Günümüzde farklı ortamlarda herhangi bir dili konuşma meselesi açılınca bir an düşünüp acaba dünyanın tamamında kaç lisan var demeden edemediğimiz anlar var. Eskiden bu tür bilgileri öğrenmek için biraz uğraşmak gerekebilirdi. Hatta kolayca ulaşmak mümkün olmayabilirdi. Şimdilerde bu tür sorulara cevapları saniyeler içinde elde edebiliyoruz. 2026 senesi itibarıyla 8 milyar 300 milyon insanın yaşadığı yeryüzünün tamamında farklı dil konusunda 7 bin 170 dil sayısının tespiti yapılmış. Bunların ne zamandan itibaren var oldukları genelde bilinmezken ya da konuşanı kalmadığı için her yıl bu sayının ne kadar azaldığının da fazla üzerinde durulmaz.
Konunun uzmanları kimi zaman tüm ömürlerini bir dil üzerine çalışmalara tahsis ederek onunla ilgili her ayrıntıyı kayıt altına alıyorlar, hatta yaşatılabilmesi için özel gayret sarf ediyorlar. Mesela Kafkas dillerinden birisi Ubıh lisanıdır ve varlığından kaç kişi haberdardır. 1980’li yıllarda ülkemizde bunu konuşan son kişinin Tevfik Esenç isimli bir vatandaşımız olduğu belirtilir ve onunla ilgili haberler zaman zaman basında yer alırdı. Hatta onun 1992 yılındaki vefatıyla da “son Ubıh öldü” başlığıyla bilgiler haberleştirilmişti. Oysa ki Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi İSAM Kütüphanesine 30 bin civarında özel kütüphanesini bağışlayan Türkiye’nin nadir sayıdaki önemli kitap severlerinden, elde ettiği her bir eseri mutlaka mutlaka okuyan ve hepsini biriktirip saklayan, özellikle denizci kimliği sayesinde bu hevesini iyice geliştiren rahmetli Yavuz Argıt bey (15 Aralık 1934, İzmit – 9 Mayıs 2009, İstanbul) ile 2000’li yıllardaki bir konuşmamızda Ubıh dili meselesine temas edince “olur mu herkes bizi Çerkes bilir, aslında biz Ubıh’ız, köyümüzde de çok kişi bu dili bilir” demişti. Belki bazı hususlar ilgi çeksin diye “ilk defa yapılan araştırma, çok az incelenen konu, ya da artık şu veya bu kişinin vefatıyla bir devir kapandı” gibi ifadelere sıkça rastlarız.
Fransa’da Georges Dumézil (1898-1986) isimli dilbilimci, karşılaştırmalı mitoloji ve özellikle Kafkas dilleri üzerine çok sayıda eser veren bir araştırmacı 1930 yılında Türkiye’ye gelerek Tevfik Esenç ile Ubıh dili üzerine tüm ayrıntıları incelemeye başlamış. Ölümüne kadar da 56 yıl bu meşguliyetini devam ettirmişti. Binlerce sayfalık yazı kaleme almış, ses kayıtları yapmış ve böylece önemli bir mirasın korunması sağlanmıştı. Norveçli Hans Vogt ile bu alanda işbirliği yapmışsa da kendisi ona göre daha çok tanınmıştı. 1990’lı yıllarda Paris’teki öğrencilik yıllarımda Gürcü asıllı Georges Charachidzé (1930-2010) isimli ikinci bir Fransız Kafkas uzmanının bu dil üzerine çalıştığını biliyorduk. Dumézil’in öğrencisi ve çalışma arkadaşı olan bu araştırmacı da Gürcistan tarihi, özellikle Kafkas dilleri alanında en yetkin isimlerden birisi kabul edilmektedir.
Paris’te Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Enstitüsü (INALCO) halen kendi tanıtım sayfasında Asya, Afrika, Amerika, Avrupa ve Okyanusya’da konuşulan 100 farklı dilin eğitimini verdiğini belirtmektedir. Bunları sınıflandırırken Avrasya dilleri içinde Azerice, Kazakça, Özbekçe, Tatarca, Türkçe ve Uygurca diye 6 farklı Türk dilini ayrı birer lisan gibi belirtiyor. Benzer bir durumu Arapça için de geçerli kılıp Cezayir, Libya, Mısır, Fas, Suriye-Lübnan ve Tunus Arapçası diyerek 6 farklı lehçeyi farklı dil gibi göstermektedir. Bir eğitim kurumu için bu kadar geniş yelpazede dil öğretmek gerçekten de büyük bir gayrete işaret ediyor.
