eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Murat ERTAŞ

Erzurumlu… Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. 1994’te özel öğretim kurumlarında çalışmaya başladı. 1999’da kendi kurumlarını kurdu ve 2022’de emekli oldu. Radyo ve televizyonlarda kültür, sanat ve şehir programları hazırladı. Yayımlanmış yedi kitabı var. Dil ve Edebiyat dergisinin yayın kurulu üyesidir. TDED Erzurum’un başkanıdır.

    Çocuğa Koyulan İsimlerin Fert, Aile ve Toplum Hayatındaki Önemi-1

    Yiğit namıyla anılır. Buradaki “nam” doğumla beraber alınan isimden ziyade sonradan kazanılan addır, şandır, lakaptır. Ancak kişi doğumuyla beraber aldığı ismi de nam haline getirebilir. Kubbealtı lügatten alınan şu cümlelerde ad kelimesi nam, şan anlamında kullanılmıştır: “Hayâtımız giderse adımız kalır.” (Namık Kemal), “Osmanlı devrinden adı bize kadar gelen en eski hattat Derviş Ali’dir.” (Ahmet Hamdi Tanpınar). Halk arasında “adıyla yaşasın” sözüyle anlatılmak istenen de budur. Çocuğa güzel bir ad koyulsun, başka da bir lakaba ihtiyacı olmasın, çocuk o güzel adıyla yaşasın, adının manasına lâyık olsun.

    Bir varlığın adı o varlığın tanımı ve tarifidir. Tanım ve tarif; varlığın, nesnenin türüne ve özeline ait tüm bilgi ve manaların cüzüdür, çekirdeğidir, hafıza kartıdır. Bu bağlamda çocuklara ebeveynin koyduğu isim o ebeveynin ruhundaki bilgidir, hevestir, idealdir, arzudur, inançtır, töredir, hayaldir, hayattır, duadır… Ebeveyn, çocuklarına isim koyarken maddî ve manevî devletlu, şöhretli, güçlü, bahtlı tahtlı, iyi ve güzel karakterlerle özdeşleşmiş isimleri tercih eder ki aynı kaderi mevcut şartlarda çocuğu da yaşasın. Bazı anne ve babanın da tarihten, gelenekten, ezberlerden etkilenmeden biricik çocuklarına kendilerince buldukları bir kelimeyi ilk defa isim tayin ettiği görülür. Anne ve babadaki bu tercih biçimi, bir aykırılık, bencillik gibi yorumlanacağı gibi modern zaman insanının kendisini her türlü bağlayıcıdan ve kayıttan uzaklaştırmak istemesinin göstergelerinden biridir.

    İnsanın bir ömür taşıyacağı ismin, dünyaya gözünü açtığı gün veya bir süre sonra verilmesi, bununla birlikte bebeğin henüz anne rahminde büyürkenki zamana tekabül ettirilmesi isimlerin taşıdığı kıymeti göstermesi açısından önem arz eder. İslâmî eserlerde çocuğa ad koymanın zamanı üzerinde durulmuş ve bazı rivayetlerde doğumunun üçüncü, bazılarında ise yedinci günü ad koymak için en uygun zaman olarak gösterilmiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber’in Mâriye’den doğma oğlu İbrâhim için, “Bu gece bir oğlum doğdu, ona dedem İbrâhim’in adını verdim” (Ebû Dâvûd, “Cenâʾiz”, 24) dediği, dolayısıyla doğumun birinci günü ad koyduğu bilinmekte ve bu yöndeki rivayetler diğerlerine nispetle daha sahih kabul edilmektedir.

    Eski Türklerde ise doğumun hemen ardından çocuğa ad verilmediği, çocuk bir yaşına girdikten sonra, Türk âdetlerine göre büyük bir şölen (toy) yapıldığı ve bu şölene katılanların en yaşlısı tarafından ad koyulduğu bilinmektedir.  Dönem içerisinde gençlik çağında alınan adlar, gösterilen bir kahramanlıktan sonra, hazırlanan bir toy merasiminde ve ileri gelen şahsiyetler tarafından verilirdi. Bu durum Dede Korkut Kitabı’nda, “Bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad komazlardı” diye anlatılmıştır. Yine burada belirtildiğine göre Bayındır Han’ın oğlu Boğaç, adını bir boğa öldürdükten sonra almıştır.

