eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Erol DEMİR

1967 Kocaeli Gölcük doğumlu. KİTAP VE YAYINLAR 7 Kitap (Altın Bilezik - Mesleğim Hayatım - Türkiye’de Mesleki Eğitim- Sihirli Reçete-Balık Ekmek-Yeteneğim Geleceğim - Mesleki Eğitimde İz Bırakanlar) 4 Kolektif kitap (Eğitim Her Yerde Seçkileri - 21.Yüzyılda Eğitimde Dönüşüm ve Okullar- “Cumhuriyetimizin 100. Yılına İz Bırakan 100 Öğretmenden” ve “Maarif Sistemini Yeniden Düşünmek”) 3 makale, 7 bildiri, 4 gazete, 21 dergide ve internette yayınlanan 264 adet eğitim yazıları

    Sivil Toplum ve Mesleki Teknik Eğitim

    Sivil toplum kuruluşları (STK) modern toplumlarda gönüllülük, dayanışma ve kolektif iyiliğin örgütlü biçimini temsil eden yapılardır. Bireylerin aileleri dışında da bir topluluğa ait olma ihtiyacı yanında fikren taraf olmak istemesi de doğal ihtiyaç sayılmalıdır. Öte yandan yönetime katılma, demokratik hakkını bir STK’da söz söyleyerek kullanmak sadece seçim dönemleriyle sınırlı olmaktan kurtarmaktadır.

     Dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları ve platformlar gibi farklı ad ve türlerde örgütlenmiş bu yapılar, devletin tek başına ulaşamadığı alanlarda toplum yararına faaliyet yürütür. Eğitim alanı da sivil toplumun en yoğun katkı sunduğu temel sektörlerden biridir. Özellikle mesleki ve teknik eğitim, toplumun üretim gücü ve ekonomik kalkınma kapasitesi üzerinde doğrudan etkili olduğu için STK’ların bu alandaki varlığı stratejik bir önem taşır. Türkiye’de mesleki eğitimin gelişimi devlet, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplumun ortak çabasıyla şekillenen çok katmanlı bir süreç hâline gelmiştir.

    Günümüzde teknolojik dönüşüm, üretim ilişkilerindeki değişim ve yeni mesleklerin ortaya çıkışı, mesleki eğitimin yalnızca okullara bırakılmayacak kadar geniş bir sorumluluk alanı olduğunu göstermektedir. STK’lar bir yandan dezavantajlı bireylere ekonomik, psikolojik ve sosyal destek sunarken diğer yandan kamu politikalarının oluşumunda veri sağlayan, rapor hazırlayan ve görüş bildiren önemli aktörlere dönüşmüştür. Bu kuruluşlar yaşam boyu öğrenme kültürünün ülke genelinde yaygınlaşmasını sağlamak için kurslar, sertifika programları, farkındalık çalışmaları ve sosyal destek projeleri düzenlemekte; böylece hem bireylerin hem de toplumun niteliklerini artırmaya katkı sunmaktadır.

    Türkiye’de bireyler mesleki eğitime çok çeşitli yollarla erişebilmekte ve istediği mesleği edinilebilmektedir. Usta-çırak ilişkisinden Halk Eğitim Merkezlerine, Mesleki Eğitim Merkezlerinden Meslek Liselerine, belediye ve STK kurslarından üniversitelerin sürekli eğitim merkezlerine kadar geniş bir yelpaze söz konusudur. Bu seçenekler bireylere ilgi ve yeteneklerine göre farklı öğrenme yolları sunarken aynı zamanda işgücü piyasasının taleplerine hızlı yanıt verebilme kapasitesini artırmaktadır. Belediyeler ve STK’ların mesleki eğitim kurumlarıyla imzaladığı işbirliği protokolleri, eğitim fırsatlarını toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak açısından büyük önem taşır. Böylece mesleki eğitim hem mekânsal hem ekonomik açıdan daha erişilebilir hâle gelmektedir.

    Teknolojik gelişmeler, otomasyon ve dijitalleşme özellikle üretim sektöründe yeni yetkinlikler gerektirmektedir. Dijital okuryazarlık, kodlama, robotik, veri analizi ve çevrimiçi güvenlik gibi alanlar geleceğin meslekleri arasında yer aldığından bu alanlarda esnek programlar geliştirebilen STK’lara önemli görevler düşmektedir. STK’lar bu eğitimleri devlet kurumlarına kıyasla daha hızlı planlayabilmekte, sektörel ihtiyaçlara yönelik özel eğitim modelleri geliştirebilmektedir. Ayrıca birçok STK, mesleki eğitimin sadece teknik beceriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda uyum, yaratıcılık, problem çözme ve iş ahlakı gibi daha geniş bir yetkinlik seti gerektirdiğini vurgulamakta ve programlarını buna göre tasarlamaktadır. Bunun en son ve en güzel örneği de T3 VAKFI/Türkiye Teknoloji Takımı tarafından yürütülen DENEYAP Atölyeleri ve Uluslararası TEKNOFEST Yarışması/Festivali gösterilmelidir.

