eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Erol DEMİR

1967 Kocaeli Gölcük doğumlu. KİTAP VE YAYINLAR 7 Kitap (Altın Bilezik - Mesleğim Hayatım - Türkiye’de Mesleki Eğitim- Sihirli Reçete-Balık Ekmek-Yeteneğim Geleceğim - Mesleki Eğitimde İz Bırakanlar) 4 Kolektif kitap (Eğitim Her Yerde Seçkileri - 21.Yüzyılda Eğitimde Dönüşüm ve Okullar- “Cumhuriyetimizin 100. Yılına İz Bırakan 100 Öğretmenden” ve “Maarif Sistemini Yeniden Düşünmek”) 3 makale, 7 bildiri, 4 gazete, 21 dergide ve internette yayınlanan 264 adet eğitim yazıları

    Osmanlı’dan Günümüze Sanayileşme Ve Meslekî Eğitim

    Üretimde insan ve hayvan gücü yerine buharlı makineler ilk kez İngiltere’de 18. yüzyılın son çeyreğinde kullanılmaya başlanmış ve sanayileşmenin ilk evresi olarak kabul edilmiştir. Öyle ki İngiliz pamuklu dokuma üretimi yüz kat artmış. Daha önce ahşaptan yapılan aletler artık demir çelikten yapılmaya başlanmış. Demiryollarının ve büyük ticaret gemilerinin kullanılmaya başlanması ticaret yollarını da çeşitlendirmiş ve değiştirmiştir.

    Sanayileşen ülkeler zenginleştikçe kimya başta olmak üzere diğer alanlarda araştırmalara kaynak ayırmış, buluşların çoğalması sağlanmış. Ülkelerinde ürettikleri ürünlerin ihracatını en üst düzeye ve ithalatını da en az seviyeye indirmek için milliyetçi bir ekonomi politikası olan merkantilizmi benimsemişler. Ordularını da güçlendiren Batı; sanayisinin desteği, ilmî akademilerin ve okulların çoğalması, devletin teşvikleri sayesinde ticari alanda yıkıcı bir rekabet üstünlüğü kazandırmış.

    Artan hammadde ihtiyacını da Uzak Doğu ve Afrika ülkelerini, oraya medeniyeti getirmek adına askerî silah gücünü de kullanarak sömürgeleştirerek sağlamışlar. Makineleşmenin seri ve ucuz üretim avantajını kullanarak malları da kolaylıkla uzak ülkelere ulaştırarak pazarı sürekli büyütmüşler.

    Doğu ile Batı arasındaki ticaretin yürütüldüğü tarihî İpek Yolu üzerindeki Osmanlı, bu dönemde sanayileşmeyi vaktinde ülkeye kazandıramadığı için ekonomik zorluklar yaşamaya başlamıştır. Ancak lonca şeklinde teşkilatlanmış esnaf birliklerinin koruyucu etkisiyle bu zorluğun yıkıcı etkisini çok geç hissetmiştir. Başlangıçta kendine yeten bir maden ve harp sanayisine sahipken değişen dünya şartlarına uyum sağlamakta gecikmiştir. Ticaret üzerindeki etkisini kaybetmek istemeyen Osmanlı, kapitülasyonlar sonrasında gümrük siyaseti ve iç ticarette uygulanan vergi avantajlarıyla ithalata açık hâle gelerek ekonomik çöküşe doğru sürüklenmiştir. Bu durumu telafi etmek için ticari beratlar vererek “Avrupa ve Hayriye Tüccarı” zümresi ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu ayrıcalıklardan faydalanmak isteyen gayrimüslimler uyruk değiştirmeye başlamıştır.

    Osmanlı ile İngilizler arasında imzalanan 1838’de Balta Limanı Ticaret Anlaşması’yla; kapitülasyonlarda belirlenmiş zaten düşük olan %5 gümrük vergisini %3’e indirmişken ilave olarak %1,5 seviyesine indirerek kapanan Avrupa pazarını telafi etmeye çalışmış, dış ticareti tercih edilir hâle getirmiştir. Çok düşük vergiler yerli sanayiyi koruyamamıştır. Rusya’dan gelecek savaş tehlikesi ve Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın bağımsızlık girişimi karşısında yardım vadeden İngilizler, iç piyasamızdaki tekel engelinin kalkmasını kabul ettirmişler ve yerli tüccar hakkı kazanmışlardır. Bu durum, Osmanlı topraklarını Batı sanayinin açık pazarı hâline getirmiştir. İngilizler artık daha fazla gemiyle ülkemize gelerek ucuz hammadde ithalini ve mal ihracını on kattan fazla artırmıştır. Ülkemizdeki fabrikalar artık kapanmaya ve mal üretip satamaz hâle gelmeye başlamıştır.

