Recep ayının 27. Gecesi İsra ve Miraç gecesidir. İsra; genelde gece yolculuğu, özelde, Nübüvvetin 11. Yılında; Recep ayının 27. Gecesinde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bir gece vakti Kâbe’de ki Hicr veya Hatim denilen yerden Kudüs şehrinde ki Mescid-i Aksa’ya Burak denilen bir binekle yaptığı yolculuğunun adıdır.
Arapça, urûc kökünden türeyen ve bir isim olan Miraç kelimesi de yukarı çıkma vasıtası, merdiven, manevi asansör anlamına gelmektedir. İslami bir terim olarak ise Miraç; Hz. Peygamber’in (s.a.v) Allah katına yükselişini ve Rabbi ile görüşmesini ifade eden bir kavramdır.
İsra suresinin 1. Ayetinde: “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir.” Ayette ifade edildiği üzere; İsra ve Miraç mucizesinde, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya özel bir önem atfedilmiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mekke de ki Mescid-i Haramdan değil de Kudüs te ki Mescid-i Aksa’ dan Allah’ın yüce katına yükseltilmesi suretiyle de Mekke ile Kudüs arasındaki kutsal bağa işaret edilmiş; Mekke’nin olduğu gibi Kudüs’ünde Müslümanlar için önemli olduğu vurgulanmıştır.
Bundan başka, İsra suresinde Müslümanların kıyamete kadar yollarını aydınlatacak dini, sosyal, siyasal, ekonomik anlamda; temel ilkeler mevcuttur. Bu ilkeler: “Allah’tan başkasına kulluk etmemek. Ana-babaya iyi davranmak, Akrabaya, yoksula ve darda kalana yardım etmek. Cimrilikten ve israftan kaçınmak. Fuhuş ve zinaya yaklaşmamak. Haksız yere cana kıymamak, asla kan davası gütmemek. Yetimin malına el uzatmamak. Verilen sözü yerine getirmek. (Ahde vefa). Ölçü ve tartıda hile yapmamak. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşmemek. Yeryüzünde böbürlenerek, kibirlenerek yürümemek” İsra;17/22-29 şeklinde sıralanmıştır.
Bilindiği üzere; miladi 610 yılında Allah tarafından Hz. Muhammed’ e (s.a.v) peygamberlik görevi verildikten sonra; İslam’ı açıktan açığa tebliğe başlaması, Mekkeli müşriklerin büyük bir direnişine sebep olmuştur. Müşriklerin Müslümanlar ile ticaret yapmayı, kız alıp vermeyi yasaklamaları; ailevi, sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkileri kesmeleri ile oluşan baskı; Müslümanların üzerine kâbus gibi çökmüştür. Böyle bir zamanda; Bi’setin 10. Yılında ilk Müslüman ve Peygamberimizin eşi, dert ortağı, Hz. Hatice’nin ile küçük yaştan itibaren kendisini himayesine alan; Kureyş’in önde gelenlerinden amcası Ebu Talip’in art arda vefat etmeleri; Peygamberimiz (s.a.v) üzerinde büyük bir sıkıntı oluşturmuştur. Sıkıntıların üst üste geldiği bu yıla sene tül hüzün denilmiştir. Ebu Talibin vefatıyla Peygamberimizin himayesizliğini Fırsat bilen müşrikler; İslam’ın tebliğini engellemek için zulüm ve işkencelerinin şiddetini artırmışlardır.
Peygamberimiz Mekkelilerin katı tutumlarına ve acımasız tavırlarına rağmen Allah’tan aldığı emirleri yerine getirmek için; Zeyd b. Harise’yi yanına alarak Mekke’nin dışında ki Taif’ şehrine gitmiştir. Taif’te de iyi karşılanmayan, hatta taşa tutulan Peygamberimiz; Utbe ve Şeybe adlı iki kardeşin bağ evine sığınarak canını kurtarabilmiştir. Bu sırada Peygamberimize üzüm ikramında bulunan bağ sahibinin Hristiyan kölesi Addas; Peygamberimizin davranışları ve üzüm yemeye besmele ile başlamasının hoşuna gitmesi üzerine Müslüman olmuştur.
