eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Erol DEMİR

1967 Kocaeli Gölcük doğumlu. KİTAP VE YAYINLAR 7 Kitap (Altın Bilezik - Mesleğim Hayatım - Türkiye’de Mesleki Eğitim- Sihirli Reçete-Balık Ekmek-Yeteneğim Geleceğim - Mesleki Eğitimde İz Bırakanlar) 4 Kolektif kitap (Eğitim Her Yerde Seçkileri - 21.Yüzyılda Eğitimde Dönüşüm ve Okullar- “Cumhuriyetimizin 100. Yılına İz Bırakan 100 Öğretmenden” ve “Maarif Sistemini Yeniden Düşünmek”) 3 makale, 7 bildiri, 4 gazete, 21 dergide ve internette yayınlanan 264 adet eğitim yazıları

    GÜÇ: Gençliğin Üretim Çağı

    Devlet olarak her daim güçlü olmalıyız. Güçlenme yolunda özellikle son yirmi yılda önemli adımlar atılmakta ve hızla bu yolda ilerlemekteyiz. Aslında şu anda her alanda gerçekleştirdiklerimize bakıp değerlendirebilecek potansiyelimizle karşılaştırınca daha önemli büyük işler başarabileceğimizi görmekteyiz. Sadece halen eğitimde olan ve mezun gençlerimize bakarak bu yargımızın isabetli olduğunu anlayabiliriz. Bu sebeple ülkemizin en önemli ve büyük gücü sahip olduğumuz gençliktir diyebiliriz. 

    Toplum ve ailede yaşanan ve öne çıkarılan olumsuzluklara takılanlara Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’nin ülkemizdeki yabancı öğrencilere yönelik düzenlediği “Türkiye’de Yaşamak” konulu deneme yarışması sonucunda başvuran eserlerden oluşturduğu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. Dünyanın dört bir yanından gelip ülkemizde üniversite okuyan değişik milletlere mensup gençlerin bize bizi anlattıklarını okudum. Her şeye rağmen özellik ve güzelliklerimizin devam ettiğini moral bozmaya gerek olmadığını ancak bu konuda da işi sıkı tutup özümüze dönmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. 

    İnsanlar çocuklarını neden okula gönderiyor ve eğitime önem veriyor? İlki tabi ki tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de zorunlu eğitim olduğu için. Belki ekonomik hiçbir endişesi olmayan küçük bir azınlık; kültürlenmek, etiket ve sosyal statü için eğitim aldığını söyleyebilir. Ancak büyük çoğunluk çocuklarının iyi bir eğitim alarak iyi bir meslek sahibi olması sonrasında iyi bir işe girmesi olduğunu söyleyecektir. Zaten eğitim sistemi mevzuatımızda da temel amacın “iyi bir insan, iyi bir vatandaş ve bir meslek sahibi olarak yetiştirmek” olduğu yazmaktadır. 

    Öyleyse okulöncesi anaokulu/sınıfından başlayıp üniversite mezunu olmanın nihai hedefinin istihdama kavuşmak işe girmek olduğunu görüyoruz. Gençlerin okulları bitirmek ve diploma sahibi olmakla birlikte bir mal ve hizmet üretmeyi yani beceri kazanmaları gerektiğini de onlara lise çağlarında kavratmak zorundayız. Ülkemizde istihdamın büyük çoğunluğunu özel sektör sağlamaktadır. Hiçbir firma sadece marka okullardan iyi derece ile mezun olduğu için diplomalarına bakarak gençleri işe almaz. Mutlaka üretecekleri katma değere bakacaktır. 

    Üniversite giriş sınavlarına başvuran, halen öğrenim gören, mezun olan, iş arayan ve ne işte ne eğitimde olmayan ev gençlerinin sayısına baktığımızda güce dönüştürmemiz gereken çok önemli ve en değerli kaynağımızın gençlik olduğunu da görmekteyiz. Öyleyse zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak enerjilerinin en yüksek dönemindeki bu gençlerimizi üretimle ve işle buluşturmalıyız. 