    Türkiye’de son yıllarda mesleki ve teknik eğitim alanında artan işbirliği modelleri göze çarpmaktadır. Fabrika gezileri, sektörle iç içe eğitim modelleri, burs destekleri, mesleki tanıtım faaliyetleri, sosyal sorumluluk projeleri ve mentörlük programları öğrencilerin meslekle erken yaşta tanışmasını sağlamaktadır. Meslek odaları, sendikalar ve sektörel birlikler de müfredat geliştirme süreçlerine katılarak kendi alanlarındaki güncel ihtiyaçları eğitim sistemiyle buluşturmaktadır. Atölye ve meslek dersleri öğretmenlerinin sektörde işbaşında mesleki bilgi ve becerileri geliştirmelerine imkan sağlamaktadırlar. Bu işbirlikleri, gençlerin iş piyasasına daha donanımlı ve bilinçli bir şekilde katılmalarını sağlayarak hem bireysel hem toplumsal fayda üretmektedir.

    Türkiye’de son on yıl içinde Cumhurbaşkanlığı düzeyinden başlayarak mesleki ve teknik eğitime özel önem verilmesiyle bu alanda yapılan düzenlemelerin özellikle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) üyesi olarak illerde teşkilatlanmış odaların sektörler düzeyinde eğitime destekleriyle yeni bir boyuta ulaşmıştır. İstanbul İli özelinde İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Müstakil Sanayici İşadamları Derneği (MÜSİAD) gibi sektör temsilcilerinin İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünce “Mesleki Eğitimde Okul-Sanayi İşbirliği İstanbul Modeli” olarak isimlendirilen çalışma, bakanlık düzeyindeki politikalara da etki ederek ülke geneline yayılmaya başlamıştır.

    Meslek liselerimizle sektör temsilcisi kurum/firmaların doğrudan bağ kurduğu proje ve protokol okullarda proje yönetim kurulu ve mesleki teknik okullar yönetim kuruluna dahil olarak söz sahibi olmaktadır. İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kuruluna katılarak ihtiyaç duyulduğunda gerekçeleriyle eğitimi verilen mesleklerde alan ve okul adlarının değiştirilmesi, yeni alan/dalların eklenmesi-çıkarılması, müfredat ve program düzenlemeleri teklif edebilmektedirler.

    Şanlı tarihimiz hayırseverler tarafından kurulduğu vakıfların yaptırdığı eserlerle doludur. Görünürde sadece cami gibi ibadethaneler ayakta kalıp göründüğü için konunun dini hizmetlerle sınırlı olduğu zannedilmektedir. Ancak toplumun ihtiyacı olan eğitim, sağlık, ve sosyal yardımlaşma gibi her alanda hizmet vererek halkın önemli ihtiyaçlarını karşılaşmışlardır. Osmanlı döneminde; hanlar, hamamlar, kervansaraylar, aşevleri yanında yetim kızlara çeyiz, çalışanların kırıp döktüğü zarar ve yaralı kuşların bakımını karşılayacak vakıflar kurulmuştur. Bugün de bu gelenek cami yaptırma ve yaşatma dernekleri olarak halkın vazgeçmediği hayır kurumları olarak sürmektedir. 

    Sadece İstanbul’da okul isimlerine bakarak vakıf, dernek, meslek kuruluşları ve hayırsever vatandaşlarımızın onlarca okul yaptırarak devlete bağışladığı görülmektedir. İMKB/Borsa İstanbul, İBB, TOKİ, İTO, İSO, İHKİB, İDMİB, TRİSAD, İTOSB, Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği, Hacı Rahime Ulusoy, Asım Kibar, Kaşif Kalkavan, Asım Ülker, Vehbi Koç Vakfı, PAGEV, Şevket Sabancı, Mehmet Rıfat Evyap, TASEV, Dr. Oktay Duran, Profilo, Borusan Asım Kocabıyık, Doç. Dr. Burhan Bahriyeli, Rosvita Timur İmrağ, Hacı Fatma Gül, İMMİB, Edip İplik ve Halil Kaya Gedik bunlardan ilk göze çarpanlardan bazılarıdır.