Mekkeli müşriklerin zulüm ve işkencelerinden, Taif’te gördüğü kötü muameleden bunalan Peygamberimiz: (s.a.v) Rabbine; “Allah’ım güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi, sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zorda kalanların, zulme uğrayan mazlumların Rabbisin! Ey zayıfların Rabbi! “Beni kime terk ediyorsun. Halden anlamayan insafsızlara mı? Diye yakarınca; Cebrail: İstersen Allah sana eziyet ve işkence eden müşrikleri helak edecek mesajını getirince; Peygamberimiz: “Hayır istemem! Ben Allah’tan bu müşriklerin soyundan, Allah’a kulluk eden, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kimselerin meydana getirmesini dilerim.” Demiştir.
Peygamberimiz Zeyd b. Harise ile geri Mekke’ye döndüklerinde Mekke’ye sokulmak istenmemiş ancak; Kureyşli müşrik birisinin himayesiyle Mekke’ye girebilmiştir. İşte böyle sıkıntılar ve kötü anılarla sıkıntılı bir dönem geçiren Peygamberini teselli etmek ve üzüntüsünü dindirmek için Yüce Allah Recep ayının 27. gecesinde İsra ve Miraç mucizesi ile mükâfatlandırmıştır. Miraç olayında Peygamberimiz büyük nimetlerle karşılanmış, kendisine cennet ve cehennem gösterilmiş Rabbi ile baş başa görüştükten sonra Miraç’tan ümmeti için; Müminin miracı beş vakit namaz, Bakara suresinin son iki ayeti, Allah’a şirk koşmayanların affedileceği hediyeleri ile dönmüştür.
İsra ve Miraç zorluklardan sonra kolaylık, sıkıntılardan sonra ferahlıktır. İsra ve miraç müminin manen yükselişinin adıdır. Namaz; oruç, haç, cihad, hayır, hasenat, gibi Mümini Allah’a yaklaştıran her iyilik, müminin miracıdır. Bugün Müslümanların en büyük miracı; Siyonist İsrail’in işgali altında bulunan, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı Gazze’yi özgürlüğüne kavuşturmalarıdır.
Kudüs, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi tevhit dinlerine merkezlik yapmış mukaddes toprakların kalbidir. Kudüs’teki Mescidi Aksa Müslümanların ilk kıblesidir. Kudüs, Hz. Ademden Hz. Muhammed’e, birçok peygamberin doğduğu, yaşadığı ve orada medfun bulunduğu; birçoğunun hayatının bir bölümünü burada geçirdiği, yeryüzünün Kabe’den sonra en kadim ikinci beldesi ve Peygamber’in (s.a.v), Hz. Ömer’in, Selahaddin’in, Yavuz Sultan Selim’in ve ecdadımızın ümmete emanetidir.
Çünkü; Peygamber (s.a.v) “İbadet maksadıyla yolculuk şu üç yere yapılır. Şu Benim Mescidime Mescidi Nebeviye, Mescidi Harama ve Mescidi Aksaya”, “Mescidi Aksay’a gidiniz ve içinde namaz kılınız. Eğer oraya gidemezseniz kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderiniz.” Buyurmuştur. Peygamberimiz bu hadisi şerifleri ile Mescidi Aksa ve çevresinin tevhit dinine uygun kimliğinin korunmasını Müslümanlara emanet etmiştir. Ecdadımız ve Onların izinden giden Müslümanlar; Darü’sselâm” yani barış şehri Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtarmak ve Kudüs’e hizmeti “ibadet kabul etmek suretiyle imtihanı kazanmışlar günümüz Müslümanları ise Kudüs’ü Siyonist işgalci İsrail’e bırakarak, imtihanı kaybetmişlerdir.
Kudüs ümmetin parçalandığı dönemlerde işgale uğramıştır.Kudüs’ün haçlılar tarafından işgal edilmesi, Filistin toprakları üzerinde Siyonist İsrail, devletin kurulması, 6 Aralık 2017‘de ABD Başkanı Trump tarafından bir imzalı kağıt paçavrası ile Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılması kararının Müslümanlar tarafından sineye çekilmesi tam İslam milletinin paramparça olduğu, ırkçı eğilimlerin, siyaset, din, mezhep ve meşrep faklıların kavgaya dönüştüğü; Müslümanların kendi iktidarda kalmalarını dostlarıyla savaşmakta, düşmanlarına sığınmakta gördükleri bir dönemde vuku bulmuştur.
Ne yazık ki bugün İslam coğrafyasında kendi din kardeşleriyle savaşmaktan kaçınmayan; işgal güçlerine boyun eğmekten utanmayan İslam ülkelerinin liderleri yüzünden kutsallarımız korunamamış, Kudüs mahzun, Mescidi Aksa tutsak, Gazze yardımsız ve desteksiz kalmıştır.
