Kadir gecesi; okunan Kur’an’ı Kerim ve indirilen hatimlerle gönülleri ferahlatan; sadaka, zekât, fitre, fidye ile cömertliği, ikramı ve paylaşmayı öğreten; muhtaçların ihtiyaçlarının giderilmesine vesile olan rahmet, mağfiret ve günahlardan kurtuluş ayı olan Ramazan ayının bitişini hatırlatan ve bayramın gelişini müjdeleyen; içinde kadir gecesi olmayan bin aydan daha hayırlı bir gecesidir.
Hüküm, azamet, şeref, kaza, takdir, beğenme, tazyik gibi anlamları ifade eden Kadir kelimesi inancımıza göre “Leyletü’l kadr” şeklinde Kur’an’ı Kerimin indirildiği gece olarak bilinmektedir. Kadir gecesini bu yıl 16 Mart Pazartesi gecesini 17 Mart Salı gecesine bağlayan gece idrak edeceğiz bu gecede dualarımız Gazze, Siyonist İsrail ve Katil AB’nin saldırısında maruz kalan İran’lı kardeşlerimizin zaferi ve tüm mazlum coğrafyalardaki kardeşlerimizin kurtuluşu için olacaktır.
Yüce Allah’ımız Kadir gecesinin önemini Kadir suresinde şöyle açıklamıştır:
1- “Doğrusu, Biz, onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.2- Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? 3- Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. 4- Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. 5- O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” Cebrail (a.s.)’in diğer meleklerle birlikte bu gece yeryüzüne inerek Allah’a ibadet eden kullarını selâmlamaları ve bu gecenin tan yeri ağarana kadar selâm ve esenlik olması da ilâhî rahmetin bir tecellisidir. Diğer taraftan Allah’ın ezelde takdir ettiği şeylerden bir yıl içinde olacak olan olayların ana kitaptan alınarak görevli meleklere; Kadir gecesinde bildirildiği, Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, Ramazan’ın yirmi yedinci gününün gecesinde olma ihtimali yüksek olduğu ifade edilmektedir.
Müslümanların Ramazan ayında daha uyanık olmaları için İslam peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) Kadir gecesinin hangi gecede olduğunu kesin şekilde belirtmemiş, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan’ın son on günü içerisindeki tek rakamlı 21.23.25.27.gecelerinde arayınız” buyurmuştur.
Peygamberimiz, Ramazan ayının son on gününde, her zamankinden daha fazla ibadet eder, aile fertlerini de ibadet için uyandırırdı. Hz. Aişe (r.a.) validemizin: “Peygamberimize; Ey Allah’ın Resulü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim” şeklindeki sorusunu; Peygamberimiz: “Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet” diye dua et.” Olarak cevaplandırmıştır.
Şüphesiz Kadir Gecesinin rahmete, berekete, bin aydan daha hayırlı olmasına vesile olması; şerefli bir kitap olan Kuran’ı Kerim’in, şerefli bir melek olan Cebrail (A.S) aracılığıyla şerefli bir Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadir gecesinde gönderilmeye başlanması sebebiyledir.
Kur’an sözlükte; “toplamak, okumak, bir araya getirmek” anlamına gelen; Cebrail (a.s) aracılığıyla Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilen, lafzı ve manasıyla Allah’a ait olan, yaşayan bir rehberdir. Mushaflarda yazı olan, nesilden nesile tevatür yoluyla gelen, inananlara yol gösteren, okunması ile ibadet edilen, Fatiha süresiyle başlayıp, Nas süresiyle tamamlanan, başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı bir Allah kelâmı ve İslam’ın dininin temel kaynağıdır.
