Kutsal metinlerde sık sık kendine yer bulan “Önce söz vardı sonra insan” anlayışı elbette teolojik ve felsefi olarak farklı boyutlarda yorumlanabilir. Varlığın en anlamlı ve en güzel ifade ile kendini bulduğu vasıta şüphesiz sözdür. Güzel bir söz ile çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Bazen hiç çözülemez, içinden çıkılamaz diye düşünülen birçok karmaşık sorunun yerinde kullanılan güzel bir söz ve tercih edilen uygun bir üslup ile nasıl çözüldüğüne çok şahit oluruz. Güzel Türkçemizde bunu çok güzel tanımlayan birçok deyim ve atasözünün bulunması da dilimizin ve kültürümüzün söze verdiği önemi göstermektedir. Dil ve söz birbirini tamamlayan ayrılmaz ikilidir.
Kendinizi nasıl ifade edebildiğiniz kullandığınız dilin güzelliğine bağlıdır. Güzellik elbette sadece dilin kendisinde kalmayıp söz sahibinin de bu güzelliklerden haberdar olması demektir. Önemli bir söz varlığına sahip olmak için iyi bir yazılı veya sözlü birikim olması kaçınılmazdır. Bazen çok şey bilip de kendini ifade edemeyen o kadar çok insan vardır ki, neden bu bilginin karşı tarafa yeterince aktarılamadığına şaşar kalırız. Bu durumu Mevlana ne güzel özetlemiş: “Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır”. Söylemek istediğini aktaramadıktan sonra sahip olduğun onca bilgi çoğu zaman beyhude kalacaktır.
Aynı durum eğitimciler için de geçerli değil mi? Çok şey bilip de hiçbir şeyi öğrenciye anlatamayan eğitimcilerin varlığından sıklıkla şikâyet eder dururuz. Eğitimin en önemli ve çok fazla da gündeme getirilmeyen sorunlarından biri de belki de etkili dil kullanımında yaşanan sorunlardır. Öğrenci öğretmenini, öğretmen öğrencisini, veli okul yöneticilerini, okul yöneticileri muhatap olduğu hedef kitleyi yeterince anlamada sorun yaşıyorsa bilin ki tek sorun dil sorunudur. Aynı dili konuşmak her zaman aynı düşünceleri ifade edebilmek anlamına gelmeyebilir. İletişimde dil ve düşünce elbette üzerinde yıllardır durulmuş, birbirini etkileyen ve besleyen iki temel kaynak olarak kabul görmüşlerdir.
Dil aslında kişinin aynasıdır. Bu durum küçük bir çocuğun kendini ifade etme biçiminden tutun politikacı, yazar, şair, yönetici veya yetişkin her hangi birinin ifade biçimine kadar aynıdır. Kullanılan dilin sahip olduğu kültürel ve edebi zenginlikler o kişi hakkında önemli ipuçları vermektedir. Dil kullanımında seçilen kelimeler ve verilen örnekler dinleyicide konuşmacı hakkında ya olumlu ya da olumsuz izlenimler oluşturmaktadır. Öyleyse önce söze mi yoksa insana mı bakacağız? Söz ve insan kavramlarını burada hangi boyutlarıyla ele alacağız? Tabii bunlar daha derin felsefi tartışmaların yer alacağı konular.
İnsanın olduğu her yerde dil olduğuna göre bu sorun sadece akademi dünyamızın bir sorunu değil elbette. İfade etme biçimi akademik düzeyde olduğu gibi sosyal düzeyde de sık sık iletişim kazalarına yol açmaktadır. Bazen önemli bir toplantıda kendini iyi ifade edemeyen bir katılımcının mesajını karşı tarafa istediği gibi ulaştıramaması ortamı bir anda farklı boyutlara çekebilmektedir. Saatlerce konuşulup da amacın bir türlü hâsıl olmaması veya aynı şeyleri konuşup da farklı konulardan bahsediliyor görünmesi tabii ki önemli bir iletişimsizlik yani dil sorunudur. Dilde var olan her şeyin her yerde istendiği gibi dile getirilmemesi gerektiği düşüncesi ise maalesef herkes için kabullenilememiş bir başka olgu. Yönetim süreçlerinde de yöneticilerin kullandığı dilin önemi üzerinde durmaya gerek yok. İyi bir yönetişimde etkili iletişim ve iyi bir etkileşimde de yerinde ve etkili dil kullanımının olması zorunludur.
Dil öyle etkileyici bir varlık ki bu yazıya başlarken başka bir konu hedeflememe rağmen kullandığım dil beni çok farklı bir noktaya sürükledi. O yüzden dil kullanana kullanıldıkça değerini, ağırlığını ve etkisini gösterir. Dil bilmek sadece ana dili veya yabancı dili etkili konuşabilmek değil, dilin sahip olduğu gücü hissedebilme ve farklı düşünce boyutlarına götürebilme potansiyeline sahip olduğunu fark edebilmek demektir.
Bazen bir söz sizi derin düşüncelere sevk edebilmeli. Bu sözü söyleyecek donanıma sahip olmak her zaman ciltler dolusu kitap okumayı da gerektirmeyebilir. Bu durumu yaşadığım şu örnek ne kadar güzel özetlemektedir. Okuma yazma bilmeyen bir köylü teyzenin üniversite eğitimimin son dönemlerinde benim mezun olmamı teşvik etmesi ve kariyer planlamam hakkındaki endişelerimi gidermesi için söylediği şu söz ne kadar manidar. “Yontulmuş taş ol da duvar da konacak yer bulunur” sözü tam anlamıyla cevherin mücevhere dönmüş hali. Acaba kaçımız amacımızı kaç cümle veya sayfa dolusu yazı ile bu kadar kısa ve öz ifade edebilirdik?