    Bu niyetle mevcut işsizlik oranlarının düşürülmesi, boştaki gençlerin işgücüne dönüştürülmesi ve iş hayatıyla buluşturularak istihdama kavuşturulması için kamuoyuna açıklanan ve başlatılan GÜÇ (Gençliğin Üretim Çağı) projesi heyecan verici bulunmuştur. GÜÇ Projesinin; gençlerin erken yaşta iş deneyimi kazanmasını, sahip oldukları becerilerin işgücü ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirilmesini ve sürdürülebilir istihdam olanaklarına erişimini hedefleyen bütüncül bir yaklaşımla hazırlanmış olduğu görülmektedir. 

    Eğitim döneminde staj yapmaktan mezuniyet sonrası işe girişe, meslek liselerinden üniversitelere, halen eğitimde olmayan ve iş aramayan gençlere yeni bir kapı açan bu çalışma birbirini tamamlayan iyi hazırlanmış bir model olarak değerlendirilebilir. 

    Üç yılda; 800 bin öğrenciye 26,2 milyar TL staj desteği, MEB-YÖK-İŞKUR işbirliğiyle 750 bin mesleki eğitim alan öğrenci, ne eğitimde ne işte olmayan 450 bin gence 107,3 milyar TL işgücü uyum programı, 750 bin gence işe ilk adım programı kapsamında işverene 215,8 milyar TL ücret desteği ve son olarak 1 milyon üniversite öğrencisine ders dışı zamanlarında esnek çalışma modeli için 95,8 milyar TL olmak üzere toplam 445,1 milyar TL kaynak ayrılarak çok önemli bir adım atılmıştır. 

    Bu faydalı ve önemli projeyle birlikte geriye bakıp neden bunlara ihtiyaç oldu diye bir değerlendirme yapmak da gerekiyor. Üniversite başvuru-giriş-kayıt şartlarının sınırlandırılmasından başlayarak tercih ve yerleştirmede 150-180 barajını, ihtiyaç ve istihdam imkanı olmayan bölümleri, akademik eğitime uygun olmayan gençlerin anne-baba ve rehber öğretmenler tarafından üniversiteye yönlendirilmesini yeniden gözden geçirmek gerekiyor mu? Gereksiz hayal ve hedeflere kapılmaları sonrasında hayal kırıklığının önüne geçilmesi, gerçeklerle lise çağlarında yüzleşmeleri daha doğru olacaktır.

    Güç ve benzeri proje çalışmalarına ihtiyaç duyulmayacak şekilde eğitim sistemimizi yeniden düzenlemek mümkün. İlk adım olarak nitelikli yeterli mesleki tanıtım rehberlik ve yönlendirme sonrasında bilinçli okul/meslek/alan seçimi gelmektedir. Çocukların zihinsel-duygusal-fiziksel ve kişilik-karakterine uygun sevebileceği, başarılı ve mutlu olabileceği meslekle tanıştırılması en önemli adımdır. Genel bilgi ve kültür derslerinin diğer lise türlerinden farklılaştırılarak sadeleştirilmesi ve mesleki bilgi-beceriye odaklanılması gerekmektedir. En önemlisi bu dönemde bir gün sosyal-kültürel-spor-serbest etkinlik günüyle gençlerin enerjilerini harcayacağı psikolojik duygusal sağlamlık kazanacağı zaman-ortama da ihtiyaç bulunmaktadır. 