    Abdülmecid döneminde İstanbul Yedikule-Küçükçekmece arasında Marmara sahili boyunca Bakırköy ve Zeytinburnu sanayi üniteleri kurulmuş. Birbirini destekleyen ve tamamlayan bu iki tesis dizisinde; demir eritme ve her çeşit demir eşya yapılmaya başlanmış, demir top dökülmüş, iplik bükme, dokuma, pamuklu basma fabrikası kurulmuş, ilk buharlı gemi inşa edilerek denize indirilmiştir. Devamında İzmit, Hereke, Çubuklu, Beşiktaş, Balıkesir, Varna, Büyükdere, Defterdar, Bursa ve İzmir’de çeşitli fabrikalar kurulmuş. Avrupa’dan jeolog ve mühendisler getirilerek Ereğli’den kömür çıkarmaya başlanmış, Büyükada’da demir filizi bulunarak işletmeye açılmış.

    O dönemde görev yapan Fabrikalar Bakanı Hüsnü Efendi ile Ohannes Efendi “Islahat Raporu” hazırlamış. Bakırköy sanayi tesisi yanına Fransız tipi örnek alınarak “Ayazma Çiftliği ve Ziraat Okulu” için Uzunköprü-Demirkapı arazisi çiftliğe dâhil edilerek modern pamuk ekimi gerçekleştirmek için Amerikalı bir pamuk uzmanından yararlanılmış. Fransa’dan bir uzman getirip kurslar düzenlenmiş. On yıl süren çalışmaları padişah sık sık ziyaret ve kontrol etmiş, mal kalitesini ve çalışmaları beğendiği için çalışanları ödüllendirmiştir. Ancak tüm bu girişimler sürdürülebilir olmamıştır.

    Aslında Osmanlı İmparatorluğu arazileri her çeşit ziraatın yapılmasına ve ihraç edilmesine müsaittir. Ancak yukarıda bir kısmı açıklanan bu girişimlerde ilk ve temel sıkıntı teknolojiyi bilen ve kullanacak teknik kadro; mühendis, teknisyen ve işçi nitelikli insan kaynağının bulunmaması sebebiyle Avrupa ülkelerinden getirilmiştir. Fakat Avrupa görmüş devlet adamlarımız ve üst düzey yönetim kadrosu modern ithal sanayi idaresi konusunda tecrübeden yoksun olduğu için başarı sürdürülebilir olamamıştır. Ermeni azınlıklar meslek, ticaret ve dil bilmeleri avantajı da düşünülerek bu işlerde kullanılmıştır.

    Osmanlı sanayi programı; yeterli kontrol sistemi kurulamadığı, kalifiye işçi, mühendis, iş saatleri, hammadde ve pazar konularında önemli hatalar yapıldığı için başarılı olamamıştır. Sonuçta o dönemde üretimde çalışan yabancılar; “makineler ve işçiler Avrupa’dan, hammadde ve yünü yurt dışından getirdiğimiz için ürettiğimiz bu kumaşa Türk kumaşı diyemezsiniz, Türkiye’de üretilmiştir denilebilir.” Belli bir süre sonra eldeki makineler demode kalmış, ithal ürünlerden daha pahalıya mal edilip rekabet edemeyince faaliyetlerini durdurmuştur.

    19. yüzyıla gelindiğinde devlette idarî ıslahatlar yapılırken Osmanlı devlet adamları, özel girişimcilerinden aşırı beklentiye rağmen Batılı şirketler karşısında başarılı olunamamıştır. Bunun üzerine 1860’lı yıllarda; ithalata gümrük vergisi artışı, sanayi sergileri açılması, komisyon kurulması, küçük esnafların birleşerek şirkete dönüşmesi ve en önemlisi “sanayi mektepleri açılması” başlıklarından oluşan yeni bir sanayileşme programı uygulamaya konulmuştur.