Yeryüzünde konuşulan dillerin sayısı ve bunları ne kadar kişinin konuştuğu meselesi biraz düşünmemizi gerektiriyor. Asya’da 2.350, Afrika’da 2.140, Pasifik/Okyanusya adalarında 1.300, Kuzey ve Güney Amerika’da 1.064, yere göğe sığdırılamayan Avrupa’da ise sadece 300 farklı dil konuşulduğuna dair yerel dil sayısı veriliyor. INALCO misali yaşanılan yöreye göre farklılaşan Türk dili misalindeki gibi ayrı birer dil olarak gösterildiği için mi bu rakamlar aşırı yükseliyor tam belli değil. Kuvvetle muhtemel bunlar kendi aralarında kökenleri ile ifade edildiğinde muhtemelen birkaç bin değil, hatta birkaç yüz de değil, onlarca dil ailesine mensup bulundukları bir gerçektir.
Gerçi son iki asırda Afrika, Amerika, Asya ve Okyanusya’da İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Portekizce yeryüzünün birçok bölgesinde sömürgecilik dönemlerinde ve bağımsızlık sonrasında da çok sayıda ülkeye resmi dil olarak dayatıldığı için anadili dışında milyarlarca insana eğitim, hatta konuşma dili olarak öğretilmesinin başarıldığı iddia edilmektedir. 20 milyonu aşan nüfusuyla Senegal’de her ne kadar Fransızca tek resmi dil ise de yerel halkın 85’i Volof dilini konuşup anlamakta ve günlük hayatın vazgeçilmez iletişim dilidir. Bu durumda bu ülkenin dili Volofça mıdır Fransızca mı?
21. yüzyıla girdiğimiz bir zamanda 8 milyar 300 milyon insanın İngilizce, Çin’de Mandarince, Hindistan’da Hintçe, Fransızca, İspanyolca ve Portekizce gibi 23 büyük dili günlük hayatlarında kullandıkları bilgisi ne kadar doğrudur? Ülkelerin nüfusları ile resmi dillerini konuşanların sayısını ifade etmek isabetli değildir. Arapçanın resmi olarak öğretildiği ülkeler dışında neredeyse 2 milyarı aşan Müslüman toplumların birçoğunda ya eğitim dili, ya da dinî hassasiyetler adına eğitiminin verilmesi sebebiyle dünyada en fazla konuşulan diller arasında yer almaktadır. Ne Çin’de herkes günlük hayatında Mandarince, ne de Hindistan’da Hintçe konuşma ihtiyacı hisseder. Her ikisinin 1 milyar 400 milyondan fazla olduğu iddia edilen nüfusları içinde yüzlerce ayrı soya mensup topluluklar kendi yerel dilleriyle günlük hayatlarını sürdürmektedirler. Afrika’da Arapların Fülani, Avrupalıların Pöl, kendi yerel dillerinde Pular denen ve büyük bir kısmı göçebe hayatını sürdürmeyi tercih eden kavmin kıtanın 27 ülkesinde büyük kitleler veya azınlık olarak yaşaması, kendi dillerini de korumaları pek dikkate alınmamaktadır.
Doğu Afrika’da Sevahili (Swahili), Batı Afrika’da Hevsa (Hausa) aynen Güney Asya’da Urduca gibi özellikle sömürgeciler tarafından kendi dillerini öğretmenin meşakkati ve zaman alması endişesiyle bir müddet tüm yerel toplumlar arasında ortak dil olarak hassaten yaygınlaştırılması için uğraşıldığı biliniyor. Bunlara yeni dil (lingua franca) denmekteyse de aslında her birinin temelini şekillendiren yerel dillerin Arapça ile aşırı desteklenmesiyle daha geniş kitlerce benimsenmesi neredeyse yüzlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Benzeri bir durum Farsça ve özellikle Türkçe için de geçerlidir. Farsça İran’ın yakın çevresinde, Türkçe ise Sibirya’nın en doğu ucundaki Bering Boğazı kıyılarından tüm Asya ve Avrupa’nın neredeyse her bölgesinde, tüm Akdeniz havzasında, Arap yarımadasında Arapçayla beraber varlık gösterdi.
Bir konu da Avrupalı sömürgeci devletlerden İngiltere, Fransa, İspanya ve Portekiz’in dilleriyle yerel dillerin kaynaşmasıyla ortaya çıkan melez dillerin varlığıdır. İngilizcenin Nijerya yerel dilleriyle kaynaşmasından Pidgin (Picin) adıyla son bir asırda yeni bir konuşma dilinin ortaya çıktığı ve 121 milyon insanın bunu günlük hayatında kullandığı dile getiriliyor. Buna kendi sömürgelerinde Fransızca ve Portekizce, hatta İspanyolca’nın yerel dillerle kaynaşmasından da Kreol (Créole) denen ve daha çok Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu adalarındaki toplumlarca benimsenip konuşulan çok farklı lehçeli başka bir melez dil var. Günümüzde Haiti, Jamaika, Luisiana ve Moritus Kreolü, Papiamento, Sranan Tongo ve Tok Pisin gibi isimler verilmektedir.
