Merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç’un “bayram” konulu sekiz şiirinden altısı Bayramlar Bayram Ola başlığını taşır. Hicran, gurbet, hasret, dert, elem, acı, çile, gözyaşı, firak, yokluk, gariplik ve yalnızlık duygularının ön plana çıktığı bu şiirlerin çoğunda âdeta bir hüzün geçidi vardır.
Karakoç; Bayramlar Bayram Ola (2) şiirinde “Çocukken gördüğüm bayramlar hani?” mısraından başka “Mübarek elleri öpüp koklayıp / Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?”, “Haftalar öncesi her gün her saat / Babama sorduğum bayramlar hani?”, “Açıp yüreğimi, yumup gözümü / Özüne girdiğim bayramlar hani?”, “Huzura erdiğim bayramlar hani?”, “Gönlümü verdiğim bayramlar hani?” sorularıyla geçmiş bayramlara olan özlemini dile getirir.
İçinde bulunduğu haletiruhiye veya yaşadığı dönemin sosyal şartları mı şaire böyle söyletti, bilemiyorum. Lakin yaşı sinn-i kemale, yani olgunluk yaşına ulaşıp da çocukluk yıllarındaki bayramları hatırlayarak özlemle “Nerde o eski bayramlar?” diye içlenmeyen var mıdır? Varsa kimlerdir ve sayıları ne kadardır? Merak ediyorum.
Mesela; çocukluk yıllarımda, yaşadığımız dağ köyünde bile bayramlar bayram gibiydi. Rahmetli babam, mensubu bulunduğu ailenin aksakalı olduğundan konu komşu, uzak yakın akrabalar çoluk çocuk ziyarete gelirdi. Bu bayram ziyaretleri; karşılamaları, ağırlamaları, uğurlamalarıyla bir başka olurdu. Özellikle yeğenlerimin veya diğer akraba çocuklarının gelişiyle günümüzü gün etmenin sevincini yaşardık. Sadece bizim evde değil köydeki her evde gelen giden eksik olmaz, üç aşağı beş yukarı benzer sevinçler ve heyecanlar yaşanırdı.
Rahmetli dedemi ziyaret için annemin köyüne gittiğimizde oradaki bayramlar daha başka, daha gösterişliydi. Çünkü o köy, bizim yaşadığımız köyden daha çok köy niteliğine sahipti. Kalabalıklar, misafirlikler, gelenler, gidenler, gündüz ayrı gece ayrı eğlenceler…
Önce rahmetli dedem ve anneannem (bizim söyleyişle ebem), sonraki yıllarda babam vefat edince işin rengi değişti. Düzen bozuldu.
Malumdur, atalar aradan çekilince mesafeler uzayıverir. Köprüleri sel veya yel alır. Geriye dikenli yollar kalır. Sebep, hesap kitap işleridir. Hikmeti sır kalsın.
Hani ben de bayrama dair bir şiir yazmaya teşebbüs etsem rahmetli Karakoç’tan farklı kelimeler kullanacağımı sanmam.
Hâl böyle iken bir de öpülecek eller ve el öpenler her geçen gün azalıyorsa vay hâlimize! Bu yüzden “Bayram demek takvimdeki yazı mı? / Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?” diyen rahmetli Karakoç’a hak vermemek mümkün değil.
Şanlıurfa türküsünde “Bayram gelmiş neyime?” dense de ömrü olanlara bir bayram daha geldi. Öncelikle, çoktandır yapılan “Nereye tatile gidilecek, nerede dinlenilecek?” hesaplarının gereği mutlaka yerine getirilecek.
Özellikle ziyaret edilecek baba ocağı veya varılacak ana kucağı olanlar kendilerini bahtiyar saysınlar. Olmayanlarsa boyun büküp kaderlerine razı olsunlar.
Geriye kalanlara düşen; mümkünse -kabir ziyareti dâhil- birkaç ziyaret, varsa uzak yakın birkaç aile büyüğünü arayıp bayramlarını tebrik etmek. Sosyal medyada mesajlar paylaşmak. Yaş olgunluğa eriştiyse akrabadan, dosttan, arkadaştan telefon beklemek. Ekranda mesaj gözlemek. Gelen mesajlara cevap yazmak. Belki birkaç gezinti, misafirlik. İşte bayram!
Merhum Mehmet Âkif, “Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; / Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır! / Bayramda güler çehre-i mâ’sûm-i sabâvet, / Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır…” diye başlayan Bayram şiirinde bayramı “çocukluğun masum çehresinin ve ufukların gülümsediği, dünyanın başka bir dünya olduğu, umudun saf bir çocuk suretinde göründüğü, neşeli ve hoş bir zaman…” olarak tanımlar.
İşte bu yüzden “çocukların bayramları bayram gibi” yaşaması için rahmetli Barış Manço’nun sevilen şarkısındaki “Bugün bayram / Erken kalkın çocuklar / Giyelim en güzel giysileri / Elimizde taze kır çiçekleri / Üzmeyelim bugün annemizi…” mısraları büyük sevimlilik arz ediyor.
Bilmem, bayramları bayram gibi yaşayacakları günleri görür müyüz, görmeden ölür müyüz? Dünyanın dört bir yanında hüzün, kan ve gözyaşları içerisinde günlerini geçiren, bayramları bayram gibi yaşayamayan Müslüman kardeşlerimiz ve çocuklar için en azından dua borcumuz olduğunu unutmamak gerekiyor.
Merhum Abdurrahim Karakoç’un “Bayramlar Bayram Olsun” başlıklı şu güzel dörtlüğünü de dua, temenni ve tebrik niyetiyle yazımıza ekleyiverelim vesselam…
“Yaza dönsün kışınız, bayramlar bayram olsun
Dert görmesin başınız, bayramlar bayram olsun
Otlar/dikenler dolsun Nemrut’ların çanına
Kolay gelsin işiniz, bayramlar bayram olsun.”
Eski Bayramların Özellikleri
* Daha sade ve samimi kutlamalar.
* Toplumsal dayanışma ve yardımlaşma duygusunun ön planda olması.
* Aile bağlarının güçlenmesine verilen önem.
* Gelenek ve göreneklerin yaşatılması. vs gibi.
Ellerinize sağlık hocam. Bayrama hasret penceresinden ne güzel bakmışsınız.
öncelikle bayramınızı tebrik ediyorum.. sağlık ve huzurla nicelerini yaşamanızı diliyorum..
bütün yazılarınızı okuyorum.. bazen keyifle, bazen hüzünle.. bugünkü yazıyı hüzünle okudum.. bugün köyüme gittim.. bizim aileye ait evlerin bulunduğu sokakta bulabildiğim bir taşın üstüne oturdum ve geçmişi dinlemeye çalıştım. tam sekiz ev.. sekizi de sessiz, boynu bükük. yazılacak ve söylenecek çok şey var.. devran mı böyledir, yoksa büyükler mi birşeyleri eksik bıraktılar bilmiyorum.
Mustafa Hocam, yine hislerimize tercüman olan damar bir yazı yazmışsınız. Kalemine ve kelamına sağlık. Kutluyorum.