1969’da Tokat’ta doğdu. İlkokulu Çeltek Köyü İlkokulu'nda, Ortaokulu Zile'de tamamladı. Sağlık Meslek Lisesi'nin iki yılını Kırklareli, son iki yılını da Konya'da okuyarak 1987 yılında mezun oldu. 1993’de S.Ü. İlahiyat Fakültesi’ni, 1996’da Konya Sağlık Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. 1997-2000 yıllarında Yüksek Lisansını İslam Mezhepleri Tarihi alanında “İslam Düşünce Tarihinde İlk Akılcılar: Mutezile” teziyle tamamladı. 2017’de başladığı Kelam Anabilim dalındaki “Kelam İlminde Yenilik Arayışları ve M. Şerefeddin Yaltkaya’nın İctimai Kelam Projesi” başlıklı doktora çalışmasını 2023'de tamamladı ve Kelam alanında doktor oldu.
1987-1996 yıllarında Sağlık Bakanlığı, 1996-2015 yıllarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda çalıştı. 2015-2019 yıllarında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konya ve Afyonkarahisar İl Müdürlüğü görevlerini ifa etti. 2019’dan beri Selçuk Üniversitesi’nde çalışıyor. 2019-2021 Yılları arasında Engelli Öğrenci Birimi koordinatörlüğü yaptı. Haziran 2023-2024 tarihileri arası S.Ü. Sağlık Bilimleri Fakültesi Nasreddin Hoca Uygulamalı Ana Okulu Müdürlüğü görevini yürüttü. 2024-2025'de Selçuk Üniversitesi Prof. Dr. Erol Güngör Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı görevini icra etti. Şubat 2025 den itibaren Selçuk Üniversitesi'nde Araştırmacı olarak görevine devam ediyor.
Yeni Konya gazetesi ve birçok internet adresinde haftalık yazılar yazan Paslı’nın birçok eseri bulunmaktadır. Türk Aleviliği” (2006), “Aile Huzur ve Mutluluğu için 9 S” (2013’), “Anadolu Aleviliği” (2013), “Akıl” (2016), “Bilge Kral Aliya’nın Camisi” (2018), M. Şerefeddin Yaltkaya’nın İctimai Kelam Projesi” (2024) ve "Kelam İlmi ve Sosyal Hayat (2024), Hikâyeden Hayat (2025) ve Mutluluk ve Başarı İçin 3+3 (2025) adlı kitapları bunlar arasındadır.
Paslı, Aileyi Destekleme Derneği başkanlığı, Konya Platformu Derneği Yönetim Kurulu üyeliği gibi görevlerle Sivil Toplum Çalışmalarına katkı veriyor.
İngilizce ve Arapça bilen yazar evli ve 3 çocuk babasıdır.
Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi birinci sınıfında öğrenci idim.
Ramazan oruçlarını uzun yaz günlerinde tuttuğumuz zamanlardı.
Öğrenci evinde kaldığımızdan komşularımız bizleri sıklıkla iftar için davet ederlerdi.
Davetlerden birisinde “İftariyelik” kavramının tam anlamıyla içinin doldurulduğu bir anı yaşadım.
Bizi davet eden amcamız “Meram’da bağı, Türbe Önü’nde evi olan yerli Konya’lı idi.
Dolayısıyla bizler başka illerden olduğumuz için Konya kültürünü aktarmak istiyordu.
İlk selam/kelamdan itibaren kendine has şivesiyle bize Konya kültürüne dair, gerçekten ilk defa duyduğumuz güzel adetlerden bahsetti.
Evi, bahçeli müstakil, tek katlıydı.
Yaz mevsimi olduğundan sofra evin önündeki geniş sundurmanın altına serilmişti.
İftara yarım saatten fazla vakit vardı ve biz amcayı dinlemeye devam ediyorduk.
Sözü sofrayı göstererek “iftariyelik” konusuna getirdi.
Bugün size gerçek “iftariyelik” nedir? Onu uygulamalı olarak sizlere göstereceğim dedi.
Sofraya dikkatle bakmamızı istedi.
Sofrada gerçekten çeşit çeşit ama sadece iftariyelikler vardı.
Küflü/Tulum/Beyaz/Örme peynirler, yeşil/şiyah zeytinler, çalma/süzme yoğurtlar, sade/pekmezli tahinler, süzme/petek ballar, reçeller, çikolata, acve/mebrum/Kudüs/Mısır hurmalar, su ve muhtelif meşrubat…
Sofra lebaleb iftariyeliklerle doldurulmuş ancak sıcak yemek olarak hiçbir şey yoktu.
Amcamız ciddi bir eda ile: “Bu sofra ile sadece orucumuzu açacağız, sonra akşam namazımızı cemaatle kılacağız devamında asıl soframıza geçeceğiz; sakın iftariyeliklerle karnınızı doyurmayın” dedi.
Ezan okundu, duamızı yaptık, orucumuzu amcanın sıkı sıkı tembihleri doğrultusunda iftariyeliklerden küçük parçalar alarak açtık ve namaza kalktık.
Başka bir mekânda akşama namazını cemaatle ve tesbihatıyla birlikte kıldıktan sonra amcamız biz tekrar sofraya buyur etti.
Aman Allah’ın!
Sofrada sadece “kuş sütü” eksikti.
Yoğurt çorbası ile başlayan pilav üzeri fırın kebabı, sarmalar, börekler ve değişik sulu yemeklerle devam eden ana yemekler, araya alınan bol ekşili bamya çorbaları ve saç arası, baklava, güllaç gibi tatlılarla tamamlanan muhteşem bir iftar sofrasıydı.
Yemek duası, kahve, çay ve birlikte kılınan teravih namazı ile amcamız bize tam bir “Uygulamalı Konya Kültürü” sunumu yapmıştı.
Özellikle “Uygulamalı İftariyelik Sunumu” eşsiz ve unutulmazdı.