Ramazan ayında orucun farz oluşu, Bakara suresinde şöyle bildirilir : “Kur’an, insanlar için hidayet kaynağı/rehberi olarak Ramazan ayında indirildi. Kim bu aya erişirse oruç tutsun. Eğer Ramazan; hastalığınıza, sefere (veya iddet günlerine) denk gelirse, (bunlar) geçtikten sonra Ramazan ayının günleri sayısınca orucu tutun. (Görüyorsunuz) Allah size kolaylık gösteriyor zorluk çıkarmıyor. Allah’ın hidayet rehberi olarak Kur’an’ı göndermesine karşılık edeceğiniz şükrünüz, orucunuzdur.” (Bakara s.185)
Bütün İslam âlimleri ittifakla kabul ve ilan ederler ki bu âyette Ramazan ayında indirilmeye başlandığı bildirilen âyetler, Alak suresinin ilk beş âyetidir. (Ey Resûlum ! Çağır, Duyur, İlan et! Yaratan Rabbine (Allah’a) çağır. O (Rabbin), insanı kan pıhtısindan yarattı. Çağır/Duyur/İlan et ki Rabbin ikram sahibidir, çok cömerttir. İnsan bilmediğini, kalem ile yazmayı Rabbinin keremiyle öğrenmiştir.”
Bu âyetler Ramazan ayının 27. Gecesine tevafuk eden Kadir Gecesinde nazil olmuştur.
Bütün Siyer kaynaklarında kayıtlıdır. Hz. Peygamber aleyhisselam, Peygamberlikle görevlendirilmeden önce zaman zaman toplumdan uzaklaşır, inzivaya çekilirdi. Yalnızlık ona sevdirilmişti. Ailesi ile ilgili yapması gereken işleri yapar ve toplumun cehaletine ortak olmaz, tabiatta ve insanlığa dair olan bitenleri anlamaya çalışırdı. 610 senesinin Ramazan ayında da böyle bir inzivaya çekilmişti.
Rabbimizin takdiri ve iradesi ile ilk âyetler böyle bir inziva dönüşünde Kadir Gecesinde nazil oldu.
Hemen bütün tefsirler öyle yazdığı için hocalar, ilahiyatçılar Ramazan orucu âyetlerini Kur’an’ın inişi noktasından ele alıyorlar fakat Hz Muhammed aleyhisselamın risâletle görevlendirilmesini atlıyorlar. Yani Hz Muhammed aleyhisselamı 610 yılının Kadir Gecesinde Resûl olarak vazifelendirildigine, o gece insanlar arasından son peygamber olarak seçilmiş olmasına değinmiyorlar. Oysa Kur’an, Ramazan ayında indirildi, indirilmeye başladı demek, aynı zamanda Hz Muhammed aleyhisselam Kadir Gecesinde Resûl olarak görevlendirildi demektir. Rabbimiz, Hz Muhammed aleyhisselamı, Kadir Gecesinde son elçi göndererek (bi’set) bu gecenin şerefini arttırmıştır. Veya Peygamberimizin makamını, kıymetini yüceltmiştir.
Öyleyse Kadir Gecesini ihya ederken Hz. Muhammed aleyhisselamın ümmeti olmak nimetine de şükür ve hamd etmek olduğumuzun farkında olmalıyız. Cenab-ı Hak, Kadir Gecesinin kıymetini anlatırken “1000 aydan hayırlı olduğunu, Cibril ve meleklerin fecrin doğuşuna kadar aramızda bulunacağını bildirirken, bu müjdeleri Hz Muhammed aleyhisselamın kıymetinin bir nişanesi olarak vermektedir. Çünkü ilk vahyi Kadir Gecesinde indiren melek Cebrail idi. Öyleyse bütün Kadir Gecelerinde de Cibril bizimle olacak demektir. Her Kadir Gecesi, ilk Kadir Gecesinden bir cüzdür. Ramazan orucu bu iki büyük nimete karşı şükrümüzdür.
