Altyazılı veya dublajlı bir filmi izlerken veya yabancı dilde yazılmış bir roman ve hikâyenin Türkçeye çevrilmiş halini okurken ya çok zevk alırsınız ya da sıkılır izlemekten veya okumaktan vazgeçersiniz. Bunun sebebinin eserin kalitesi yanında çeviri dilinin kalitesinden kaynaklandığını da düşünen pek çok kişi vardır. Çevirinin günlük hayattaki rolüne başka bir pencereden bakalım. Yazılı veya sözlü bir ifadeyi veya metni anlamak isteyip de anlayamadığınızda neler hissedersiniz? Böyle bir durumda bir dile hakim olmanın ne kadar değerli olduğunu hiç düşündünüz mü? Karşılaştığımız bu tür iletişim sorunlarını çözmek için bir araca veya aracıya ihtiyaç duyarız. Bu araç veya aracı her iki dili de bilip ilgili kaynağın anadildeki karşılığını tam olarak aktarabilendir, yani bir çevirmendir.
Dijital Çevirinin Doğallığı
Günümüzde ister yazılı ister sözlü olsun bu görevi ustalıkla yapan çevirmenler yanında dijital uygulamaların etkinliği de hızla artmaktadır. Her ne kadar, çevirmenin rolünü makinalar almaya başlasa da dilde ve kültürde insana duyulan ihtiyaç hiçbir zaman yok olmayacaktır. Farklı dilleri konuşan kişilerin iletişim sırasında dijital uygulamaları kullanmalarının ne kadar doğal olduğunu tartışmaya gerek yok. Sözlü iletişimde aracı olarak dijital kaynak kullanmanın iletişimin doğası açısından çok uygun olduğunu söylemek de elbette doğru değil. Öte yandan makine çevirisi olarak da adlandırılan dijital çevirilerde var olan verinin kaynağının da insan olduğunu unutmayalım.
Çevrimiçi veya çevrimdışı toplanan her türlü verinin sistematik hale getirilerek istenilen formata uygun sunulması günümüzde yapay zekâ uygulamaları ile mümkün olmaktadır. Yani çeviri faaliyetleri yapay zekâ uygulamalarından payını hızlı bir şekilde almakta ancak yapay zekâ bazı durumlarda doğal olma konusunda kendini tam olarak kanıtlamakta yetersiz kalmaktadır. Yapay zekânın tüm dillere böyle hâkim olması her şeyi eksiksiz yapacağı anlamına gelmez. Özellikle dijital çeviri araçları ile yapılan pek çok profesyonel ve resmi çeviri ürünlerinin bir uzmanın yani çevirmenin (post-editing) çeviri sonrası düzeltme veya kontrolüne ihtiyaç duyması da kaçınılmaz.
Teknoloji Yokken Çeviri
Teknolojinin her alana hâkim olmaya başlamasından önceki dönemlerde çeviri ve çevirmen çok daha fazla hatırı sayılır, kadir kıymet sahibi iki arkadaştı. Uluslararası görüşmelerde, politikada, günlük yaşamda, edebiyatta, felsefede, dini metinlerin çevirisinde bu ikili önemli bir role sahipti. Bir yabancı dil bilmeyen için yazılı ve sözlü iletişimde yabancı kalmanın doğuracağı sorunları tahmin edebilirsiniz. Bazen her iki dili bilmek bile çeviride yeterli olamamaktadır. Hedef dildeki bazı kültürel yapıların kaynak dildeki karşılığının bilinmemesi birçok çeviri yanlışlarına ve dolayısıyla da iletişim kazalarına yol açmaktadır.
Tarih boyunca farklı dillerde yazılı birçok eser yine yazılmış olduğu dilden farklı dillere tercüme edilerek tercüme sayesinde evrensel hale gelmiştir. Bu manada tercüme sanatının yeri ve önemi bir kat daha anlaşılmaktadır. Günümüzde bu sanat hala değerini yitirmemiş, ülkemizde diliçi çeviri yapılarak tercüme yerine çeviri kelimesi kullanılarak farklı isimlerde ve alanlarda pek çok akademik çalışma yapılmaktadır.
Çevirinin Tarihi
Çevirinin ne zaman başladığına dair birçok görüş olmakla birlikte tarih kitaplarında yazının 5000 yıl önce bulunduğu ve çeviri çalışmalarının da bu tarihten itibaren başladığı yaygın bir görüştür. Önceleri sözlü çeviri sonraları ise yazılı çeviri yapıldığı, ilk çeviri çalışmalarının da Sümer, Roma, Yunan, Mısır uygarlıklarında siyasi, ticari ve edebi amaçlı yapıldığı bilinmektedir.
Gerçek çeviribilim tarihinin Antik Çağ’da Roma’da yaşayan filozof Cicero ile başladığı iddia edilir. Sonraki dönemlerde çeviriler daha çok dini metinlerin anlaşılması üzerine olmuş ve bu akım Avrupa’da Marthin Luther’in 16. yüzyılda İncili Almancaya çevirmesiyle hızla yayılmıştır. Dini metinlerin çevirisi ile ortaya çıkan siyasi etki çevirinin önemini bir kat daha artırmıştır.
Müslüman toplumlarda ise çeviri çalışmaları İslam öncesi dönemde başlamış, birçok felsefi eser Arapça’ya tercüme edilmiş, İslamın farklı medeniyetlere yayıldığı dönemlerde ise önemli görülen pek çok eser Arapça’ya tercüme edilmiştir. Emeviler döneminde ise çeviri faaliyetleri hız kazanmış, özellikle de Abbasiler döneminde açılan Beytü’l Hikme (Bilgelik Evi) çeviri faaliyetlerinin daha sistemli yürütüldüğü yer haline gelmiştir.
Divan-ı Humayun Tercümanları
Divan-ı Hümayun tercümanları Osmanlı yönetiminde sadece resmi belgeleri tercüme etmemiş aynı zamanda Batı dillerinden birçok eser tercüme etmiş ve Osmanlı dış politikasında önemli rol oynamışlardır (Aydın, 2007). Divan-ı Hümayun’da görev yapanlar Tercüme Odası’nın kurulmasına kadar Müslüman olmayan tercümanlardan oluşmaktaydı. Uluslararası ilişkilerde devlet hizmetinde faaliyet göstermiş birçok tercüman önemli görevlerde bulunmuştur. Tercümanların devlet işlerinde bu kadar hayati role sahip olduğunu fark eden Kanuni on beş dil bilen Yunus Bey adlı tercümana yirmi yıl boyunca Osmanlının diğer devletlerle ilişkilerinde kritik görevler vermiştir. 18. yüzyılda kurulan ve Müslüman tercümanların yetiştirildiği Tercüme Odası ile çeviri faaliyetleri Osmanlı döneminde daha sistematik hale gelmiş, buradan uluslararası ilişkilerde görev alan birçok tercüman yetişmiştir.
Günümüzde de önemini yitirmeyen çeviri işinin kolay olmadığını hatırlatarak iyi bir çevirmenin hedef ve kaynak dillere hâkim olmanın dışında, kültür, tarih, edebiyat, antropoloji, siyaset, din, felsefe, psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi pek çok konu hakkında bilgi sahibi olması çeviriyi daha anlamlı ve başarılı hale getirecektir.
Prof.Dr.İsmail ÇAKIR
ismcakir@yahoo.com
Kaynak: Aydın, B. (2007). Divan-ı Hümayun Tercümanları ve Osmanlı Kültür Diplomasisindeki Yerleri. Osmanlı Araştırmaları, 29(29), 41-86.