eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Açık
27°C
Cuma Açık
30°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C

Meral ÇALIŞKAN ALKAN

1993 Ankara doğumlu. Lisans eğitimini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hemşirelik bölümde tamamladıktan sonra; Hemşirelikte Yönetim Anabilim dalında Gazi Üniversitesinde tezsiz, Bozok Üniversitesinde tezli yüksek lisansını yaptı. Hemşirelik mesleğine dair şahitliklerini ve hikâyelerini tarihe not düşürmek üzere yazıyor.

    Hemşireliğin Tarihi Serüveni

    ”Hemşire aklıyla bakar, yüreğiyle hisseder, bilgisiyle hayat verir… Hemşire olmasa da yanımızdakilerin derdine merhem olabilmek ümidiyle…”

    Merhabalar, söze bir hadisi şerif ile başlamak istiyorum. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır… (Buhari, Mağazi, 35)”  diye buyurmuştur. Gülümsemenin bile sadaka sayıldığı dinimizde, ihtiyacı olan bir insana yardım etmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlamak da fayda var.

    İnsanoğlu yüzyıllar boyunca birbirlerinin çeşitli anlarında, farklı şekillerde yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu yardım hizmetlerinin en başında gelen bir meslekten söz edeceğiz bugün: Hemşirelik.

    Hemşireliğin klasik tanımları dışında, bir hemşire olarak içimden gelen tanımı yazacağım size… Bilgi, beceri, profesyonellik, sürekli değişen ve gelişen bakış açısı, yeni arayışların olduğu aynı zamanda; merhamet, vicdan gibi bütün insani değerleri içinde barındıran en mükemmel meslek, hemşirelik.

    Hemşireliğin tarihi ise çok eskidir. İnsanlık tarihi kadar eski diyebiliriz. Modern hemşirelik Florence Nightingale ile başlatılsa da, tarihte hemşire adı kullanılmadan insanların bir kısmı, diğer insanların dertlerine, yaralarına, sıkıntılarına ortak olmuş, çözüm bulmaya uğraşmışlardır. İnsanların istek ve ihtiyaçlarının sürekli değişmesi, gelişen teknoloji, farklılaşan yaşam tarzlarına rağmen hemşirelik ruhu insanlarda her zaman mevcuttur ve var olmaya devam edecektir.

    Tarihi olarak hemşireliğin gelişimine baktığımızda, ninelerimizin, annelerimizin şifalı ellerini hatırlatan “şifacı kadınlar”, akıp giden tarih içinde,  hasta bakımını üstlenmişlerdir. Annelik duyguları ile ailelerine, yakınlarına bakma isteği olan bu kadınlar Hristiyanlığın kabul edilmesi ile Orta Çağda dini boyut kazanarak kiliseler, manastırlar gibi yerlerde rahip ve rahibeler tarafından verilmeye başlanmıştır. İnsanların kiliselere olan bağlılığın güçlü olması ile rahip ve rahibelerin, birbirlerini usta çırak ilişkisi yoluyla desteklemeleri -bir nevi eğitmeleri sayelerinde- hemşireliğinde güçlü olmasını sağlanmıştır.

    Ortadoğu ve Orta Asya’da tıp ile beraber hasta bakımı da gelişirken; İslam kültüründe Müslümanlığın başlangıcında yine kadınlar hasta bakımında rol almış. Gerek Türk örf ve adetlerinde, gerekse Hz.Muhammed’in öncülüğü ile merhamet ve iyilik duygularımız tarihte kimsesize, yaşlıya, yaralıya yardımı hep ön planda tutmuştur.

    Türkiye’de hemşireliğin nasıl doğdu kısmına gelecek olursak; 1853-1856 (Kırım Savaşı) Osmanlı-Rus savaşları bir nevi dönüm noktası oldu diyebiliriz. Hem kutsal yerlerimizden olan Küdus ve çevresini ilgilendiren bu olay, hem de kız kardeş anlamı taşıyan, hemşirelik, yani Türk kültüründe önemli yere sahip olan aile kavramı temellerinden birine benzeyen bu kavramın Türkiye’ye de geldiğin habercisi olmuştur. 1907’de Kızılhaç kongresinde ünlü milletvekili, tıp bilim insanı, “Ebelerin ebesi” olarak anılan Dr. Besim Ömer Akalın hocanın, Nigthingale ile tanışması ile hemşirelik Türkiye’ye tam anlamı ile girmeye başlamış oldu. 1911 de Dr.Akalın’ın “Gönüllü Hasta Bakıcılık” adı ile açtığı kurs sayesinde Balkan savaşlarında hemşireler hasta bakım ve tedavisini sürdürerek destek vermişlerdir. 1925 de Cumhuriyet tarihimizin ilk hemşirelik okulun açılması ile Türkiye’de de hemşirelik modern, profesyonel, eğitime önem verilen bir meslek haline dönüşmeye başlamıştır. Odak noktası insan ve bakım olan hemşirelik mesleğinde, dinimizin ve köklerimizin getirdiği duygular, profesyonellik anlayışı, hemşireliğin etik ilkeleri doğrultusunda üniversitelerde son teknolojik uygulama malzemeleri ile öğrenmeye, eğitimine katkı sağlanmaya, günden güne kendini geliştiren hemşireler yetiştirmeye devam etmektedirler.