    İthalattan alınan gümrük vergisi %11’e yükseltilmesine rağmen İngiltere’nin ihracatı artmış, tarife himayesi faydasına rağmen istenen sonuç alınamamıştır. Osmanlı fabrikalarında üretilmiş ürünlerle yurt dışındaki sergilere katılım sağlanmış, ilk defa Sultanahmet’te altı ay açık kalan sergiye beş ülkeden katılım olmuştur. Yapılan masrafın ancak beşte biri karşılanabilmiştir. Ancak devlet adamları yerli ve yabancı ürünleri, makineleri ve teknolojik düzeyi karşılaştırabilmesine imkân sağlamasına rağmen istenen sonuç elde edilememiştir.

    Ülkemizde yeni kurulmaya başlanan sanayi mekteplerine ilaveten esnafın da usta, kalfa ve çırak olarak çalıştırdığı elemanlarına meslekleriyle ilgili bilgiler verilerek yetiştirilmek üzere yeni mektepler açılması kurulan komisyonda kararlaştırılmıştır. Ahilik sisteminde yer alan kethüda ve yiğitbaşıların yeni kurulacak birleşen esnaf şirketlerinin başına geçirilmesi düşünülmüştür. Bu şirketlere destek olmak yanında devletin ekonomik gücünün zayıflaması, serbest ticaretin devam etmesi ve himaye siyasetinin olmaması beklenen başarı önünde engel oluşturmuştur.

    Osmanlı’nın son döneminde ülkenin ve toplumun ihtiyaç duyduğu kendi ekonomik ve kültürel yapısına ve sanayileşmeye uygun nitelikli meslek insanları yetiştirilmesi en önemli unsurdur. Çalışacak insanı dışarıdan ithal etmeyle beklenen sonuç alınamamıştır. Avrupa’yı ziyaret eden Osmanlı devlet adamları Alman ve Fransız mekteplerinde fakir halk çocuklarının eğitilerek bir meslekte yeterli seviyeye ulaşamasa da uzun yıllar çırak olarak çalışmaktan kurtardığını da görmüştür. Sanayi mekteplerinin ilk örnekleri uzun süren savaşın sonuçları olarak kimsesiz ve yetim kalan çocukların barındığı yurtlardan meslek öğrenip üretim yapılan bir yapıya dönüşmüştür. Terzilik, matbaacılık, kunduracılık, dericilik, iplikçilik ve dokumacılık öğretilmeye başlanmış, zamanla önemli oranda başarı sağlanmıştır.

    Sınırlı sayıda öğrenciyi de Avrupa ülkelerindeki yenilikleri öğrenmek için eğitime gönderilmiştir. Gönderilen kişiler geri geldiklerinde fabrikalarda üretimde çalışmak yerine yönetim kademelerinde işe alınmışlardır. Onlar da zor olanı, yerli millî üretimi değil daha kolay ve ucuz olan yabancı şirketlerin ürünlerini almayı tercih ettikleri için yerli sanayi himayeden mahrum bırakılmıştır.

    Ordunun teknik insan ihtiyacı için 1863 yılında Tophane Fabrikasında “Sanayi Alayları” kurularak “idadi bölükleri” oluşturulmuş, daha sonra “İmalat-ı Harbiye Usta Mektebi”ne dönüştürülmüştür. Donanma kuvvetlerine nitelikli insan yetiştirmek için “Bahriye Sanayi Sıbyan Taburları” ismiyle sanayi mektebi açılmıştır. Bir yıl sonra Galatasaray’da ülkenin ilk mühendis mektebi açılmıştır ancak onuncu yılında kaynak sıkıntısı gerekçesiyle kapatılmıştır. 1868’de Sultanahmet Sanayi Mektebi açılmıştır. Ahşap, demir başta olmak üzere toplam 19 meslekte eğitim planlanmış, mezunlarına on yıl vergi muafiyeti sağlanmıştır. (*)

    Tüm bu çalışmalar geç kalınmış da olsa Osmanlı Devleti’nin sanayisini geliştirmek için yaptığı en önemli çalışmadır. Çünkü her kademede çalışacak nitelikli iş gücünüz yoksa dışa bağımlılıktan kurtulmak zordur. Osmanlı’nın sanayileşmekteki başarısızlığının altında yatan en önemli unsur her alanda ihtiyaç duyulan meslek sahibi insanları yetiştirememiş olmasıdır. Toplumda ilim, asker ve siyasi alanda yetişmiş devlet adamlarının nitelikli üretimle kalkınmaya yönelik daha çok önem vermesi gerekirdi.

