eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    İki Zıt Kutup, Kanaatkârlık ve Tamahkârlığın Geçmiş Nesildeki Etkisi ve Yeni Nesildeki Yansıması

    Geçmiş denilen yaşanmışlıkların arasında, hatıralarda yer alan, köyde geçirilmiş üç beş günün doğallığı, kanaatkarlığı, huzuru şimdilerde kıymet bilinir hale geldi. Dedelerimizin, ninelerimizin sahip olduklarıyla yetinen, sınırlı miktardaki kaynaklarını dikkatli bir şekilde kullanmak üzerine kurulu bir hayatları vardı. Yaz mevsimi boyunca kendi yaptıkları ürünlerini, ekip biçtiklerini, zorlu kış ayları veya zorluk dönemleri için titizlikle saklar, israf etmeden kullanırlardı. İhtiyaç fazlası, komşularla paylaşılır, düğünler, bayramlar ve taziye gibi sosyal olaylarda maddi ve manevi bir dayanışma söz konusuydu. Manevi inançları, dünya nimetlerini geçici olarak görmeleri lüks, israfa ve açgözlülüğe karşı bir tutum bir direnç geliştirmelerini sağlamıştı. Elektriğin olmadığı o dönemde erken yatıp erken kalkarak günü en güzel en verimli şekilde değerlendirmelerini sağlarken, eskilerini atmadan dönüştürmeleri, de daha sade ve huzurlu, kanâatkar bir hayat sürdürmelerini sağlamıştı.

    Sözlükte “payına razı olma” mânasında mastar olan kanâat, terim olarak “kişinin azla yetinip elindekine razı olması, kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayabileceği maddî imkânlarla iktifa edip başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulması” şeklinde açıklanmakta; hırs, tamah, şereh (hazlara düşkünlük) ve tûl-i emel gibi kavramlarla ifade edilen mal ve dünya tutkusunun kalpten silinmesiyle kazanılan ahlâkî bir erdem olarak değerlendirilmektedir (Gazzâlî, III). Mâverdî kanaatin üç derecesinden söz eder. İlk ve en ileri derecesi, dünya nimetlerinden hayatın devamına yetecek kadarıyla yetinip başka bir şey istememek; ikincisi, kullanıp değerlendirebileceği kadarına sahip olup elinde fazladan kalabilecek şeylere ilgi duymamak; üçüncüsü de imkân ölçüsünde olanları istemek, güçlükle kazanılabilen şeylerin peşinde koşmamaktır. Gazzâlî, bu konularda ihtiyaç sınırını aşarak daha çoğunu isteyen ve uzun süreli gelecek kaygısıyla zihnini meşgul edenlerin kanaat şerefini kaybetmiş, tamahkârlık ve hırs zilletiyle lekelenmiş olacağını belirtir. Hırs ve tamahkârlıktan kurtulup kanaat erdemini kazanabilmek için zihnî ve ahlâkî bazı değişimlerden geçmek gerektiğini söyleyen Gazzâlî bunları şu şekilde sıralar: Harcamaları olabildiğince kısarak zorunlu ihtiyaçları karşılamakla yetinmek, Allah’ın her canlının rızkını tekeffül ettiği yönündeki vaadine güvenerek gelecekle ilgili kaygı taşımamak, asıl zenginliğin kanaatkârlıkta olduğuna, hırs ve tamahkârlığın kişiyi zillete düşüreceğine inanmak, zenginliğin bir şeref ölçüsü olmadığını bilmek, fazla malın çeşitli risk ve gailelerinin olacağını düşünmek. Bununla birlikte kanaatkârlık mutlaka yoksulluk anlamına gelmez; kanaat sahiplerinin zengin olmaları da mümkündür; bu durumda olanların cömertlik göstererek imkânlarını başkalarıyla paylaşmaları gerekir; zira cömertlik peygamberlerin erdemlerindendir (TDV İslam Ansiklopedisi.).

    Ahlâk ve âdâba dair kaynaklarda dikkati çeken bir husus, kanaatin ahlâkî bir erdem olmasının yanında insanın hem kişiliğini ve onurunu koruyup geliştirmesinin hem de mutlu ve huzurlu yaşamasının bir şartı olarak değerlendirilmesidir. 