    Okul binası yaptırmayanların ek bina ve atölye laboratuvar donattığını görmekteyiz. Hatta bunların içinde Panasonic/Viko ve Samsung gibi global firmalarda bulunmaktadır. AKÜDER son yılların gözdesi elektrikli araçlar için gereken nitelikli elemanların meslek liselerinde yetiştirilebilmesi için laboratuvar donatımı, öğrenci ve öğretmenlere eğitimler vermektedir.

    Geleneksel Türk-İslam el sanatları gibi kültürel değeri yüksek alanların yaşatılması da mesleki eğitim ve sivil toplum işbirliğinin önemli bir örneğidir. Hat, ebru, minyatür, çini, kalem işi, ahşap oymacılığı ve dokumacılık gibi sanatların sürdürülmesi için STK’lar kurslar, atölyeler ve ustalık programları düzenlemekte; kültürel mirasın yeni nesillere aktarılmasına katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmalar, kültürel kimliğin güçlenmesine hizmet ettiği gibi istihdam ve girişimcilik açısından da yeni fırsatlar oluşturur.

    Sivil toplum yönetiminde etik değerler, güvenilirlik ve şeffaflık toplumun tüm kesimlerini olumlu yönde etkiler. Birçok mesleki STK kendi üyeleri için etik ilkeler belirlemekte, bu ilkeler doğrultusunda mesleki standartları geliştirmektedir. Meslek odaları, (mimar/mühendisler) yeni üyelerine girişte yemin ettirip imzalatmakta, onları uzmanlığında yetkilendirmekte ve uygulamalarını da şikayet olduğunda disiplin işlemi yapmaktadır. Şeffaflık, ayrımcılık yapmamak, bilimsellik, insan odaklılık ve kolektif sorumluluk gibi değerlerin kurumsal kültür hâline gelmesi, eğitim sisteminin de etik yönünü güçlendirir. Özellikle gençlerin bu tür olumlu modellemeleri görmesi, onların demokratik katılım ve mesleki etik konularında bilinçli bireyler hâline gelmesini sağlar.

    Okul Aile Birlikleri (OAB), mezun dernekleri ve diğerleri düzenledikleri kampanyalar, kermes ve etkinliklerle ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye çalışırlar. Öğrenciler için yurt açar, burs ve bağışlarla destek olurlar. Öğrenci velileri, OAB aracılığıyla yıllardır okullarda sivil toplumun sesi olmaya devam etmektedir. OAB başkanı ve üyeleri eğitim sistemi içinde birçok kurul ve komisyonun zorunlu/doğal üyesi kabul edilerek katılım sağlayarak görüşleri paylaşabilmektedir.

    Afetler, engellilik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik konularında STK’ların yürüttüğü çalışmalar, mesleki eğitimi tamamlayıcı nitelikte sosyal faydalar üretir. Engellilere yönelik destekler, özel eğitim imkânları, kriz dönemlerinde farkındalık eğitimleri ve sosyal sorumluluk projeleri toplumun dayanıklılığını artırır. Bu tür çalışmaların mesleki eğitim kurumlarıyla birlikte yürütülmesi, öğrencilerin hem sosyal duyarlılığını artırmakta hem de toplumla bütünleşmelerine katkı sağlamaktadır.

    Gençlere yönelik mentörlük faaliyetleri, mesleki rehberlik ve kariyer planlama çalışmaları STK’ların önemli katkı alanlarındandır. Sektör uzmanlarının yer aldığı bu programlar, gençlerin meslek seçimlerini bilinçli yapmalarını, iş yeri kültürünü tanımalarını ve mesleki etik konusunda farkındalık kazanmalarını sağlar. Özellikle staj dönemlerinin nitelikli bir şekilde geçirilmesi, mesleki eğitimin kalitesi açısından kritik bir aşamadır ve STK’ların bu süreçteki rehberliği öğrenciler için büyük avantaj yaratır.

    Anadolu topraklarında 12. Yy.’da kurulan Ahilik Teşkilatı ve sistemi, henüz devlet düzeninin köylere kadar ulaşmadığı dönemde esnafları meslek birlikleri olarak teşkilatlandırmış, ayet/hadis ve Fütüvvetnamelerden geliştirdikleri kurallarla hem haksız rekabeti hem de tüketiciyi korumuşlardır. Bunun yanında çırak-kalfa-ustaları gündüz mesleğinde uygulamalı akşamları ahi ocaklarında edep, adap, terbiye, musiki ve dini terbiyeyle toplum düzenine katkı sağlamışlardır. Kurdukları yardım sandıklarıyla ihtiyaç sahiplerine, yeni işyeri açanlara, dükkânı yananlara maddi destekte bulunmuşlardır. Bugün de aynı hizmetleri Konfederasyonlar, Federasyonlar, Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği, Kredi Kefalet Kooperatifleri tarafından yürütülmektedir.

