eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Pazar Az Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
27°C

Benim gözümle gezelim

Benim gözümle gezelim

ÖZDEN AŞAR COŞAR

Hepimizin hayata bakışı ya da anlamlandırışı farklıdır.

Bu yüzden her gözün bakışı da farklıdır.

Ve ben farklılıklarımızın tadını çıkarıp onların birbirimizin hayatına renk kattığına inanıyorum.


Bazen bakmak ve görmek o kadar fark ettirir ki gözümüzün önünde ki güzelliklere bakarız ama göremeyiz , hayatı da ıskalamış oluruz bende hayatı ıskalamadan bakmak ve görmek birde paylaşmak istiyorum o yüzden gördüklerimi benim gözümden aktaracağım. İlk durak olarak yaşadığım yerden bahsetmek isterim: Bursa/İznik…

Bursa’ya 80 km mesafede tarihin ve doğanın iç içe olduğu ve birçok medeniyete başkentlik yapmış biraz mağrur birazda kırgın ilçe: İZNİK NİCEA


Tarih kokan bir ilçede yaşamak tarif edilemez.

Her an kendinizi o tarihi film sahnelerinin setinde gibi hissedebilirsiniz.

Her an tarihten bir şahsiyetle karşı karşıya kalacak gibi hissedebilirsiniz ya da ben öyle hissediyorum ama bir gerçek var ki ilk gördüğümde de çok etkilenmiştim bu ilçeden…


Misal ne zaman surların yanından geçsem o dönemlerde yaşasam nasıl olurdu kim olurdum ve acaba bu yapıları nasıl kullanıyorlardı diye düşünürüm.

Mesela “Selçuklu döneminde nasıldı?” Ya da “Osmanlı döneminde nasıldı?” diye düşünüp bir çok hayale dalarım ve her tarihi yapıya hayat verircesine hikayeler yazarım.


Ben o dönemlerde yaşasam ne olmak isterdim? Misal bir asker mi, bir saray hatunu mu, yoksa hükümdar mı yoksa bilge bir kişimi?


Binlerce, on binlerce hatta milyonlarca insan yaşamış geçmiş bu topraklardan bende ruhumda yaşatırım onları ve bir o olurum bir bu olurum ve dalar giderim hayatlara hayallere…

Misal, bir hükümdarın biricik kızı olsam nazlı mı nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş güzel mi güzel bir kız olsam, emrimde onlarca dadı onlarca muhafız ama bir o kadar da yalnız bir o kadarda şanssız mı olurdum acaba?


Dışarda hanlar, hamamlar surların etrafında insanlar özgürce dolaşırken ben muhafızlar olmadan saraydan çıkamadığım için bir o kadar mutsuz mu olurdum acaba?


Ya da bir şair olsam ve bir şiir yazsam ne yazardım bu yeşil kubbeye ya da bu güzel çiçeklere.

Şöyle mi derdim misal ah bu şehir beni benden aldı ah bu güzellikler……… diye devam eden sonsuz mısralar mı yazardım?


Yada yavuklusuna kör kütük aşık bir genç olsam nasıl yanardım bu aşkla ve nasıl görmek için sevdiğimi her gün koşar adım geçerdim o tarihi çarşıdan yana yakıla aşkla!


Ya da bir esnaf olsam ve nakış gibi ince ince motifler işlesem eserime, nasıl gelirdim bu tarihi çini çarşısına ve ne hissederdim her bir motifte her bir emekte!


Yada bir sanatçı olsam, evet evet o zamanda bir sanatçı olmayı isterdim. Herkesin düşünüp kimsenin dillendiremediği cesaret edemediği şeyleri söyleyen bir tiyatro oyuncusu…


Nasıl zor olur muydu hayatım? O roma tiyatrosunda bilmem kaçıncı oyunumu oynar her oyunda alkışlarla mest olur ve yine bugün olduğu gibi aşık olur muydum bu roma tiyatrosunda sanata ve tiyatroya? Ya da atımla dört nala koşan bir asker mi olsam ve bir hışımla hızlı hızlı geçsem surlardan içimde kopan fırtınaya inat dimdik gururlu ve mağrur bir asker?


Yada bir ana olsam bebeği koynunda kundakta bir ana, nasıl hayran hayran bebeğine bakarak geçer miydim? Bu dar sokaklardan sıcacık şefkatle!..


Ya da bir ırgat olsam gece gündüz güneşin altında bu devasa zeytin ağaçlarının dibinde alın teriyle iş yapmanın gururunu yaşasam her bir zeytin ağacına minnet duysam!


Yada bir hekim mi olsam nasıl olurdu hekim olmak dertlere derman olur muydum? Ya da çaresiz her hastalıkta bende ölür müydüm bu taş duvarlı şifahanede?


Bir balıkçı mı olsam yoksa bu masmavi gölde? Güneşle birlikte ne türküler ne şarkılar söylerdim, sesim yankılanır mıydı bu uçsuz bucaksız koyda?


Peki ya çocuk olsam, bu taş kaldırımlarda yine koşup, atlayıp, zıplayıp yara bere içinde kalır mıydı dizlerim? Ya da nazlı nazlı ağlayıp teselli bulur muydum annemin şefkatiyle?


Yada en sevdiğim mesleğim muallim olsam yine nasıl olurdu öğrencilerim bu medresede?

Yine pırıl pırıl umutlu gözlerle hayran hayran bakarlar mıydı öğrencilerim bana ve hayallere dalar mıydılar her çocuk gibi?

Ya da en güzeli bu ilçeden geçen bir seyyah olayım ben, her yeri görmüş, gezmiş dolaşmış, bir seyyah, en son İznik e gelmiş ve hanları, hamamları, taş kaldırımlı sokakları, çini fırınlarını, roma tiyatrosunu, medreseyi, şifahaneyi, masmavi gölü ve iskeleyi, yeşil camiiyi, şehri çepe çevre saran surları ve uçsuz bucaksız zeytinlikleri görünce nutku tutulmuş bir seyyah olayım en iyisi…


Ben her ne olmak istersem oyum bu tarih kokan ilçede.


Ben her sokakta bir o olurum bir bu olurum, hayallere dalar giderim ve bu yüzdendir seni bırakıp gidemeyişim.
Tarih kokan İznik’e.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.