eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Yağmurlu
18°C
Ankara
18°C
Yağmurlu
Salı Az Bulutlu
22°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C
Cuma Açık
26°C

Prof. Dr. İsmail ÇAKIR

1969 yılında Ankara’da dünyaya geldi. İlköğretimini Çankırı’da, orta ve lise öğrenimini yatılı olarak Aydın’da tamamladı. Lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünde tamamladıktan sonra 1994- 2009 yılları arasında Kırıkkale Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olarak çalıştı. 2009-2017 yılları arasında Erciyes Üniversitesi’nde Yrd. Doç. ve Doçent olarak görev yaptı. 2017 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesi olarak göreve başladı. Aynı yılda profesörlüğü atandı ve halen aynı üniversitede görev yapmaktadır. Yabancı dil öğretimi, dil ve kültür çalışmaları alanında ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış bir çok makale, kitap bölümü ve kitap editörlükleri bulunmaktadır.

    Eğitimde ve Sosyal Medyada ”Etki-Tepki” Etkisi

    Davranışçı Yaklaşım olarak adlandırılan bir çeşit koşullanma olarak da eğitimde kendini gösteren bu yaklaşımın sosyal medyanın hâkim olduğu insanların günlük hayatlarında da karşılık bulduğunu söylemeye gerek yok. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olan bu yaklaşımda amaç davranışların gözlemlenebilir olmasıdır. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için gözlemlerimizi ve düşüncelerimizi paylaşmakta fayda var. Eğitim sistemimizde de gözlemlediğimiz kadarıyla yıllardır öğrencilerden ulaşmaları beklenen hedef bir çeşit gözlemlenebilir bir davranış sergileyebilmeleridir. Bunun için hazırlanan müfredat ve sınıf ortamları başarının ölçülebilir hale getirilmesine yönelik olmuştur.  Öğrencide öğrenmenin gerçekleşmesi demek istendik davranışların sergilenmesi anlamına gelmektedir. Eğitimin tanımları arasında da yer alan istendik davranış kavramı tam anlamıyla bir davranışçı yaklaşım ürünüdür.   

    Beynimiz Boş Bir Levha Mı?

    Eğitim ortamlarında davranışçı yaklaşıma ait birçok uygulamayı görmek mümkündür. John Lock  insan beynini boş bir levha olarak kabul ederken Chomsky bunun böyle olmadığı yönünde tezler öne sürmüştür.  İnsan beynini boş bir levha (blank sheet/ tabula rasa) olarak kabul eden ve bu levhanın birileri tarafından doldurulması gerektiğini savunan bu yaklaşım bilginin tekrar ve koşullanma yoluyla öğrenilebileceğini iddia etmektedir. Öğrenmenin gerçekleşmesi demek öğrenenin davranışlarında değişikliklerin gözlemlenebilmesi demektir. Buna göre bir öğrenci bir bilgiyi papağan gibi aktarabiliyorsa ve bu da ölçüldüğünde istenilen hedeflere ulaşılmışsa öğrenme gerçekleşmiş demektir. Bu yaklaşımın en önemli araçlarından birisi ezber bir diğeri de tekrardır. Tekrar ile ezber gerçekleşmekte ve elde edilen çıktı başarı olarak kabul edilmektedir.  

    Bilginin yorumlanması ve zihinsel süreçlerden geçirilmesine gerek olmadığı için anlamlı öğrenmeye gerek yoktur. Yani, anlamlı öğrenmeden ziyade mekanik veya koşullu öğrenme ön plana çıkmaktadır.   Psikolojide bu duruma en iyi örnek olarak da Pavlov’un köpek deneyi verilmektedir. Pavlov’un deneyinde koşullanan köpeğin zile verdiği tepkinin benzerlerini eğitimde de görmüyor muyuz? Sınavlardan yüksek puan almak, sınıf birincisi olmak, sürekli takdir edilme hissine sahip olmak, en iyi üniversiteyi kazanmak bir çeşit koşullanma değil mi?

    Üst Düzey Mi Alt Düzey Mi Düşünelim?  

