Kıymetli okurlarıma bildirmem ve hatırlatmam gerek ki bu yazı önceki “Çocuğa Koyulan İsimlerin Fert, Aile ve Toplum Hayatındaki Önemi” ile “Zamanın ve Mekânın Sırrını Kişi İsimleri Üzerinden Okumak” başlıklı yazılarımızın üçüncüsüdür.
İsimler bir millet için o kadar mühim hafıza kartlarıdır ki o hafızayı yok etmek isteyenler isimler üzerinden de milletin değerlerini itibarsızlaştırmaya, yok etmeye çalışmışlardır ve bunda az da olsa başarılı olmuşlardır. Bunun en somut örneklerinden biri, Kastamonulu Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı” romanında en komik ve gerzek tipe “Şaban” adını vermesi şeklinde tezahür eder. Şöyle ki Halvetiyye-Şâbâniyyetarikatının kurucusu Şâbân-ı Velî de Kastamonuludur. Hababam sınıfı sinema salonlarında gösterilmeden evvel toplumda en yaygın isimlerden biri “Şaban”dı, bu filmden sonra insanlar çocuklarına artık “Şaban” ismini koyamadılar. Rıfat Ilgaz hemşehrisi olduğu Anadolu evliyalarından önemli bir şahsiyetin adına suikast düzenlemiş ve başarılı olmuştur. Artık Şaban denilince kimsenin aklına “Şâbân-ı Velî” gelmiyor, “İnek Şaban” geliyordu. Kemal Sunal’ın oynadığı birçok filmde Şaban gibi “Recep, Ramazan” isimleri de düşük ve komik tiplere verilmiştir. Yeşilçam’da din adamlarının cahil, ahlâksız, kirli, pasaklı tip olarak verilmesi de aynı arızalı tutumun, İslâmî değerlerden öç alma düşüncesinin beyaz perdeye yansımasıdır.
Bu isimleri gülünç hale getirmeye çalışanlar Müslüman Türk milletinden, bizden olamaz.
Edebiyat ve sanat diliyle din adamlarıyla istihza etme tavrına, Türk edebiyatının ilk tiyatro eseri olarak bilinen, Şinâsi’nin “Şair Evlenmesi”nde de rastlamaktayız. Bu eserde sahtekâr imamın adı “Ebu’l-Laklaka”dır. Laklaka kelimesi “boş konuşan” anlamındayken, “Ebu” kelimesi Arapça “baba” olsa da Anadolu insanının hafızasında “Ebubekir”den dolayı İslâmî bir çağrışım taşır.
Yeri gelmişken, isim itibarsızlaştırma konusunda edebiyatımızdaki meşhur atışmayı da hatırlayalım:
Osmanlı paşalarının toplandığı bir mecliste söz dönüp dolaşıp yazdığı hicivlerle birçok kimseyi kendisine düşman eden Nef’î’ye gelir. Meclistekilerden Tahir Paşa (daha önce ondan dili yanmış olsa gerek) Nef’î’den lâf açılır açılmaz: “Aman, anmayın şu kelbi (köpeği)” der. Tabii bu lâf döner dolaşır, Nef’i’nin kulağına gider. Kendisine köpek denmesine içerleyen ünlü hiciv ustası bu lâfın altında kalmaz. Tahir Paşa’dan şu dörtlükle intikam alır:
Bana Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir
Malikî mezhebim benim zira
İtikadımca kelp tâhirdir
Aileler çocuklarına genellikle aile büyüklerinin, başarılı sporcuların, devlet adamlarının, film yıldızlarının, anne ve babalarının, tarihi şahsiyetlerin, din büyüklerinin… adını verir. İsimler, devrin sosyolojisini ve hakim ideolojisini çıkarmamızı sağlar. 1970’lerden itibaren “Bahattin, Alperen, Kürşat, Alparslan, Oğuzhan” son otuz yıldır “Recep, Tayyip, Erdoğan”, 1990’dan sonra siyasal İslâmın artışıyla beraber “Furkan”, 2000’lerden sonra muhafazakârlar arasında talihli, kutlu anlamlarına gelen “Eymen” isminin yaygınlaşması, Said Nursi sevenlerinin çocuklarına tek isim veya ikinci isim olarak “Said” ismini koyması, 2016’daki darbe kalkışmasından sonra birçok kişinin “Fethullah” olan adını değiştirmesi, o tarihten sonra çocuklarda Fethullah adına rastlanmaması dönemin siyasi ve sosyal yapısını ve gelişmelerini yansıtması açısından önemli birer veridir.