İİT İslam İş Birliği Teşkilatı bünyesinde toplanan 57 İslam ülkesinin liderleri; Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılması kararına, direnç göstermemeleri; 7 Ekim 2023 te başlayan iki yıl süren; 10 Ekim 2025 antlaşma sağlanmasına rağmen hala devam eden; Siyonist İsrail’in Gazze halkına uyguladığı; soykırım, açlıktan öldürme, yerlerinden etme gibi; savaş ve soykırım suçları işlenirken, İşgalci İsrail ile askeri, siyasi, ticari ilişkilerini kesmemeleri; Ortadoğu’yu İşgalci İsrail’in dünyayı işbirlikçi ABD’ in insafına bırakmıştır.
Sırf İsrail’in engellemesine mâni olunamadığı ve Gazze şeridine; İnsanları soğuktan ve yağmurdan koruyacak yeterli malzeme, karınlarını doyuracak yeterli temel gıda ve ihtiyaç maddeleri sokulamadığı için yerlerinden edilen 2,3 Milyon Gazze’li şu kışın soğuk günlerinde şiddetli fırtınalar ve yoğun yağan yağmurlar yüzünden bir taraftan Siyonist İsrail’in bombaları ile diğer taraftan açlıktan ve soğuktan ölümle baş başa bırakılmıştır. Böyle zilleti gerçek Müslümanlıkla yan yana düşünmek mümkün müdür?
İşte Kudüs’ü ve çevresi mübarek kılınan kutsal bölgeyi kurtaracak samimi inanç: Miladi 638 de Hazreti Ömer tarafından fethedildikten 461 yıl sonra 15 Temmuz 1099 da Miraç şehri, İslam’ın ilk kıblesi, Kudüs Haçlılar tarafından; tıpkı bugün Gazze’de yapıldığı gibi 70 bin civarında Müslüman hunharca şehit edilerek işgal edilmiştir. Kudüs’ün esaretini ve haçlı işgali altında bulunmasını bir türlü içine sindiremeyen Selâhaddin Eyyubi, aradan 88 yıl geçmesine rağmen Kudüs’ü kalbinden bir türlü söküp atamamış; Kudüs’ün derdinden mecnuna dönmüş, yemeyi, uyumayı gülmeyi unutmuş, zevk ü sefayı kendine haram kılmıştır. Neden hiç yüzün gülmüyor diyenlere “Kudüs ve Mescid-i Aksa, Haçlıların işgalinde olduğu müddetçe, ben nasıl olur da gülebilirim. Dermiştir.
Selahaddin Eyyubi döneminde de İslam dünyası bugünkü gibi paramparçadır. Hilafet iki başlıdır. O günde varlıklarını sürdürmek için birbirlerini yok etmeye çalışan; düşmanları ile iş birliği yapan İslam devletleri vardır. Selahattin Kudüs’ü Haçlılardan kurtarmak için önce İslam birliğinin kurulması gerektiğine inanmış tam 33 ay Müslümanları aynı çatı altında buluşturmanın mücadelesini vermiştir.
1183 yılında İslam devlet başkanlarını halifeleri ve İslam ulemasını Şam’da toplamayı başarmış ve İslam birliğinin kuruluş deklarasyonu yayınlanmıştır. Bu deklarasyonla Kudüs’ün fethi için İslam ülkelerinden kendi emrine asker göndermelerinin kararı alınmıştır.
Nitekim, Haçlı işgalden tam 88 yıl sonra Sultan Selahaddin komutasındaki İslam orduları 20 Eylül 1187’de Hittin’de Haçlı ordusunu kuşatmış, 2 Ekim 1187 Cuma günü miraç gecesinin yıldönümünde Kudüs fethedilmiştir. Selahattin Kudüs’ün fatihi olmuş ve Kudüs Haçlı Krallığı sona ermiştir.
Kudüs’ü özgürleştirecek yol Kudüs Fatih’i Selahaddin’in yoludur. Miraç gecesinde yapılacak şey; Miraç şehri Kudüs’ü düşlemektir. Özgür Kudüs için bir Selahaddin bulmaktır. Selahaddin’ siz Kudüs özgür olamaz. Kudüs özgür olmayınca hiçbir İslam ülkesi kendini özgür ve bağımsız olamaz. Miracınızın Kudüs olması dileğiyle selam ve dua.
MUSTAFA KIR
Miraç gecesi Kudüs ü düşlemek yerine Kudüs e gidin.