    Eğitimde başarının sınav sonuçlarına göre değerlendirildiği ve sınav odaklı öğrenmelerin planlandığı, zihinsel süreçlerin ve üst düzey düşünme becerilerinin alt düzeyde kaldığı birçok öğrenme ve değerlendirme ortamları bunlara birer örnek olabilir. Okullarda sınavlara ezber yaparak hazırlanıp sınav sonrası alınan not ile başarının belirlendiği ve sınav sonrası bilginin unutulduğu eğitim ortamları ne yazık ki davranışçı yaklaşımın birer ürünüdür. Etki-Tepki ilkesinin önemli olduğu bu yaklaşımda sınav bir etki alınan not ise birer tepki ise eğitimde davranışın gözlemlenebildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

    Etki-Tepki ile birlikte Ödül-Ceza ikilisinin de bu oyundaki rolünü unutmayalım. Öğrenme eylemi istenen veya istenmeyen davranışları gözlemleme ile sonuçlanacaksa ödül, ceza ve verilen geri dönütler bu süreçte başrol oynamaktadır. Buraya kadar anlatılanlar sizde bir çağrışım yaptı mı? Hepimizin öğrenme tecrübesinde davranışçı yaklaşımın izlerine rastlamak mümkündür.  Sınavlara hazırlanıp da sınav sonrası hatırlamadığınız onca bilginin yerinde yeller estiğini düşünüyorsanız siz de davranışçı yaklaşıma dayalı eğitimin bir paydaşısınız demektir.  

    Sosyal Medyada Etki-Tepki

    Etki-tepki ve ödül-ceza ikilemeleri sadece eğitimde mi var? Sosyal hayatta yok mu? Sosyal medyada yapmış olduğunuz paylaşımınızın akıbetini hiç mi merak etmiyorsunuz? Bunu test etmenin en iyi yolu aşağıdaki soruları kendimize sormaktan geçmektedir.

    • Kaç kişiden “like” aldım?
    • Bu resmime yorum var mı?
    • Paylaştığım videoyu kaç kişi izledi?
    • Neden az kişi benim paylaşımımı görmüş?
    • Durumumu kimler görmüş?

    Eğitimde olduğu gibi sosyal medyada da davranışçı yaklaşımın izlerini görmezden gelemeyiz. Paylaşımınız bir etki, aldığınız dönütler birer tepki, aldığınız tepkinin özelliğine göre paylaşımınızı yani davranışınızı devam ettirmeye karar vermek sizde bir koşullanma oluşturmuş demektir. Sosyal medya ortamının davranışlarımızı koşullandırmada ve bunun bir alışkanlık haline dönüşmesinde ne kadar etkili olduğunu itiraf etmenin vakti geldi. Sosyal medyada “pohpohlanmak”, eğitimde “güdülenmek” sizde olumlu pekiştireç oluşturuyorsa ilgili davranışa devam etmeniz artık bir zorunluluk hali almıştır. Kısaca söylemek gerekirse sürekli beğenilmek, takdir edilmek, olumlu dönütler almak beklentisi içinde olmak sadece eğitimde değil sosyal medya paylaşımlarında da kendine yer bulmaktadır.  

    Genel olarak bakıldığında eğitim ve sosyal medya bağlamında beklediğimiz sosyal kabul, dönüt almak, ödül almak bizde bir alışkanlığın oluşumuna sebep olmaktadır. Bu alışkanlık olumlu olduğu kadar olumsuz da olabilir.  Bandura’nın ifade ettiği gibi hiç kimseye istendik davranışları elde etmek için sürekli olumlu dönüt veya ödül vermek mümkün olmayabilir.  Her sosyal medya paylaşımı içeriğinin beğeni sayısı ile ilişkilendirilerek kalitesini kıyaslamak ne kadar gerçekçi ise eğitimde yapılan sınavlardan yüksek puan almak başarı için o kadar anlamlıdır. Sınavlardan yüksek notlar alıp da sosyal hayatta düşük notlar alan, kendini ifade etmede ve iletişimde sorunlar yaşayanların durumunu hiç düşündünüz mü?  Uyaran, uyarıcı, etki, tepki, koşullanma, alışkanlık gibi birçok kavramın anlam bulabilmesi için öğrenmede anlam kavramının anlam bulması gerekir.

    Prof.Dr.İsmail ÇAKIR

    ismcakir@yahoo.com

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.