Hz. Muhammed’in (s.a.v) şahsında bütün insanlık için gönderilen ilahi emirler, yasaklar ve ölçüler manzumesidir. Geçmişten geleceğe bütün zamanların en kapsamlı, en derin ve en geniş hakikatlerini ihtiva eden bir hayat nizamıdır. Onun için anlaşılır bir dille, bağlamından koparılmadan, Arapça-Türkçe bütünlüğü içinde okunması, ezberlenmesi ve hayatımıza yansıtılması büyük önem arz etmektedir.
Peygamberimiz (s.a.v) tarafından Kur’an’ın özelliklerini şöyle anlatılmaktadır: “Onda sizden öncekilerin hikayeleri, sizden sonrakilerin haberleri ve sizlerin de hükümleriniz vardır. O kesin çizgidir. Şaka değildir. Her kim kibirlenerek Onu terk ederse Allah onun belini kırar. Her kim ondan başka hidayet ararsa Allah O’nu saptırır. O Allah’ın sapasağlam ipidir. Hikmetli bir hatırlatmasıdır. Apaçık bir nurdur. Dosdoğru bir yoldur. Ayaklar onun sayesinde kaymaz. Alimler ona doymaz. Onun çokça tekrarı usanç vermez. Hayret verici yönleri tükenmez. Her kim onun ilmiyle amel ederse ileri gider. Her kim onunla hükmederse adalet etmiş olur. Her kim ona tutunursa doğru yolu bulur.”
Kur’an, sadece insanların ölüm ötesi hayatlarını ilgilendiren bir kitap değildir. İhtiva ettiği hükümleri ile doğumdan ölüme kadar her çağda ve her coğrafyada bütün insanlığı kuşatan; kadınından erkeğine, devlet başkanından sade vatandaşına, komutanından askerine, amirinden memuruna, patronundan işçisine kadar maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi tüm aradıklarını bulabilecekleri; emirler ve yasaklar bütünüdür. “Yaş ve kuru her şey Kitabı-ı Mübin’de vardır.” (En’am, Ayet 59)
İman, ibadet, ahlak, evlenme, boşanma, şahitlik, miras, ticaret, yargı eğitim, yönetim gibi konuları ihtiva eden; inanışta hakkı, amelde ihlası, işlerde adaleti emreden bir nasihat, gönüllerdeki dertlere şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet kitabıdır. “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yûnus, 57)
Kur’an’ı öğrenmek, öğretmek, okumak, anlamak, anlatmak ve içindekilerle amel etmek her Müslümanın üzerine düşen bir vecibedir. Sahabenin Kur’an hakkında dikkat ettikleri en önemli husus ve takip etikleri yol; peygamberden öğrendikleri her ayeti önce hayatlarında uygulamaları sonra da diğer ayetleri öğrenmeleri ve başkalarına öğretmeleri olmuştur.
Asrı saadette Kur’an’ı okumak, anlamak ezberlemek ve içindekilerle amel etmek ibadet ve Allah’a yakın olma vesilesi sayılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v) hakkında sorulan bir soruya Hz. Aişe validemiz, “O Yaşayan Kur’an’dı” cevabını vermiştir. Asrı saadet Müslümanının günümüz Müslümanlarından farkı; Onların Kur’an’ın hükümlerini hayatlarında mutlak uygulamaları yani yaşadıkları gibi inanmaları iken, Günümüz Müslümanlarının özelliği ise inandıkları gibi yaşamayıp yaşadıkları gibi inanmalarıdır. Hz. Ömer (r.a): İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız buyurmuştur. Kur’an başkalarına nasihat edip kendi söylediklerini yapmayanları şöyle ikaz etmektedir. “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saf, 2-3)
Peygamberimiz hadisi şeriflerinde; “Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur’ân okumaktır.” “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenip öğreteninizdir.” Kalbinde kurandan bir şey bulunmayan kimse harap olmuş ev gibidir.” “Kur’an-ı Kerim’den tek bir harf okuyana bile sevap vardır. Her hassene on misliyle değerlendirilir. Ben ‘Elif Lâm Mîm’ bir harf demiyorum. Aksine ‘Elif’ bir harf, ‘Lâm’ bir harf, ‘Mîm’ de bir harftir. “Kim Kur’an’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl; haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılar.” “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.” “Ümmetimin şereflileri, Kur’an-ı Kerimi hıfzederek onu hâfızalarında taşıyanlar ve yaşayanlardır.” Buyurmuştur.