    İnsanların bir de sonradan kazandıkları isimleri olabilir. Bunlara “lakap” deriz. Lakaplar çoğunlukla ismin önüne geçer. Lakapları, “verilmiş” değil “kazanılmış” isim olarak kabul edebiliriz.

    Bazı aileler, bebeğin dünyaya geldiği an’ın heyecanına kapılıp bebeksi kelimeleri isim olarak tercih ederken kelimeyi isim olarak taşıyan kişinin ileride yaşayacağı psikolojik baskıyı hesap edememektedir. Kişinin daima bebek ve çocuk kalmayacağı göz önünde bulundurulduğunda durumun taşıdığı ciddiyetin büyüklüğü de ortaya çıkmış olur. Buna ilave olarak toplumda değişen değerler, anlayış ve inançlar nedeniyle isimlerin çağrışımı da değişebilmektedir. Çağrışımlar isimlerin anlamına, o anlamı kuşatan hakikatlere olan talebin de değiştiğini gösteriyor. Çağrışım anlamın önüne geçiyor. İsim örnekleri vererek bu çağrışımlara ve algılara hizmet etmek istemiyorum. Din, inanç, tarih hassasiyetlerinin yanında bazı isimler taşıdıkları anlamdan, sembolden ziyade modern insanın zihnindeki algı dünyasında geleneği, bazısı yoksulluğu, taşrayı, bazısı şehirliliği, bazısı zenginliği, bazısı yaşlılığı çağrıştırıyor.

    İslâm’da çocuğa ad seçme ve ad koyma hakkı babaya aittir. Baba ölmüş veya hukukî tasarruflarda bulunmaktan men edilmişse bu hakkı anne kullanır. Doğumundan önce babasını kaybeden Hz. Peygamber’in adı annesi tarafından Muhammed olarak seçilmiş ve bu ad dedesi tarafından konulmuştur. Çocuğa ad seçilirken gayet titiz davranılması gerektiğini belirten Hz. Peygamber, “Siz kıyamet gününde hem kendi adınızla hem de babalarınızın adıyla çağrılacaksınız; bu sebeple kendinize güzel adlar koyun” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 61; Müsned, V, 194). İslâm hukukçuları bu nevi hadisleri dikkate alarak ad seçimi ile ilgili bazı hükümler tespit etmişlerdir.

    İsim koymak o kadar mühimdir ki Cenâb-ı Hak Kuran’da Hz.Zekeriyyâ’ya oğul müjdesini çocuğun ismiyle beraber verdiğini söyler: “Ey Zekeriyyâ! Biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.” (19/Meryem:7).

    Hz. Peygamber, putperestliği andıran ve İslâm âdâbına uymayan adların değiştirilmesini tavsiye etmiş, kendisi de “isyankâr” anlamına gelen Âsıye (عاصية) adındaki bir kızın ismini Cemîle, “elem, keder” anlamına gelen Hazn adlı bir sahâbînin adını da Münzir olarak değiştirmiştir. Karahanlı Sultanı Satuk Buğra Han Müslüman olunca Abdülkerim, oğlu Baytaş da Mûsâ adını almıştır. Buğra “büyük erkek deve” demektir. İslam hassasiyeti ileri olan ailelerin dilinde “Adı güzel, kendi güzel Muhammed” ilahisi eksik olmaz. İlahinin sözlerinde olduğu gibi çocuklarının hem isimleri hem mizaçları İslâmî şahsiyetleri ve değerleri çağrıştırsın isterler.

    (Devam edecek)

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Ahmed YAHYA dedi ki:

      TEŞEKKÜRLER ÜSTADIM.