    Ülkemizde kadınlarımız birçok alanda faaliyet göstermiş, önemli konum ve görevlerde yer almışlardır. Hemşirelikte de ön planda olan bir hanımdan bahsedeceğim. Safiye (Hüseyin) Elbi (1882-1964) ilk Türk hemşire. Balkan savaşlarında görev alan Safiye hemşire, her Türk kadını gibi canla başla yatak-yorgan toplayarak savaş bölgesinde hastane kurulmasına katkı sağladı. İyi bir ingilizceye sahip olan hemşiremiz, o dönemde Asar-ı Atika Müzesi’nde (Müze Hastanesi) hemşire olarak çalışmaya başladı. 1.Dünya Savaşı sırasında Refik Paşa Hastane Gemisinde, Avustralyalı ve Alman hemşirelerin içinde tek Türk hemşiresi ve başhemşire olarak görev alarak ülkemizi gururlandırdı. Savaşın sonunda aldığı görev sayesinde Avrupa’daki Türk esirlerin ve öğrencilerin ülkemize geri dönmesini sağladı. Türk kadınının iyilik yüzünü diyebileceğimiz Safiye Hemşire hanım, 1925 deki cumhuriyetimizin ilk hemşirelik okulunda, idari ve eğitim birimde de görev aldı. Bunun yanında  Veremle Savaş Derneği ve Türk Kadınlar Birliği’nin de kurucu üyeleri arasında yer aldı. 1930 yılında ise Belediye Meclis üyeliği seçimleri ile meclise girdi. Safiye hemşire, hemşirelikte günümüzde de aktif olarak görev alan Türk Hemşireler Derneğinin kuruluşunda görev aldı ve başkanlık yaptı (1933 yılında Türk Hasta Bakıcılar Cemiyeti adı ile kurulmuştur).

    Bakım verenlerin en merhametlisi, en gönülden bakanı annelerin ayakları altına cenneti seren, kadınlara her zaman önem veren İslam dünyasında, Müslümanlıkta bu güzel mesleği, hemşireliği yapan hanım sahabelerimizi anmadan yazıyı bitirmeyelim. İlk hanım sahabe hemşiremiz Rufeyde Bint Sa’d. Tıpla ilgili bilgilerini doktor babasından alan Rufeyde, usta çırak ilişkisi ile bilgilerini, ilk yardımı diğer kadınlara da aktararak eğitmiş. Müslümanlığı kabul edip yaralıların tedavisi için savaşlara katılmış. Cahiliye dönemindeki kız çocukların gömülmesine engel olmaya çalışmış. Yani önce hayatta tut, ilkesini uygulamış. Ayrıca Rufeyde eğitim  görmüş hemşirelerin idare ettiği ilk sahra hastanelerin kurulmasında büyük katkı sağlamış.

    Asıl ismi Leyla olan, iyilik, iyileşmeyi adında barındıran diğer bir islam sahabesi, hemşire kadın Eş-Şifa bt.Abdullah El Kureyş-i. Eş-Şifa, Hazreti Muhammed’in(S.A.V.)  yanında yer alan zeki,  idari, hemşirelik, pratisyenlik yönleri ile ön planda, kadınların eğitiminden sorumlu önemli sahabe hemşirelerimizden olmuştur. Bunların dışında Nuseybe bt. Ka’ab el-Mazeneya, Ümmü Sinan el-islami (diğer adıyla Ümmü İmara), Ümmü Matave el-Eslemiye, Ümmü Varaka bt.Haris gibi sahabeler de hemşire olarak savaşlarda görev almışlardır. Görüldüğü gibi her döneme uygun olarak kendini gösteren hemşirelik, tarihin akışına göre şekillenmeye, günümüze yaklaştıkça daha çok profesyonel boyuta dönüşmeye devam ediyor.

    Unutmayalım! Hemşire aklıyla bakar, yüreğiyle hisseder, bilgisiyle hayat verir… Hemşire olmasa da yanımızdakilerin derdine merhem olabilmek ümidiyle…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.