Peygamberimizin hadisi şeriflerinden aldıkları ilham ile ecdadımız; Kur’an’ı öğrenme, öğretme hafız olma ve hafız yetiştirme konusuna büyük önem vermiş, bunun için; vakıflar dernekler kurulmuş, Kur’an kursları açılmış, hafızlar yetiştirilmiştir. Günümüzde de bu konuda Müslümanlar birbirleri ile adeta yarışa girmişlerdir. Günümüzün sorunu Kur’an’ı okuma, okutma, hafız yetiştirme değil, Kur’an’ın içindekilerle amel etmeme sorunudur.
Sahabenin Kur’an hocalarından olan Abdullah ibn Mesud, Sahabe neslinin nasıl bir Kur’an anlayışına sahip olduklarını bize şöyle anlatmaktadır. “Bize Kur’an lafzını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay gelirdi; bizden sonrakilere ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek zor gelmektedir. Kur’an, hükümleriyle amel edilsin diye indirildiği halde insanlar onun tilaveti ile yetinir olmuşlardır.”
“Kur’an hem zikirdir hem fikirdir. Hem hikmet hem ilim hem hakikattir. Hem gönüllere şifa hem mürşit hem rehberdir.” Peygamberimiz; “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” “Kim evvelki insanların ve sonraki insanların ilmini isterse Kur’an-ı Kerim’i araştırsın!” Buyurulduğu halde; Kur’an’ı Kerim Müslümanlar tarafından çokça okunan ve ezberlenen bir ilahi kitap olmasına rağmen; içindekilerle amel edilmeyip, ölülerimizin ruhları için üflenen bir dua kitabı muamelesi görmesi son derece üzücü ve düşündürücüdür. “Dikkat edin! Kim Kur’an-ı Kerimi öğrenir, öğretir ve içindekilerle amel ederse ben onu Cennete sevk ederim ve Cennet için delil olurum.” (Hadis)
Kur’an ister yüzünden okunsun ister ezberlensin isterse dinlensin Kur’an hakkında Müslümanların sorumluluğu Kur’an’ı öğrenmek, okumak, anlamak, hükümleri ile amel etmek ondan sonra da başkalarına öğretmek ve anlatmak olmalıdır.
Müslümanlar Kur’an’ı hayatlarının rehberi yapabilseydi; İslam coğrafyasında yoksulluk, yolsuzluk, güvensizlik, ayırımcılık, iç çekişme, kan davaları, cinayetler, fuhuş, faizcilik, haksızlık, adaletsizlik, liyakatsizlik, kayırmacılık gibi olumsuzluklar hayatlarının bir parçası haline gelmeyecekti!
Şunu unutmayalım! Mü’minleri kurtaracak olan hafızalardaki değil, hayatlarında yaşadıkları Kur’an’dır. O halde Kur’an tasavvurumuzu yeniden gözden geçirmemiz, Kur’an’ı yeniden keşfetmemiz hayatı ve eşyayı Kur’an perspektifinden yeniden değerlendirmemiz gerekmektedir. “Allah şu Kur’an ile bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” C. Kur’an’ı bizleri emir ve yasaklarına uyan, Kur’an’ı hayatına rehber edinenlerden eylesin! Kadir geceniz mübarek olsun. Dualarımız; günahlarımızın affı, Gazze’nin, D. Türkistan’ın ve mazlum milletlerin kurtuluşu, Siyonist İsrail’in, katil ABD’nin hezimeti için olsun inşallah… 15 .3.2026
MUSTAFA KIR