    Sivil toplum kuruluşları tarihsel süreçte yalnızca sosyal yardım ya da eğitim faaliyetleri yürütmekle kalmaz, aynı zamanda bir ülkenin sosyolojik hafızasının oluşmasında da pay sahibidir. Arşivleri, raporları, projeleri ve saha faaliyetleri, bir ülkenin toplumsal gelişmişlik düzeyine dair önemli veri kaynaklarıdır. Hatta bu konuda yazılan eserlerde resmi tarihte yer almayan ülke tarihine ışık tutacak bilgiler yer almaktadır. Bu nedenle STK’lar demokratik toplumların kalıcı unsurlarıdır ve uzun vadeli kalkınma hedeflerine ulaşmak için vazgeçilmez aktörler olarak görülmektedir.

    Eğitim sendikaları sadece üyelerinin sosyal-ekonomik haklarını iyileştirmeye çalışmakla kalmayıp meslek örgütü olarak da dayanışma, otokontrol, disiplin ve aidiyet bağlarını da güçlendirirler. Öte yandan kendi kuruluş amaçlarıyla ilgili olan konular başta olmak üzere toplumu ilgilendiren her konuda uygulamaları takip ederek destek ve gerektiğinde itiraz hakkını kullanarak yönetime katılmaya çalışarak üyelerini temsil ederler. Toplumun genelini ilgilendiren asgari ücret, gerçek enflasyon, geçim-fakirlik sınıfı ve endekslerinin belirlenerek hükümet politikalarına eleştiride katılım sağlamaktadırlar.

    Tüm bu çerçevede değerlendirildiğinde mesleki ve teknik eğitimin güçlendirilmesi yalnızca devletin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. STK’ların, özel sektörün ve kamu kurumlarının birlikte hareket ettiği bir yapı; hem nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine hem de geleceğin mesleklerine uyum sağlanmasına imkân tanımaktadır.

    Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim sisteminde yer alan kurul, komisyonlar ile düzenlediği şura ve çalıştaylarla sivil toplum katılımını sağlamaya çalışmaktadır. Diğer kamu hizmetlerine göre eğitim üzerinde en çok konuşulan, katılım sağlanan hatta bir anlamda karışılan halka açık bir alan haline dönüşmüştür.

    Öğrencilerin, velilerin ve yerel toplulukların sürece dahil olduğu bu katılımcı model, Türkiye’nin ekonomik ve kültürel gelişim hedefleriyle de uyumludur. Sivil toplumun gücünün artması; demokratik kültürün pekişmesi, toplumsal dayanışmanın güçlenmesi ve mesleki eğitimin niteliğinin yükselmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Okulların mezun dernekleri ve öğrenci kulüpleri, mezunlar ve öğrenciler arasındaki ilişkileri sevgiyle sürdürüp okul aidiyetini güçlendirirler. Okullarının isimlerine, binasına ve kültürüne sahip çıkarlar. Yılın belli günleri öncelikle okulda mezuniyet ve pilav günleri yaparak dayanışma örneği sergilerler.

    Sonuç olarak, sivil toplum ve mesleki teknik eğitim birbirini tamamlayan iki kritik alandır. Türk Eğitim Sistemini oluşturan ilkokul-ortaokul ve lise kademeleri ve okul türleri dikkate alındığında belki de sivil toplum kuruluşlarının en çok aktif katkı ve katılım sağladığı bu ilişkinin sürekli arttığı alan da mesleki ve teknik eğitim alanıdır. Gençlerin hem akademik hem mesleki hem de etik açıdan donanımlı bireyler hâline gelebilmesi için devlet, aile, okul, özel sektör ve sivil toplumun işbirliği içinde çalışması gerekmektedir. Türkiye Yüzyılı vizyonu da bu ortak çaba ve dayanışmanın sürekli hâle getirilmesine bağlıdır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Omer Akbulut dedi ki:

      Sayın Mesleki eğitimle ilgili o kadar çok kurum,kuruluş, Stkkisi, organizasyon saydınız ki, bu durum mesleki eğitimin adeta dağınıklığını işaret etmektedir. Bugün mesleki eğitim verecek öğretmenleri yetiştiren Teknik Eğitim Fakülteleri kapatılmıştır. Gençleri meslek eğitimine yonlendirdigimizde ocaktan yetişmiş meslek öğretmenimiz malesef yoktur. Mevcut durumda dört yıllık fakülte mezunları Pedagojik formasyon ile öğretmen yapılmaktadır. malesef.
      Halbuki eğitimin okul, müfredat ve ögretmen üçlüsünde en önemli ayağı Öğretmen değilimdir. Eğitiminin yoksa eğitim yapamazsınız değil mi?