Demek istiyoruz ki Sünnet ilk âyetin inzali ile başlar. Çünkü Hz. Muhammed artık Abdullah’ın oğlu Muhammed sav değildir o artık Allah’ın Resulüdür. İlk vahiyden sonra serdettiği sözler ve yaşadığı haller sünnete dahildir. Hadis edebiyatı da ilk vahiyle başlar. Bu, şu demektir. Günümüzde ve bütün zamanlarda İslam’ın neşrinde, ibadet hayatında, mücadele şeklinde ilk bakılacak yer ilk vahiy sonrası sözler ve hareketlerdir. Sünnet ve Hadis olarak isimlendirilmese de ilk vahiy öncesi yani risâlet öncesi hayatı, ferdi ve toplumsal hayatı da örnek alınacak ayrıntılar içerir. Zira bu dönem risâlete hazırlık dönemidir. Nitekim hilfulfudul toplantısına katılması, el- Emin olarak Hacer- i Esved’i yerine koyması, Ficar Savaşlarına katılması bu örnekliğin ilk vahiy öncesinde başladığını gösteriyor.
Bu zamana kadar dinlediğim vaaz, hutbe ve sohbetlerde böyle bir dikkat görmediğim için bu yazıyı yazmak ihtiyacı hissettim.
Kur’an’ ın ilahi vahiy, Allah’ın kelamı olduğu nereden bellidir? Bunun delili Hz Muhammed aleyhisselamın risâletidir. Hz. Muhammed aleyhisselamın peygamber oluşunun delili nedir? Kur’an- ı Kerim’dir. Ancak öncelik Hz Muhammed aleyhisselamındır. Çünkü vahiy ona gelmiştir. Başkasına değil. Kelime-i Tevhid’in birinci kısmının (La-ilahe illallah) delili ikinci kısmıdır. (Muhammed’ur Resûllullah).
Orucun Hz. Peygamber aleyhisselamla, Kur’an’ın nazil oluşu arasında bir iç içelik vardır. Bilindiği gibi Hz Peygamber aleyhisselam Pazartesi günleri oruç tutardı. ‘Niçin Pazartesi ey Allah’ın Resulü”, dediklerinde şöyle cevap verdi:
“Ben Pazartesi günü doğdum/yaratıldım. Rabbim, benim ruhumu Pazartesi günü yarattı. Ben Pazartesi günü Resûl seçildim.”(Müslim, Sıyam Bahsi)
Hadisi şerif birkaç vech ile nakledilmiştir. Hz Peygamber aleyhisselam mümkün olduğunca Pazartesi günleri oruç tutarak yaratılmışlığını hamdetmiş, haddini oruç tutarak göstermiştir. Onun Pazartesi günleri oruç tutması, ümmete ima ve işaret ile tavsiye niteliği taşır. Peygamber aleyhisselam, Allah onu var ettiği, varlık ikram ettiği, Resûlü olarak seçtiği için oruç tutarak hamdediyorsa biz ümmetine de ona ümmet kıldığı için aynı ibadetle hamdetmek düşer. Allah’a hamdolsun ki bizi son peygamberin ümmeti kıldı, bizi ona inananlardan eyledi, bize hidayet eyledi. Bize Kur’an indirdi.
Ramazan ayında orucun farziyetinin hikmetlerinden biri ve en önemlisi pekala o gün Hz Peygamber aleyhisselamın yaratılması, ilâhî takdirle o gün peygamber olarak yazılması/gönderilmesi olabilir. Allah, “sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı”, demektedir. Acaba onların orucu ile Hz Muhammed aleyhisselam arasında ne ilgi olabilir? Bu soruya şöyle cevap verilebilir. İlk yaratılan varlık Hz. Muhammed aleyhisselamın ruhudur. Peygamber aleyhisselam bir hadis i şerifte: “Adem, toprak ile su arasında iken ben peygamberdim” demektedir. “Levlake” Kudsi Hadisi de bu bilgiyi teyit etmektedir.
Biz Müminler verilen emrin yerine getirilmesinde sebep aramayız. Allah emrettiği için o ameli işleriz. Allah, amellerin, emir ve yasakların sebebini açıklamaz, böyle bir zorunluluk yoktur. Ancak bilgileri birleştirerek bazı sonuçlara varabiliriz. Bu kudsi hadise göre önceki ümmetler de ilk yaratılan ve varlığın sebebi olan Hz Muhammed aleyhisselamın yaratılışına hamd babında onlara da oruç farz kılınmış olabilir.
