İlimden Medeniyete
BİLGİ AHLAKI YA DA AHLAKSIZ BİLGİ
“Bilgi nedir?” sorusuyla başlamak, varacağımız menzili baştan fısıldamak gibi gelebilir. Oysa niyetimiz, okuyucunun zihninde bir kıvılcım çakmak ve onu kelimelerin ötesinde, kendi içine doğru tefekkür yolculuğuna çıkarmaktır.
Tarih boyunca bilgiye felsefi, sosyolojik ve dini pencerelerden sayısız tanım yapılmıştır. Kimileri onu “kutsal bir hediye”,kimileri “tanrılardan çalınmış bir ateş“, kimileri ise “cennette tadılan yasak elma” olarak gördü. Modern dünya ise bilgiyi daha faydacı bir kalıba dökerek “hayatı kolaylaştıran bir güç“ diye etiketledi.
Eğer felsefi bir dille konuşacak olursak bilgi; özne ile nesne, yani insan ile dış dünya arasında kurulan köprüden doğan o mukaddes meyvedir. İslam’ın ilim ufkunda ise bilgi; ham bir veriden ibaret değildir. O, doğruluğu sarsılmaz delillerle temellendirilmiş şuur muhtevalarıdır.
Ancak çağımız insanının sormaktan kaçındığı, bizimse masaya yatırmak istediğimiz sadra şifa sorular vardır. İşte onlardan sadece bir kaçı: Bugün her köşe başında yankılanan “bilgi şart” sloganı gerçekten insanlığı saadete taşıyor mu? Çağımızın trajedisi bilgi kıtlığı mıdır? Bilginin ruhunu kaybettiğini düşünüyor musunuz?
Ne büyük bir hakikattir ki, modern dünya, insanlık tarihinin en yüksek okuryazarlık oranına ve en lüks üniversitelerine sahiptir. Bununla birlikte, yeryüzü tarihinin en organize zulümlerine, en yüksek üniversitelerinden mezun, diplomalı hainlerine de ev sahipliği yapıyor. Demek ki eksik olan bilginin miktarı değilmiş. Mesele “ahlak meselesi” desem; biri çıkar “Her şeye ahlakı sokma be kardeşim!” bile diyebilir. Biz de iddialı bir söylemle deriz ki, İslam’ın ahlakından soyutlanmış her tedrisat, zalimliğin ve hırsın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Modern dünyanın “etik” diyerek sığ ve değişken kurallarla geliştirmeye çalıştığı kavram, aslında İslam’ın daha en başından bilginin kalbine yerleştirdiği “ahlak ve âdâp” nizamıdır. Ahlak’ın nizamından mahrum bir bilgiyle ve onun adıyla başlamayan bir okumayla, medeniyet kurulamaz/kurulamaz. O süslü yapılar, o devasa teknolojik güçler dışarıdan ne kadar ihtişamlı görünürse görünsün, Bediüzzaman Said Nursi’nin felsefi materyalizmi eleştirirken kullandığı tabirle, birer “Mimsiz Medeniyet”, yani hakiki manada birer “deniyet” (alçaklık) heyulası olarak insanlığın karşısına dikilecektir. Çölde susuzluktan boğazları kurumuşadamın serap görmesi gibi bir şeydir ahlaksız medeniyet hayali.
Bu gün kapitalizmin ve seküler mantığın kucağında büyüyen bilgi, kutsal bir mabetten ziyade fabrikasyon bir mamul gibi üretilip tüketilmektedir. Sözüm ona bazı üniversiteler bilgiyitekellerinde tutarak ve kutsayarak modern kiliselere dönüşürken, bu bilgi, ne onu elinde tutan güç odaklarına huzur veriyor ne de ondan medet uman yığınları mutlu ediyor. Kitapsız ahlak ve bilgi (Kitabullah ve Sünnet-i Rasülüllah) her bilgi; sömürünün, aşırmanın (intihal) ve vicdani yozlaşmanın silahı haline gelmektedir. Kavramların ruhunu boşalttığınızda inançlar ölür; inançlar öldüğünde ise geriye yalnızca edepsiz bir ilim ve o ilmin hamalları kalır.
İslam’ın “ilim” dediği hakikat, modern “etik” gibi yapay ve kişiye göre değişen kurallarla sınırlandırılamaz. Hakiki ilim, şu dokuz sütun üzerine yükselmelidir:
• Hakiki ilim, vahiy ve selim akla uyumludur: Bilgi, fıtratı bozulmamış bir aklın ve fıtrata uygun bir vahyin rehberliğinde şekillenmelidir. Vahiyden âri (Soyutlanmış)olan akıl da o aklın ürünü olan bilgi de topaldır, eksiktir.Kör ve sağırdır.
• Hakiki ilim, İlahi Rızaya uygun ve Büyümeye meyillidir: Bilgi, Allah’ın adıyla başlar (Besmele) ve O’nun rızasını hedefler. Sadece ehil olmayan ellerde tüketilen bir nesneye dönüşen bilgi ilahi rızaya uygun değildir. Oysa hakiki ilim, aslı itibarıyla daima artan ve bereketlenen bir pınar gibidir.
• Hakiki ilim, İlim ve Takva Bütünlüğü içinde yol alır: Kur’an bu yolculukta en büyük kılavuzdur. Doğru kaynaktan süzülen her bilgi evrende bir ayettir. Âlim ise sadece çok bilene değil, bilgisini takva ile yoğurup kuvvetli bir imana dönüştürene denir. Merhum Muhammed Ali es-Sâbûnî’nin veciz ifadesiyle: “İlim takva ile olursa Rahman’a, takvadan yoksun olursa şeytana hizmet eder.”
Netice itibarıyla; insan eğer “eşref-i mahlûkat” (yaratılmışların en şereflisi) unvanını korumak ve yeryüzünü yeniden imar etmek istiyorsa, bilginin sekülerleşmiş zincirlerini kırmalı ve Kur’an’ın ahlakını kuşanmalıdır. Aksi takdirde, kendi ürettiği ahlaksız bilginin canavarları tarafından yutulmaya ve “esfel-i safilîn”de (aşağıların aşağısında) bocalamaya mahkûmyaşayacaktır.
İlim edeple başlar ve lütufla biter. Kendini bilen haddini bilir. (B.B.)