Benlik, bir bireyin kendi varoluşunu ifade etme biçimidir. Buna en yakın kavram kimliktir. Ancak benlik bireyin kendini algılama biçimi, kimlik ise toplumun bireyi algılama biçimi olduğundan, bu iki kavram birbirinden farklılaşmaktadır. Benlik kavramı İngilizcede genellikle “self” ya da “ego” olarak ifade edilir: Self, bireyin psikolojik ve felsefi anlamda öz farkındalığını ve kimliğini; ego, bireyin iç dünyası ve dış dünya arasında bir denge kurma çabasını ifade eder. İslam’da ise benlik, “nefs” kavramıyla ilişkilendirilir. Ancak nefs, nötrdür; iyiye ya da kötüye yönelmesi mümkündür. Bu nedenle tasavvufta benlik, Allah’a ulaşma yolculuğunda kontrol edilmesi gereken bir unsur olarak görülür.
Felsefede bireyin varoluşu, özgünlüğü, otantikliği ve sosyolojide toplum içindeki rolü üzerinden anlatılan benlik, psikolojide “gerçek benlik” (true self), “sahte benlik” (false self), “ideal benlik” (ideal self) ve “algılanan benlik” (perceived self) olarak dörde ayrılır. Bunlardan gerçek benlik, bireyin gerçek kimliği; sahte benlik, bireyin çeşitli nedenlerle takındığı yapay kimliği; ideal benlik, bireyin olmak istediği kimliği, algılanan benlik ise bireyin yansıttığı kimliğidir.
Bir insan karar verirken sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyuyorsa, başkaları ne der acaba diye düşünüyorsa, kültürel normlardan daha çok küresel normlara boyun eğiyorsa ve bu normlara uyumlu davranıyorsa bu kişi sahte benliğe sahip demektir. Mesela bir öğrenci, toplumda prestijli görüldüğü için sevmediği halde doktor yahut mühendis olmak istiyorsa; bir öğretmen, üstlerinin tepkisinden korktuğu için sadece müfredatı harfi harfine yerine getirmeye çalışıyorsa ve özgün olamıyorsa; bir takım üyesi, arkadaşlarının yargılayacağından çekinerek takım çalışmasında anlamadığı bir soruyu soramıyorsa, sessiz kalmayı tercih ediyorsa sahte benliğe sahip demektir. Sahte benliğin en sorunlu yanı, kişinin kurduğu ilişkilerde yüzeysel ve samimiyetsiz davranmasına; başkalarının düşüncelerine ve kararlarına bağımlı hale gelmesine neden olmasıdır. Sahte benlikte kişi gitgide pasifleşir, olaylar karşısında edilgen davranışlar sergiler, rutine sıkışmış bir hayat sürer ve kendi mutluluğunu değil, çevresindekilerin onayını önemser. Böylece hayatını yalnızlık, tatminsizlik ve anlam eksikliği hisleriyle dolu bir labirente dönüştürür.
Buna karşın kusurlarını, zayıflıklarını ve güçlü yönlerini olduğu gibi kabul ediyorsa, kendini tanıyorsa, başkalarının eleştirisinden bağımsız olarak kendini değerli hissediyorsa, duygularını dürüst bir şekilde ifade ediyorsa, toplumla uyum sağlarken özünden de ödün vermiyorsa bu kişi gerçek bir benliğe sahiptir. Mesela bir öğrenci, edebiyat dersini seviyorsa ve bu alanda derinleşmeye çalışıyorsa, isterse ailesi ona mühendislik yapmasını önersin, o edebiyat öğretmeni olmayı tercih ediyorsa; bir öğretmen, eğitim sisteminden gelen katı kurallara rağmen yaratıcı yöntemlerle eğitimi daha anlamlı hale getiriyorsa; bir üye, liderine anlamadığı bir konuyu açıkça soruyor ve öğrenme ihtiyacını dürüstçe ifade ediyorsa, yani yanlış anlaşılmaktan veya arkadaşlarının alay etmesinden korkmuyorsa bu öğrenci, öğretmen ve üye gerçek benliğe sahiptir.
Peki, sahte benlikten kurtulmak ve gerçek benliğe sahip olmak için ne yapılabilir? Her şeyden önce bilinmelidir ki bu bir kendine dönüş yolculuğudur. Bunun iki yolunun olduğu söylenebilir: Birincisi Hudi anlayışına sahip olmak, ikincisi isyan ahlakı geliştirmek. Hudi anlayışı Muhammed İkbal’in geliştirdiği bir kavramdır. Bu anlayış, klasik anlamdaki “benlik” ya da “ego” kavramından çok daha derin ve kapsamlıdır. Hudi, sadece bireysel bir benlik değil, Allah’ın insana yüklediği yaratıcı ve dönüştürücü misyonun farkına varılması; insanın, Allah’ın varlığını yansıtarak gerçek anlamda özgün ve yaratıcı bir varlık haline gelmesidir. İkbal’e göre “Özgünlüğün olmadığı yerde, yaratılış donuklaşır. İnsan, Allah’ın yaratıcı sıfatlarını yansıtabilmek için kendi Hudi’sini geliştirmelidir.” Bunun için tarih, edebiyat, din, tasavvuf, masal ve mitoloji kitaplarını tekrar tekrar okumak gereklidir.
Sahte benlikten kurtulmanın ve gerçek benliği inşa etmenin ikinci yolu Nurettin Topçu’nun geliştirdiği isyan ahlakına sahip olmaktır. İsyan Ahlakı kavramı, bireyin önce kendi nefsine, sonra da yozlaşmış toplumsal düzene karşı bilinçli bir başkaldırıyı ifade eder. Topçu, bireyin “özgür iradesini” kullanarak kendini bu bağımlılıktan kurtarabileceğini söyler. İsyan Ahlakı, kişiye “kendin ol” ve “özgün bir hayat inşa et” çağrısı yapar. Ayrıca gerçek benlik, bireyin öz değerleriyle örtüştüğünden isyan ahlakı, bireyi bu değerlere yönlendiren bir ahlaki çerçeve sunar. Toplumun sahte kimlik dayatmalarına karşı direnmek de isyan ahlakının temel öğelerindendir. Son olarak isyan ahlakı, bireyin “kendi iradesini” toplumsal kalıplardan üstün tutmasını ve başkalarının beklentilerine göre değil, kendi ahlaki bilincine göre yaşamasını savunur. İsyan ahlakını geliştirebilmek için birey; kendisinde olumsuz gördüğü yahut çevresi tarafından olumsuz olarak görülen davranışlarını sorgulamalıdır. Gerektiğinde “hayır” demeyi öğrenmeli ve bireysel sınırlarını korumaya özen göstermelidir. Sahte ilişkiler değil, samimi, destekleyici ve içten ilişkiler geliştirmeye çalışmalıdır. Sanat, spor, yazarlık, gönüllülük gibi faaliyetlere katılmaya istekli olmalıdır.
Modernite ve seküler eğitim uzun soluklu süreçlerle hemen her ülkede sahte benlikler inşa eden bir sistemdir. Buna bizim eğitim sistemimiz de dâhildir. Eğer biz gerçek benliğe sahip insanlar yetiştirmek istiyorsak gerçek eğitime yani kültür temelli eğitime geçmek istiyorsak sorumluluk ve yetenek temelli eğitim yapmaya gayret etmeliyiz.