayatımın ender noktalarından birini tecrübe ettim geçtiğimiz günlerde. Yer: Yoğun Bakım… Zaman: Yitirilmiş bir mefhum… Hissettirdikleri ise kesif ve karanlık… Ölümle yaşam arasında gidip gelen sayısız insanın arasında yapayalnızken dünya ve ahiret huzurumun çiçekleri tarafından bir kitap önüme ışık tuttu. Buna şimdikiler ne der bilmem ama ben eşimin yüzüne sanki bir hazineyi bana getirmiş gibi mutlulukla baktım. Okalabalık ortamın ve sıkıntılı durumun vahşetinden beni çekip çıkardığı için ona karşı hissettiğim minnet ve teşekkür duyguları kalbimi sardı.
Dünya kısa… Emeller uzun… Arzu ve istekler sınırsız… Allah’ın verdiği kıymetli ömür sermayesi koşuşturma içinde kaybolup yitmekte. Aslı zatında Rabbimiz bize her gün yeni bir hayat sunuyor. “Al kulum! Tüm bu nimetler senin için!”Her gün taptaze bir gün… Her gün çeşitlenen meyveler,yiyecekler… Allah’ın sayısız nimetleri her gün yeniden doğmak suretiyle kendini yenilerken günlerden bir gün farkının hissedilmediği ve adı üstünde yoğun bakım olan müşahede odasında Rabbim nimetini Cennet arkadaşlarım vasıtasıyla bir kez daha hatırlattı ve beni vahşet yalnızlığından sıyırarak tekrar ülfete, muhabbete daldırdı.
İşte bende böylesi bir etki yaratan kitaptan ilk okuduğum satırlarda, bana bu yazıyı yazdıran ve aşağıda bahsettiğim ifadeler yer almaktaydı. Servise çıkınca da bunları kaleme almak ihtiyacı hissettim.
”Hz Ali (ra) şöyle dedi: ‘Ey Âdem oğlu! Zenginliğe sevinme, fakirliğe üzülme, sıkıntıya kederlenme, refaha da sevinme; çünkü altın ateşle cürufundan ayrıştırılır. Temiz ve som hale gelir.’
Hz. Ömer, (ra) şöyle buyurmuştur: ‘ İçinde bulunduğum durumun ne olduğu umurumda değil; sevdiğim bir şey mi, nefret ettiğim bir şey mi? Çünkü sevdiğim şeyde mi yoksa nefret ettiğim şeyde mi iyilik(hayır) olduğunu bilmiyorum.”
O takdirde yapmam gereken şey Allah’tan içinde bulunduğum durumu hayra tebdil etmesini, benim için güzel ve hayırlı olanı takdir etmesini istemektir.
“Kendi planlarınızı karşılığında hiçbir şey beklemeden bir kenara bırakarak, aklınızı Allah rızası için kullanın ve kader defterinizde olanları değiştirmek için Allah’tan yardım isteyin. “
Allah kulunu en iyi tanıyandır. Bizim neye ihtiyacım olduğunu neyin istenmeye daha layık olduğunu bizden daha iyi bilmektedir. Bu sebeple kuluna her namazda tahiyyatoturuşundan şu duayı ettirmektedir:
“Rabbim bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi, azabından da koru.”
Amin… Ya Rabb Amin…