İnsanoğlu doğası gereği oynayarak büyüyor… Büyümenin olgunlaşmanın bir göstergesi bireyin oynadığı oyunun şekli, süresi…
Doğumdan itibaren başlıyor aslında çocuğun oyunu… Anneyle ilk buluşma ilk adım…Ne muhteşem bir sahnedir bebeğin anne memesiyle buluştuğu an ..İhtiyaçları karşılanan bebek anneyle adete cilveleşir karnı doydukça rahatlar, eli ayağı durmaz annenin eline yüzüne değdirir ara ara güler sanki aldığı hizmet için teşekkür eder…
Anne eğer bebeği ile buluşmaya hazırsa zihni gündelik telaşlarla bulanık değilse, oda kendini bebeğe adar.. İste bu birliktelik ne kadar uyumluysa, bebek o kadar sağlıklı gelişir büyür… Evet, annenin gelişiminden bahsediyorum…
Çünkü bir bebek doğunca, bir anne de doğuyor…
Yücelerden gelen bir emanettir çocuk…
Yaradan sizi seçmiştir.
Kabul olmuş bir duadır çocuk.
Sevgidir, hasrettir…
Niceleri evlat kokusuna hasretken, kucağına verilen emanetin kıymetini bilmek gerektir… Özen gerektirir… Her dönemin kendine has özellikleri vardır. Olmazsa olmazlar vardır çocukları yetiştirmenin… Yerine getirilmeyen görevler çocukta mahrumiyetlere ve geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilir. Bilinçli bir anne çocuğuyla birlikte yol alır ona özen gösterir değer verir, değer katar… Onun emanet olduğu bilinciyle hareket eder.
Geçenlerde Mehmet Teber’le oyun terapisine giriş eğitimine katıldım… Teber oyun terapisi alanında bir uzman. Bize oyun hakkında söyledikleri çocuğa yaklaşımları gerçekten ilginçti… Çocukların şefkatli dokunuşlara ihtiyacı vardı. Yumuşak bir ses tonu ilgiyle bakan bir çift göz büyütüyordu çocukları..
Benlik sınırları için yine anneye ihtiyaç vardı.
Anne yegâne varlıktı çocuk için.
Çocuğun dünyasına ancak oyunla girilebilir, oyunla tesir edilebilir. Çocuğunuza ulaşmanın en güzel yolu, onunla oyunlar oynamayı bilmekten geçer.
Çocuğun dilidir oyun.
Peki, bu kadar kolaysa çocuğa ulaşmak, neden anneler çocuklarıyla oyun oynayamaz. Evet, bence asıl sorulması ve cevaplanması gereken soru budur… Neden anneler babalar çocuklarıyla oyun oynamazlar?
Bunun cevabı ise şöyle açıklanabilir…
Çünkü ebeveynler kendi içlerindeki çocuğu çoktan unutmuş… Susturmuş, adeta küstürmüştür. Şöyle doyasıya bir kahkaha atacak olsa utanır, sevdiği bir şeyle oyalanmak istese azarlanır, sesi kısılmıştır içerdeki çocuğun… O yüzden çocuğuyla oynarken bunlar gün yüzüne çıkacak diye bin türlü bahanelerle saklar kendini korkar, kaçar…
Kim bilir belki bu yazı içinizde ki çocuk için yazılmıştır ve kim bilir belki onu saklandığı yerden çıkarmanın zamanı gelmiştir.
Bir oyun oynayalım o zaman 1…2…3 sobeeeee…
İçindeki çocuğa ulaşabilmek bir erdemdir. Çocuk safiyetinde sevebilmek, tam bir emniyet duygusuyla teslim olmak razı olabilmenin işaretidir. Bu yüzden ‘çocukluğunu yetişkinliğe taşıyabilen evliyadır’ der büyüklerimiz. İçimizdeki çocuğa ulaşabilmenin ve iç sesimizi duymanın huzurunu yaşamak dileğiyle…
Esma TUTAR (17.3.2016)
Kalemine sağlık sevgili dostum Esma hocam.