Kur’an’da Engelliler-2
Kur’an’da görme engellilerden diğer engel gruplarına göre daha çok söz edilmektedir. Bu durum o dönemde görme duyusunu kaybedenlerin toplumda fazla olması ile izah edilebilir. Kur’an’ın görme engelliliği ifade etmek için tercih ettiği kavramlar “âmâ” ve “ekmeh” kavramlarıdır. Her iki kavramın anlam dünyasında hem fiziksel hem de mecâzî anlamda “görememe” anlamı mevcuttur.
“Âmâ” kelimesi çoğu mecazî anlamda olmak üzere değişik kullanımlarıyla otuz ayette otuz üç kez kullanılırken[1], daha çok doğuştan görememeyi ifade etmek için kullanılan “ekmeh” kelimesi ise Hz. İsa’nın görme engellileri iyileştirmesi bağlamında iki ayette geçmektedir.[2] Ayrıca Hz. Yakub’un gözüne üzüntüsünden ak inmesi[3] ve daha sonra iyileşmesinden söz edilmektedir.[4]
Kök anlamında manevi olarak “görememe” anlamı da bulunan “âmâ” kelimesinin[5] geçtiği ayetlerin çoğunda peygamberlerin getirdiği ilahî mesaja olumlu yanıt vermeyen kimseler için mecâzî olarak “görmeyenler” (basîreti olmayanlar) denilmektedir. Yazı dizimin bir önceki bölümünde ifade ettiğimiz üzere Kur’an insanların manevi dünyasına isabet eden marazlarla ilgilenerek onların tedavisine odaklandığından daha çok manevi engellilikten söz etmektedir. Kur’an kendi bütünlüğü içinde aynı yaklaşımı görme engellilerden söz ederken de devam ettirmektedir. Bu bağlamda görme engellilerden söz eden ayetlerin çoğu manevi anlamda görememe ile ilgilidir.
Fiziksel anlamda görme engellilerden söz eden ayetleri içerikleri bakımından; “onurlandırma ve değer verme”, “kolaylık ve ruhsat bildirme”, “tedavi”, “benzetme” ve “ahirette görememe” şeklinde sınıflamak mümkündür.[6]
Onurlandırma ve değer verme bağlamında görme engelliler
Abese suresinin ilk on iki ayetinde adı zikredilmeyen, arınmak veya öğüt almak kastı ile koşarak gelen görme engelli (âmâ) birisinin kendini müstağni[7] gören zengin ve seçkin birisine/birilerine tercih edilmeyişi uyarıya konu yapılmıştır.
1.Yüzünü ekşitip başını çevirdi. 2. Görme engelli o kişi geldi diye. 3. Ama sen nereden bileceksin, belki o kendini arındıracaktı. 4. Yahut o bir öğüt alacak, bu öğüt kendisine fayda verecekti. 5-6. Sen ise kendini her bakımdan müstağni görenle ilgileniyorsun. 7. Onun arınmamasından sen sorumlu tutulmayacaksın ki! 8-10. Gönlünde Allah korkusu taşıyarak koşup sana geleni umursamıyorsun! 11. Hayır! Şüphesiz bu âyetler birer öğüttür. 12. Dileyen ondan öğüt alır.(Abese 80/1-12)
Kaynaklarda ayete konu “âmâ” şahsın Abdullah İbn Ümmî Mektûm olduğu, uyarıya muhatap olan şahsın ise Hz. Peygamber olduğu bilgisi verilmektedir. Hz. Peygamber’in, İslam’ı kabul etmesi durumunda halkın onlardan etkilenerek kısa sürede davetine katılacakları düşüncesi ile putperest önderler üzerinde dini tebliğ faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, müşrik önderlerden bir grupla konuşurken yanlarına gelen bir âmânın (Abdullah İbn Ümmî Mektûm) zamansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmesi ve ona cevap vermemesi ayetlere konu yapılmıştır. Allah, Hz. Peygamberi sitemli bir şekilde uyararak, değer ve ilgiyi hak edenin “istekli olan” arınmak amacıyla “koşarak gelen” olduğunu, verilecek emeğin ancak ona fayda vereceğini etkileyici bir anlatımla ortaya koymuştur.
İlk bakışta dini tebliğ faaliyetlerinde önceliğin kime/kimlere verilmesi noktasında Hz. Peygamberin tercihinin düzeltilmesi şeklinde yorumlanabilecek bu ayetler, aynı zamanda uyarıya sebep olan şahsın “âmâ” özelliğini ön plana çıkarmak suretiyle özelde görme engelliler genelde tüm engellilere karşı nasıl davranılması gerektiğini ortaya koymak adına önemli bir örneği de oluşturmuştur. Kur’an tarihin bir döneminde birkaç kişi arasında yaşanmış bir olayı konu edinmek suretiyle onu hususi olmaktan çıkarmış ve ona evrensel bir boyut kazandırmıştır.
Sıradan bir insan tarafından yapıldığında küçük bir nezaketsizlik, basit bir hata olarak görülebilecek bir davranış insanlığa rahmet olarak gönderilen ve “örnek” insan olarak gösterilen bir peygamber tarafından yapıldığında ilahî bir ikazı hak eden büyük bir yanlışa dönüşebilmektedir.[8] Böylesi bir olayın Kur’an’a konu olarak seçilip aktarılmasının “engelliler” konusunda Kur’an’ın tutumunu anlamamız açısında oldukça önemli olduğunu belirtelim. Yazı dizimizin gelecek bölümünde ayette “âmâ” olarak bahsedilen ve Kuran’da engelli haklarının belirlenmesinde önemli rol oynayan İbn Ümmi Mektûm hakkında bilgi vermek ve ayetlere getirilen yorumları değerlendirmek üzere…
[1] Muhammed Fuâd Abdülbâkî, el-Muʿcemü’l-müfehres li-elfâẓi’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm, El-Mektebet’ül-İslamiyye, İstanbul 1982, s. 488.
[2] Âl-i İmrân 3/49; Mâide 5/110.
[3] Yusuf 12/ 84.
[4] Yusuf 12/93.
[5] er-Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Ğarîbi’l-Ku’rân, Kahraman Yayınları, İstanbul, 1986, s.520.
[6] Ayrıntı için bkz. Münir Tezcan, Kur’an Çerçevesinde Engelliler, Hiper Yay. 2021, s.
[7] Kelimeyi özellikle Kur’an’ın kullandığı şekli ile kullandım. Ayette “isteğnâ” formunda geçen kelime Kur’an’da biri Allah’a izafetle üçü de insana izafetle dört ayette geçmektedir. (Teğabun, 64/6; Abese, 80/5; Leyl, 92/8; Alak, 96/7.), Kendini yeterli görme, Hz. Peygamber’e ve onun getirdiklerine muhtaç olmama, tenezzül etmeme şeklinde açıklanabilecek kelime insan için kullanıldığında bir tür “kibir” haline işaret etmektedir.
[8] Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, 1999, c.III, s.1236.