Dikkat edilirse Müminlerin hamd ve şükürleri, ibadetleri çoğaltmak şeklinde tezahür eder. Nitekim teheccud namazında ayakları şişen Hz Peygamber aleyhisselama Hz Ayşe annemiz “Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamış iken kendini neden bu kadar yoruyorsun ey Allah’ın Resulü?” dediğinde Peygamber sav: “Hamdeden bir kul olmayayım mı ey Ayşe?” demiştir. Bu da gösteriyor ki namaz ve özellikle gece namazı Allah’a hamdetmenin en güzel vasıtalarından biridir. Oruç da başka bir hamd vasıtasıdır. Biz Muhammed sav ümmeti, Ramazan orucu tutarak Hz Muhammed aleyhisselamın peygamber olarak gönderilimesine ve onun ümmeti oluşumuza hamdimizle göstermiş oluruz. Bu hamdimiz aynı zamanda Kur’an nimetine de gösterilmiş olur.
Bütün bu açıklamalar ışığında diyoruz ki hocalar, ilahiyatçılar Ramazan orucunun farzıyetini anlatırken Kadir suresinde ve Bakara s.185 âyetinde Kur’an’ın indirilişinden bahsediliyor diye konuyu sınırlamamalı; Hz Muhammed aleyhisselamın risâletle görevlendirilmesinden de bahsetmelidir. Dikkat edilirse Allah cc : “Ey Resûlum onlar seni değil beni yalanlıyorlar” diyerek Kur’an’ ı değil öncelikle elçiyi reddettiklerini bildiriyor. Diyoruz ki Ramazan orucunu Hz Peygamber aleyhisselamın risâletine de hamdetmek için tutuyoruz. Peygamber ile Kur’an’ı birbirinden ayıramayız. Bu ikisi arasında nimet olmak bakımından bir fark yoktur. Asr- ı Saadet’e bu ismin verilmesinin sebebi de Hz Peygamber aleyhisselamın aramızda oluşudur. Çünkü o aramızda iken Allah bize daha yakın idi. Yanlışımızı hemen onun vasıtasıyla düzeltiyordu. Rahmet aramızdan çekilince Kur’an da anlaşılmaz, yanlış veya eksik anlaşılır oldu. Vahyin kesilmiş olmasıyla yetim ve öksüz kaldık.
Günümüzde sünnet/Hadis ayrı, Kur’an ayrı diyerek İslam’ı peygambersiz bırakmaya çalışanlara da bu konuda büyük dersler var. Çünkü peyderpey inzal olan Kur’an, bir zaman gelecek “Size içinizden Allah’ın âyetlerini okuyan, açıklayan ve sizi küfür, şirk ve nifaktan temizleyen bir peygamber gönderdik” denilerek ilk vahiyle başlayan risâletin görev alanı kesin çizgilerle belirtilecektir. Hz Muhammed aleyhisselama tevdi edilen bu görev ilk vahiyle başlamıştır.
Bu makale böyle bir farkındalık meydana getirerek Ramazan orucunun farz oluşu ve Kadir suresinin açıklanmasında risâletin de ilk günü ve o günden sonra yaşananların anlatılmasına vesile olursa amacına ulaşmış sayılır.
Özet mahiyetinde tekrar edelim. Kadir suresinde ve Bakara suresinin ilgili âyetlerinde Kur’an’ın nazil olmaya başlaması aynı zamanda Abdullah oğlu Muhammed’in Allah’ın Resulü oluşunu müjdeler. Hz.Muhammed aleyhisselam bir Kadir Gecesinde Resûl olarak görevlendirildi. Kadir Gecesinde bütün müminlerin dua ve ilticalarına şahit olan ve cevap veren meleklerle birlikte inen Ruh, Kadir Gecesinde ilk vahyi getiren Ruh ile aynı melektir. 610 yılı Ramazan ayının 27. Gecesinde müminlere rahmet olarak inen/gönderilen Cibril o günden beri bütün Kadir Gecelerinde fecrin doğuşuna kadar tekrar tekrar inmektedir. Kıyamete kadar da inecektir.
Bu büyük nimet, Ümmet- i Muhammed’e sav mahsustur. Ramazan orucunu tutarken bu nimet ayrıcalığını da unutmamalı, Hz Peygamber aleyhisselama bol bol salavat getirmeliyiz.
Kâmil Yeşil
Kaleminize yüreğinize sağlık Hocam. Hayırlı Ramazanlar.