1970’lerde dünyaya gelmiş çocuklarda en çok görülen isimlerden biri “Murat”tır. İlkokulda sınıfımızda altı arkadaşımın adı Murat’tı, ortaokulda dört, lisede üç arkadaşımla adaştık. Murat isminin o tarihlerde çok sık olmasının nedeni Cüneyt Arkın’ın “Kara Murat” filmlerinden ve Kara Murat çizgi romanından kaynaklanıyor olsa gerek. Şüphe yok ki kelimelerin olduğu gibi isimlerin de enerjileri var ve bir ömür aynı isimle çağrılan kişi o ismin enerjisi ve ruhuyla bir etkileşim içerisine girmektedir. Bir ömür “Mülayim” diye seslenilen kişinin çok sert bir karaktere sahip olması zor görünüyor. Kelimelerin ruhunu anlamak için atalarımızın şu sözünü hatırlamamız gerekir: “Bir kişiye kırk gün deli derseniz deli, veli derseniz veli olur.” Ben de Murat adını taşıyan biri olarak çocukluğumda kendimi hep Osmanlı padişahı IV.Murat’la özdeşleştirmişimdir. IV.Murat’ınresmindeki heybeti, zırhı, kılıcı, cesur kararlar alması, disiplini onu diğer Murat’lara tercih edişimde tesirli özellikleridir. Her çocuk böyle, ismini taşıdığı meşhur kişiyle kendisini özdeşleştirir, farkında olmadan o kişiyi taklit eder.
Sonuç:
Dünyanın küreselleştirilmesi, insanların sekülerleşmesi; dinlerinden, törelerinden, normlarından, tarihlerinden, milletlerinden, kültürlerinden uzaklaşması, kendisini bağlayan tüm mensubiyetlerden kurtulmak istemesi, bireylerin bencilleşip süper egolar haline gelmesi insanları yeni değerler ve isimler arayışına itmiştir. Çocuklarına isim verirken “herkes gibi olmama” çabası Anadolu kültür ve irfanında, isim hafızasında olmayan yeni isimlerle karşılaşmamıza neden olmuştur. Ferdi “herkes gibi olmama çabası” adına yenilik arayışına iten bu durumun bir modaya dönüşmesi ise üzerinde durulması gereken farklı bir mevzudur; tekrardan kaçan insanın yeni bir akımla tekrara düşmesi… Hadiseye toplumbilim açısından yaklaşıldığında isimler üzerinden yürütülen bu algının, bu sessiz ihtilâlin geleneksel çizginin dışına çekilen milleti, tarihiyle karşı karşıya getirdiği de idrak edilecektir.
Son dönemlerde rastladığımız ve geleneğimizde olmayan “Tuana, Erva, Derin, Alya, Arya, Asel, Azra, Lara, Melisa, Kayla, Edvan, Liya, Lila, Erya, Eleysa, Yade, Yeda, Aden, Bucan, Sasha Mia, Rodin, Arjin, Ares, Atlas, Azur, Benan, Leo, Leon, Liva…” gibi çocuk isimlerine baktığımızda durumun vahameti anlaşılmış olur.
Murat hocam, çok önemli bir hususa dikkat çekmişsiniz teşekkür ederiz. Yüreğinize sağlık. Rabbim kaleminizin tesirini artırsın, bizlerede feraset, basiret ve özümüze bağlı kalmayı nasip etsin. Selam ve dua ile
Ne güzel oldu. çok teşekkürler