İkinci gün Burg Nideggen’i ziyaret ediyoruz. Masallardan çıkmış bir kasabaya dâhil olduğunuzu hissediyorsunuz. Tüm bileşenleriyle Ortaçağ’daki görünümünü muhafaza eden kasaba sizi alıp Ortaçağa götürüyor sanki. Moderne dair göze takılan ya da rahatsızlık veren herhangi bir nesne ya da manzaraya rastlayamıyorsunuz. Kasabanın zirvesine konumlanmış 12. yüzyıldan kalma kale tüm doğallığı ve ihtişamıyla yerli yerinde duruyor. Kasabanın geçmişine dair ne varsa korunmuş ve yaşatılmış. Şehircilik ve çevre düzenlemesi açısından tek bir eleştiri cümlesi kurmanıza dahi imkân vermeyen bir manzara hâkim. Tam anlamıyla örnek bir “müze-şehir”.
Ömer Ferit Bey’in Sebilürreşâd’da yayımlanan Avrupa Mektupları’ndan Almanya seyahatine dair olanlarından birinde “Geçmişlerine ait olayların ayrıntıları tamamıyla korunmuş; hâlleri, terakki noktasından bizim takdir edemeyeceğimiz bir biçimde geçmişlerine bağlı. Mâzi ile alâkalarını kesmiyorlar. Çünkü mâzilerine ait olayların hepsine yükseliş ve tekâmül basamağının muhtelif kademeleri gözüyle bakıyorlar.” şeklindeki tespiti tam manasıyla ve aradan geçen bir asrı aşkın süreye rağmen hâlen geçerliliğini koruyor. Mektubun devam eden cümlelerinde yer alan, bize dair tespitlere hak vermemek mümkün değil. Şöyle ki: “Bize gelince mâzimize ait olayların hiçbirinde gelecek için bir menfaat düşünmüyoruz. Daima geçmişimizi yokluk çukuruna gömüp üzerini nisyan toprağı ile örtüyoruz.”
Trafik lambalarının yerleştirilmemiş olduğu pek çok kavşakta gözlenen manzara şu; trafik duraksamaksızın akıyor. Dikkatimi çeken bu duruma ilişkin olarak mihmandarımıza “döner kavşaklarda trafiğin sıkışmadan akmasının nedeni nedir?” diye sorduğumda verdiği cevap tek ve netti: “İçeride olan geçiş hakkına sahiptir, herkes bunu bilir ve uygular.” Yani kavşağa giriş yapmış bir araç varsa henüz girmemiş olan diğer araçlar onun geçişini bekliyor, tüm sürücüler “hak sahibi” kimse onu önceliyor ve gözetiyor. Tüm trafikte bunu açıkça gözlemliyorsunuz.
Üçüncü günkü ziyaret noktamız Köln. Kerpen’den Köln’e giden ana yolda sol şeridin büyük oranda boş olduğunu, sağ şeritte yoğunlaşan otobüs ve ağır vasıtaların zaman zaman orta şeriti de kullandıklarını görebiliyorsunuz. Ancak sol şeritte seyreden ağır vasıtaya rastlamak mümkün değil. Tüm araçlar yoğun bir şekilde sağ ve orta şeriti kullanmakta, sol şerit ise neredeyse bomboş kalmakta.
Ve Köln’deyiz. Şehircilikte ve mimaride ‘kültürel kodlar’ kendini hissettiriyor. İnsanlar sakin, cadde ve sokaklarda sükûnet hâkim. Trafik saat gibi isliyor/akıyor. Sanki provası defalarca yapılmış bir sahnenin kusursuz icrâı gerçekleşiyor. Başrolün hep yayalara verildiği anlaşılıyor. İnkıtâı söz konusu olmayan bir koordinasyon hâkim trafikte. Sürücü ve yaya iletişimi maksimum düzeyde. Öncelik sahibi olan yayalar, haklarının farkında ancak gözüyle, başıyla ya da el hareketiyle teşekkürü̈ ihmal etmiyorlar çoğu zaman. Beden dilleri ise, sahip oldukları hakkın sınırlarını bilen ve bu sınırı aşmamaya özen gösteren bir duruşu izhar ediyor âdeta.
Trafikteki en önemli kuralın yaya önceliği olduğunu hemen hissediyorsunuz. Sürücü-yaya göz teması ve iletişiminin çok gelişmiş olduğu anlaşılıyor. Kendisine yol verilen yayanın beden diliyle ve hatta el hareketiyle nazikçe selam verişi sanki tanıdık birini selamlıyormuş intibaını veriyor. Kısacası trafikte hak sahibi kim ise ya da öncelik hakkı kiminse ona saygı da kusur edilmiyor.
Sürücüler de, akan trafikte bulundukları konuma göre, geçiş üstünlüğü ya da önceliği olana sabırla saygı gösteriyor, acele ve ani hareketlere tevessül etmiyorlar. Sürücüler tam bir koordinasyon içerisinde. Kavga, gürültü̈, patırtı, kaos uzaklaşmış̧ şehirden. Açıkçası şehrin matematiğini herkes biliyor ve uyguluyor. Genel anlamda sessizlik, sükûnet ve sakinliği hissedebiliyorsunuz. Koşuşturma, telaş, acelecilik söz konusu değil. Beş gün süren gezimizin tamamında korna sesi gerçeğiyle yüzleşme imkânımızın olmadığı, saat gibi işleyen akıcı bir trafiğe tanık oluyoruz.
Fazlasıyla dikkat çeken bir husus da bisiklet kullanımının yaygınlığı. Çoğunluğunu kadın sürücülerin kullandığı bisikletlerin bir kısmının önden sepetli oluşu dikkat çekmekte. Sepetlerin çocukların taşınması ya da yük taşınması için kullanıldığı açık. Bisiklet yollarının yaygınlığının yanında düzenli ve bakımlı oluşu da göze çarpıyor. Köln’ün cadde kenarlarında bisikletlere tahsis edilmiş parkların çokluğu bisiklet kullanımının yoğunluğunun göstergesi. Bizde ise güvenli bisiklet kullanımının sağlanması, bisiklet yolu yetersizliğinin yanında sokak köpeklerinin yaygınlığı nedeniyle imkânsız gibi. Sokak köpeklerinden arındırılmayan yerleşim birimlerinde güvenli bisiklet kullanımının söz konusu edilemeyeceği açık. Hatta güvenli yaya ulaşımının da sağlanması mümkün değil, ülkemizde olduğu gibi.
Dr. Hasan YILDIZ