Bugün yapay zeka ile ulaşılan bilgiler arasında en fazla konuşulan 20 dil arasında Türkçe geçmemektedir. INALCO’nun bile Türk dilini 6 ayrı dil gibi farklılaştırıp eğittiğini belirttiği bir bilgi ağında haliyle her biri ayrı lisan olarak değerlendiriliyor. Günümüzde Türk dili üzerine yapılan çalışmaların ortak bir zeminde toplanarak Sibirya’dan Akdeniz havzasına, Avrupa’nın tamamındaki tüm Türkçe konuşanların ülke ülke sayıları birleştirilerek, özellikle de Doğu Türkistan’da Çin’in veya İran’ın resmi siyaseti gereği ısrarla gösterdiği rakamları değil, doğrusu ne ise ona en yakın bulunanları tespit edip esas alındığında günlük hayatında lehçesi ne olursa olsun bilfiil Türkçe konuşanların gerçek sayısı ortaya çıkacaktır. Dahası bu bilgilerin mütemadiyen her ortamda yaygınlaştırılması gerekiyor. Aksi takdirde Yapay Zeka ulaşabildiği bilgilerden derleme yapıyor ve Sibirya lehçelerini, Özbekçe, Kırgızca, Kazakça, Tatarca, Azerice, Türkmence ve Türkçe diye değerlendirip her birini ayrı kabul edince Türkçeyi en çok konuşulan değil 20 dil, hatta 50 dil arasında dahi göstermeyecektir. Her ne kadar 40 civarında lehçesiyle en fazla 220 milyon kişi konuşuyor dense de bunlar içinde daha ziyade Türkçe konuşanları 90 milyon ile sınırlayıp 15-20 büyük dil arasında bilgisini vermek suretiyle ciddi bir bilgi eksikliğini bize yansıtıyor. Bugün Asya’nın neredeyse Güney Asya hariç tamamında ve Avrupa’da birçok bölge dahil yeryüzünde en geniş coğrafyada herhangi bir kimseye hiçbir zorlama olmadan tabiî şekilde öğrenilip konuşulan bir dil 200 milyon ile sınırlandırılması imkân dahilinde değil. Sadece Türkiye ve İran’da, Ortadoğu’da 150 milyondan fazla Türk yaşıyor. Doğu Türkistan’da da 50 milyon civarında Türk olduğu biliniyor. Her yönüyle hepsinin ortak özelliği Türk dili dışında başkaca bir kökeni bulunmayan tüm bu lehçeleri 400 ila 500 milyon civarında insanın günlük hayatında anlaşma dili olarak kullanması konusu genelde ihmal ediliyor. Resmi dilleri ister Rusça, ister Çin Mandarincesi, ya da İran’da Farsça olsun tüm coğrafyalardaki gibi tamamı anadili Türkçeyi bilmekte ve konuşmaktadır. Önemli olan gerekirse şehir şehir, köy köy bu dili konuşanların gerekli tespitlerinin yapılması için veri toplayacak zemini hazırlamaktan geçiyor.
Bir dili yok etmek zor da olsa muhtemelen birçok Türk lehçesi bulunduğu coğrafyadaki resmi diller içinde ya da diğer yerel dillerle karışarak kaybolma tehdidi altındadır. Avrupa’da icat edilen ve belki de dünyadaki tek yapay dil kabul edilen Esperanto harcanan tüm yüksek maddi kaynaklara rağmen yeryüzü toplumları için ortak kullanıma yönelik geliştirilmişse de tutmadı.
21. yüzyılda dünyanın farklı coğrafyalarında sadece konuşma dilinin ötesine geçemeyen yerel dillerin yazıya geçirilmesi için her türlü kolaylığı sağlayacağı şimdiden ifade ediliyor. Böylece hangi büyük dilin kaç küçük dil ile aynı kökten geldiği daha rahat tespit edilecek. Haliyle kaybolma tehdidi taşıyanlar özellikle yeni gelişen buluşlarda kurtarılabilecekler. Şayet şimdiye kadar 40 Türk lehçesi tespit edilmişse ufukları aşan bir dil için bunların her birinin ne kadar insan tarafından konuşulduğu konusunun artık algılar üzerinden değil bilimin verileri ile tespit edilme zamanındayız demektir.