    Halkın kaliteli ve ucuz yabancı ürün hayranlığı, vergi ve teşvikler, teknolojinin takip edilerek modernizasyon eksikliğiyle birlikte birbirini destekleyen ekosistem ve yerli millî imkânlarla kalkınma girişim zihniyetinin kurulamamış olması, uzun süren savaşlarda kaybettiğimiz genç nüfus ve hazinenin tükenmesi başarısızlığın altında yatan en önemli unsurdur.

    O dönemden günümüze kimilerinin yaptığı gibi başarısızlığı İslam dinine yüklemek yerine dinin emirlerini iyi anlamayıp ilim ve bilim ışığında çağın gerekleriyle çalışmamakta; emperyalist Batı’nın gelişmesi başta olmak üzere sadece dış unsurlarda arama yerine toplumsal olarak gerekli bilinç düzeyine ulaşamamakta aramak gerekir.

    Ülkemizde hâlen 45 endüstri bölgesi, 373 organize sanayi bölgesi ve 7 milyona yakın insanımız çalışmaktadır. Kuşkusuz bu çalışanların bir kısmı göçmen, mülteci ve yabancı ülke vatandaşı olabilir. Buradan da anlaşılacağı üzere artık ülkemizde üretim problemi kalmamıştır. Şimdi hedefimiz daha nitelikli, yenilikçi ve rekabet edebilir ürünleri üreterek tüm dünyaya satabilmektir.

    Ülkemiz savunma sanayindeki yerlilik oranını %20’den %80’e yükseltmiş, bu alanda tüm dünyanın gıptayla baktığı teknolojik üretimlerine devam ediyor. Bugün İHA’lar, SİHA’lar, ATAK helikopteri, HÜRJET, Millî Muharip Uçağı KAAN, TCG Anadolu Gemisi gurur duyduğumuz eserlerden yalnızca birkaçıdır. TOGG markasıyla otomobil üretilerek dünyaya satılmaya başlanmıştır. Güçlü savunma sanayisiyle barışın teminatı olan Türkiye, yeni yüzyılına emin adımlarla yürüyor. Bölgesel güç ve küresel aktör olarak kendi kendine yetebilen sayılı ülkeler arasına girmiştir.

    Devam eden bu üretimi destekleyebilecek nitelikli meslek sahibi gençlerin yetişmesi için MEB ülke genelinde; mesleki ve teknik ortaöğretim kademesinde, 5992 okulda, 108.612 derslikte, 89.227 şubede, 100.360 erkek öğretmen ve 105.812 kadın olmak üzere toplam 206.172 öğretmenle, 1.284.187 erkek ve 881.176 kız olmak üzere 2.165.363 toplam öğrenciyle meslek liselerinde, mesleki eğitim merkezlerinde Anadolu Meslek, Anadolu Teknik ve MESEM adıyla üç farklı programla mesleki ve teknik eğitim öğretim yapmaktadır.

    Maalesef şu anda da sanayi ve sektörlerin temsilcileri yüz elli yıl öncesinde olduğu gibi nitelikli eleman bulamamaktan şikâyet etmektedir. Ancak hâlen ülkemizde iki milyondan fazla öğrenci mesleki eğitim görmekte ve her yıl iki yüz binden fazla mezun genç varken bu şikâyetin geçerliliğini sorgulamak zorundayız. Mezunlarımız meslek lisesi son sınıfında bir yıl boyunca haftada üç gün sektörde, firmalarda ve işletmelerde uygulamalı mesleki eğitim, staj ve beceri eğitimi görmektedirler. Doksan altı gün süren bu süreçte işletme sahiplerinin ve yetkililerinin gençlerle yakından ilgilenmeleri, mesleği, işi, firmayı, üretmeyi ve kazanmayı öğretmeleri ve sevdirmeleri hâlinde mezuniyet sonrası asgari ücretin üstünde hak ettikleri ücreti vermeleri hâlinde nitelikli eleman sorunu yaşamayacaklarını düşünüyorum.

    (*) Bu yazıdaki tarihî bilgiler “Hüsamettin ARSLAN, Osmanlı İmparatorluğunda Sanayileşme Teşebbüsleri, Paradigma Yayınları, Ocak 2024, İstanbul” kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.