    Allah’ın takdir ettiği nimetin azlığına veya çokluğuna bakmadan verilene razı olmak, kanaatin ve tam bir teslimiyetin ifadesidir. Kanaatkâr olmak, nimetin kendiliğinden gelmesini bekleyerek tembellik yapmak ve çalışmamak demek değildir. Kanaatkâr olmak, çalışarak elde ettiği az da olsa ele geçene razı olmaktır.

    Hz. Peygamber (s.a.v)’in, “Ey Allah’ım! Muhammed ailesinin rızkını yetecek kadar kıl.” diyerek yaptığı duada, onun kanaat anlayışı ve kapsamı müşahede edebiliriz. Kendisine kısa ve özlü bir nasihatte bulunmasını isteyen bir kimseye de şu tavsiyede bulunmuştur: “Veda eden kimse gibi namaz kıl. Yarın özür dileyeceğin bir sözü söyleme. İnsanların elinde bulunan şeyden ümidini kes.” (İbn Mâce). İnsanın isteklerinin hep daha fazlasına isteyerek doyumsuz hale geleceğini belirterek de :“İnsanoğluna iki vadi dolusu mal verilse, üçüncüsünü ister” (Buhârî). diyerek insanın  tamahkarlığını belirtmiştir.

    Kanaatkârlık, insanların sahip olduklarıyla yetinme, aşırı tüketimden kaçınma ve tatmin olma anlayışını ifade ederken; bunun zıddı olarak tamahkârlık ise sürekli daha fazlasını isteme, açgözlülük ve tatminsizlik hali olarak tarif edilebilir. Gazâlî İhya’ da, “Kanaatte, muhtaç olmamanın şerefi, hırs ve tamahta ise zillet vardır. Hırs ve tamahı artan kimsenin, insanlara muhtaçlığı da artar. Böyle kimseler, insanları Hakk’a davet edemez, ancak onlara dalkavukluk eder.” demiştir.

    Geleneksel toplumlarda kanaatkârlık bir erdem olarak kabul edilirken, modern dünyada bu erdemin kıymeti ve önemi pek bilinmemekle birlikte bazı genç bireyler ve gruplar arasında farklı şekilde benimsendiği görülmektedir. Minimalizm, sürdürülebilir yaşam ve çevre dostu tüketim gibi kavramlar, yeni nesilde kanaatkârlığın modern formları olarak yer alabilmektedir.

    Kanaatkârlığın zıddı olan tamahkârlık, kişinin sahip olduğuyla yetinmeyip, sürekli daha fazlasını isteme ve elde etme arzusunu ifade etmeyen bir davranış biçimidir. Bu kavram, insanın maddi veya manevi değerleri konusunda doyumsuz ve açıkgözlü bir tutum sergilemesi anlamına gelir. Tamahkârlık, genellikle kontrolsüz bir hırs ve tatminsizlik duygusuyla birlikte ortaya çıkan ve kişiyi sürekli olarak daha fazla kazanmaya, sahip olmaya hırs yapmaya yönlendirir. Doyumsuzluk, açgözlülük, kıyaslama, huzursuzluk temel özellikleridir.

    Tamahkârlık, modern dünyada özellikle tüketim kültürü ve kapitalist sistemin düzeni olarak giderek yaygınlaşan bir tutum haline gelmiştir. Teknolojik gelişmeler ve sosyal medyanın üyeleri arasında hep daha fazlasını teşvik etmesi, sürekli yenilik arayışı ve doyumsuzluğun artmasına neden olduğu görülmektedir. Bu durum, gençlerin maddi ve manevi sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler şu şekilde sıralanabilir:

    • Sosyal Medya ve Doyumsuzluk:

    Sosyal medya, yeni nesil üzerinde tamahkârlığı tetikleyen en önemli unsurlardan biridir. Sosyal medya platformlarında sürekli olarak insanların yaşamlarıyla karşılaştırma yapma, gençlerin daha fazlasına sahip olma arzularını artırmaktadır. Bu platformlar, sürekli olarak yeni moda, teknoloji veya seyahat trendlerine ayak uydurmak için bir yarışın içine girmeye neden olmaktadır. Bu doyumsuzluk, maddi olarak sürekli daha fazla tüketmeye yöneltirken, aynı zamanda manevi olarak yetersiz hissetmelerine yol açabilmektedir.