    Meslek liselerindeki öğrencileri işletmede beceri eğitimine göndermek için 12. Sınıfı beklemek yerine 10. Sınıftan itibaren artan gün sayısıyla iş başında yaparak yaşayarak ve kazanmaya başlayarak meslek öğretmek daha doğru olabilir. Anadolu Teknik Programında (eski adıyla teknik lise) dört yılın sonunda 40 iş günü staj yaparak beceri kazandırdığımızı ve meslek sahibi yaptığımızı iddia edemeyiz. MESEM programında ise ortaokulu yeni bitirmiş henüz çocukluktan gençliğe geçişini tamamlamamış öğrencileri bir gün okul dört gün firmada işbaşı eğitimine alıyoruz. İlk bir yıl tümüyle okulun atölyelerinde temelbilgi ve becerileri vermek, her yönden güçlendirip, iş güvenliği-sağlığı, hukuki hakları ve kendini koruma sonrası iş hayatıyla tanıştırmak daha doğru olabilir. 

    Meslek lisesi diploması yanında Europass sertifika eki, teknisyenlik unvanı, işyeri açma belgesi, askerlik tecili-kadroya geçişte ek puan, girişimcilik hibe ve uygun kredi, işe alımda öncelik, üniversiteye yerleşmede kontenjan ve alanında ek puan gibi tüm havuçlara rağmen her yıl ikiyüzbine yakın mezun alanında işe devam etmemesini de araştırmak gerekiyor. Sınav yapılmadan verilen unvan ve bu zamana kadar işe yaramamış teşvik destekleri geri çekerek hak edildiğinde vermek daha etkili olacaktır.

    Sektörün asgari ücretli vasıfsız çalışanla, dört yıl eğitim almış meslek liseliyi aynı ücretle işe başlatması da kabul edilebilir görülmüyor. Son sınıfta haftada üç gün yaklaşık doksanaltı gün işletmede beceri eğitimine gelen bir gençle gereği gibi ilgilenerek yaş grubu olarak beklenti ve ihtiyaçlarını düşünerek, kendi çocuğu görerek, ona iş hayatını, meslek sahibi olmanın-üretmenin-kazanmanın önemini, firma-marka-ürünü benimsetmek konusundaki becerisini de sorgulamak gerekiyor. Bence TOBB-TESK gibi meslek örgütlerinin bu konu üzerinde düşünüp yurt çapında bir çalışma başlatmaları gerekiyor. Ülkemizde 1,7 milyona yakın mesleki eğitimde öğrencimiz varken nitelikli eleman bulamıyoruz söylemiyle çelişmektedir.

    Güç projesine güç katanlar olarak açıklanan TİSK, TOBB, TESK, TİM ve MÜSİAD gibi işhayatını temsil eden önemli meslek örgütlerinin bu işe sahip çıkması belki de en önemli kilit faktördür. Zira bugüne kadar da benzer projelerde  (UMEM, beceri kazandırma ve iş edindirme projesi) istenilen hedeflere ulaşılmadığından ders almak gerekiyor. 

    Gençlerin daha mezun olmadan iş ve istihdam ilişkisi kurmak en kolay-doğru-kalıcı ve akılcı çözüm olacaktır. Evine-üniversiteye giden, başka işlere giren gençlere ulaşmak ve GÜÇ gibi faydalı projelere katılım için ikna etmek daha zordur. Tüm liseler içinde üçte birlik öğrenci oranına sahip meslek liselerindeki öğrencilere yönelik yürütülen çalışmaların diğer tüm lise türlerindeki öğrencilere de sunulması gerekiyor. Geriye kalan üçte ikilik liseli öğrencilerin de beceriye, işe ve üretmeye ihtiyaçları bulunuyor. 

    Özetle; geleceğimiz meslekte ve mesleki eğitimde… Herkesin bir mesleği olmalı… Mesleki ve teknik eğitim sihirli bir reçetedir. Mesleği olanın işi, işi olanın aşı, aşı olanın evinde huzuru olur. Tok karın, açık alın, gelecek aydınlık yarın… “Gençliğin Üretim Çağı: GÜÇ PROJESİ” hayırlı olsun.Milyonların hayatını değiştirmesi hedeflenen bu projenin daha çok gündemde tutulması, tanıtılması ve sahiplenilmesi için önemli bir başarı faktörü olacaktır.  Erol Demir

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.