Bir oyun mu? Kurmaca mı? Aldatmaca mı? Kendini kandırmaca mı? Bilinmez, ancak pek çok sahada olduğu gibi eğitimde de hijyenik bir titizlikle kaçındığımız bir “kuyu” var orta yerde duran. Ve “ortada kuyu var yandan geç” naraları duyulmaksızın bile cümbür cemaat herkes yandan yandan savuşup gidiyor. Eğitimle ilgili her konuda herkes söylenebilecek hemen her şeyi söylüyor, tartışıyor, eleştiriyor, karar veriyor, politika üretiyor, yapıyor, ediyor; elbette ortadaki kuyuya hiç ama hiç yaklaşmadan.
Bu ortadaki kuyuya bakışlarımızı doğrultmadan, onunla yüzleşmeden, o kuyuyla olan derdimizi halletmeden neylersek eyleyelim nafile oldu, nafile olacak. Mühim ve sadra şifa bir şeyler elde edebilmek istiyorsak eğitimde, kimimiz bu kuyunun içine dalmalı kimimiz üzerinden aşabilmeli nihayetinde el birliği ile bu kuyuya toprak doldurup büsbütün kaybetmeliyiz orta yerden. Ne çare ki etrafımıza baktığımızda yandan savuşuverenlerin telaşından başka bir şey göremiyoruz. Umut da kabiliyet de giderek soluyor bu kuyuyla baş edebilmek için.
Bu gayya kuyusunun pek çok yüzü, pek çok adı, eğitimin her cihetine tesir eden farklı yansımaları var. Bu kuyudaki melanetin kaynakları, veçheleri, sonuçları ya da fikrî nitelikleri hakkında derinlikli tahliller, felsefî incelemeler yapılabilir ve bu çabanın ciddiyetine yaraşır kavramlarla açıklamalar getirilebilir. Ancak burada daha özlü bir şekilde bu kuyuyla olan irtibatımızdan bahsetmek istediğim için yine bu kuyunun melanetine yaraşır bir pespaye bir adla anacağım bu defalık; Amerikan Rüyası.
Bu rüya, “insan” ile, tarih ile, tabiat ile, Tanrı ile bağını koruyabilenler, koruma azminde olanlar için bir karabasandan ibaret olsa da etrafta kimseler bir hafakandan bahsetmediğine göre bağlarımız ya kopmuş ya da pek zayıflamıştır. Duralı’nın Yeniçağ Dindışı Avrupa medeniyeti şeklinde tanımladığı iklimin doğal ve zorunlu sonuçlarının tasarladığı bu rüya, tüketim köleliğine dayalı bir güncel hayat koşturmacası, maliyet/fayda analizci verimlilik saplantıları, bireyselci/benci/bencil ve yarışmacı, sıralamacı bir “başarı” anlayışı, insanın bütün varlığını ve faaliyetini nicelleştirerek “performans göstergesi”ne dönüştürme hastalığı, Machiavelli-ci yönetim paçozluğu, ekonomizmin dayatılmasından ötürü piyasacı müfredat gibi çok sayıda illeti eğitime musallat etmiştir. Neoliberalizm, eğitimin yegâne kaynağı, temeli ve rehberi haline getirilmiştir.
1983 tarihli ABD kaynaklı Nation at Risk raporu harfiyen takip edilirken; bireyselci/benci/bencil ve yarışmacı, sıralamacı bir “başarı” anlayışı uyarınca nicelleştirilmiş performans göstergeleri mahiyetinde standart testlerle sözde eğitimin niteliği ölçülüp, galiplerle “looser”lar sıralanırken, okullar “etkili”leştirilirken, sermayeci, neoliberal, piyasacı, ekonomizme düçar öğretim kıyasıya devam ederken… Bu ortadaki kuyuya dair hiçbir şey söyle(ye)meyen her söz, hiçbir şey yap(a)mayan her faaliyet noktayınazarımızda beyhudedir ve üstüne bu gayya kuyusunu derinleştirmenin utancına ortaktır. Eğitim sahasındaki ideolojik tartışmalar ve kamplaşmalar, göstermelik muhafazakâr müdahaleler, “verimlilik” odaklı, “işletme hastalıklı” her türden girişim boştur ve boşunadır. Bu çabaların sahiplerinin adının sanının, geleneksel, ilerici, milliyetçi, muhafazakâr, İslamcı, ulusalcı, Batıcı, Avrasyacı, sosyalist vb. olmasının hiç ama hiç anlamı yoktur. Neoliberal rüyanın sürmesinden başka bir uzak gayesi yoktur bütün bu hengâmenin. Savuşup gidenlere ne diyelim, kuyunun başında düşünüp taşınanlara sözümüz…