    • Maddi Başarıya Odaklanma:

    Kapitalist ekonomi sisteminde, bireyleri daha fazlasına sahip olmaya teşvik eder. Reklamlar ve medya gibi faktörler gençleri, maddi başarıyı hayatlarının merkezine koymaya yönlendirir. Birçok genç, toplumda kabul ve prestij kazanmak için daha fazla para kazanmak, daha iyi bir hayat standardına ulaşma çabası içine girdirmektedir. Bu durum, maddi tatminsizlik ve aşırı hırsı arttırırken, rekabeti ve yalnızlaşmayı da körüklemektedir.

    • Psikolojik Yıkımlar:

    Tamahkârlık, bireylerde sürekli bir tatminsizlik ve kaygı hali oluşturarak psikolojik olarak yıpratabilmektedir. Tamahkâr bir yaşam tarzı, tatmin edici olamama ve sürekli daha fazlasını istemeleri, zihinsel sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    Günümüz dünyasında, sürekli daha fazlasını elde etme arzusunun yoğun bir şekilde teşvik edildiği bir tüketim kültürü içinde ailelerin de çocuklarını “hiçbir şey den mahrum etmeme” takıntısı doyumsuz bir neslin oluşmasına neden olmuştur. Bu nesil, kanaatkarlıktan yoksun, tüketim kültürünün doğal bir sonucu olarak tamahkârlık düzeyi yüksek bir nesil haline gelmiştir. Bu neslin, tatminkar, kanaatkar bireyler olmalarına katkı sağlamak için neler yapılabilir sorusuna cevap olarak:

    Ailede ve okulda;

    • Veren elin, alan elden üstün olduğu,
    • Sahip olduklarıyla barışık olmaları,
    • Şükretmenin önemi ve şükrün nimeti artırdığı öğretilmelidir.
    • Sade bir yaşam tarzı benimsemek,
    • Aşırı tüketimin sakıncaları
    • Maddi özgürlüklerin de sınırı olduğu öğretilmelidir.

    Ayrıca;

    • Minimalist bir yaşam tarzı benimsemek, tamahkârlığın azaltılmasının etkili yollarından biridir. Minimalizm, daha az eşya ve daha az karmaşıklık ile daha anlamlı bir yaşam sürmeyi teşvik eder.
    • Kıyaslamadan kaçınmak, sosyal medya sınırlaması yapmak,
    • Manevi değerlerle inanç, ibadetlerle maneviyatını güçlendirerek maddi dünyasını daha kanaatkar hale getirebilir. Manevi tatmin, kişinin dış etkilere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar.
    • Yardımlaşma ve paylaşma tamahkârlığın panzehirlerinden biridir. Yardımlaşma, bencillik ve açgözlülüğü tedavi eden etkinliklerdir. Bu açıdan:
    • Farklı bakış açısı ile bakabilmek
    • Başarının tanımını yeniden şekillendirilerek, maddi başarıların sadece maddi ölçüt ile değil, içsel gelişim de manevi ölçütle ölçülebildiği öğrenilmelidir.
    • Sabır ve öz disiplin geliştirerek, arzular kontrol altına alınarak arzuların ertelenmesi ve nefsin terbiyesi sağlanabilir,
    • Doyumsuzluğu farkı ederek kendi içlerindeki doyumsuzluğu, ne zaman tamahkâr davrandığını sorgulayabilir ve alternatif düşünme yolları geliştirilebilir.

    Maddi kazanç ve dışsal başarı yerine manevi değerler, iç tatmin ve paylaşım gibi unsurlar, ön planda sunulan bu stratejiler, tamahkârlık etkisini azaltarak, insanı daha anlamlı bir yaşam sürmeye yönlendirebilir. Sabır, öz disiplin, minimalizm ve manevi gelişim, tamahkârlığın yerini denge ve huzur  ile kanaatkârlığa bırakmasına yardımcı olan temel adımlardır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Yılmaz Ali dedi ki:

      Bilgi kirliliğinin yoğun olduğu bu dönemde Kemal hocamın yazısını çok faydalı buldum. Olayları bir romanla ilişkilendirmesini çok beğendim. Yazı bilgi bakımından doyurucu olmuş. Bir sonraki bölümü merakla bekliyorum.

    2. Yasin DEMİR dedi ki:

      Yazınızısı hazırlamakta olduğum ‘Ahlâkî Değer Dizisi’ şeklindeki kısa film videolarımda kullanmak istiyorum.Eğer izniniz olursa…Şimdiden teşekkürler.