eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ufuk COŞKUN

1974 yılında Milas’ta doğdu. İdeolojik eğitim eleştirileri, insan hakları, güncel-politik ve temel sosyal sorunlara dönük kaleme aldığı çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Makaleleri ulusal gazetelerin yanı sıra birçok internet sitesinde ve hakemli dergilerde yayımlanmıştır. Üniversitelerin ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin davetlisi olarak birçok yerde tebliğler sunan Coşkun benzer görüşlerini ulusal kanallarda da dile getirmiştir. Yayınlanmış iki kitabı bulunmaktadır. 1- Tek parti dönemi eğitim politikalarını eleştirel bir bakış açısıyla kaleme aldığı ve medeniyet perspektifli çözüm önerileri sunduğu “Kürdüm Doğruyum Çalışkanım” adlı kitap. Kaldırım Yayınları 2- Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü. Halen Milat Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaktadır

    Eğitim yeni nesillere barış dolu bir ülke bırakmalı

    27-29 Eylül 2013 tarihleri arasında Ankara’da benim de davetlisi olduğum “Çocuk Yetiştirme Kültürü ve Eğitiminde Arayışlar” konulu Dünya Çocuk Zirvesi yapıldı. Çalıştayda üç gün boyunca başlı başına çocuk, aile ve çocuk eğitimi üzerine çalışmalar yapmıştık. Bilindiği gibi eğitim,  çocuk ve aileden bağımsız ele alınmayacak kadar önemli bir alandır. Belki de biz önce çocuk kimindir sorusuna cevap bulmakla işe başlamayız. Türkiye’deki eğitim sisteminin işleyişine baktığınızda çocuk sanki ailenin değil de devletindir. Ne yazık ki çocuğun anne ve babası arasında geliştirdiği ilişki ve eğitim süreci hep yok sayılmıştır.

    Kadim medeniyetimiz insanın başlı başına bir değer olduğu gerçeğini hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Bu denli kıymetli bir varlığa yokmuş gibi davranmak ve onun iradesine zor kullanarak belirli bir yapı içerisine hapsetmek kuşkusuz bir zulümdür. Bu bakımdan önce insan ve değerlerini öne çekmek ve onun kişisel iradesine, tercihlerine saygı duymak kısacası özgürleşmesine katkı sunmak durumundayız. Eğitim hayatı başta olmak üzere bireyin kendi yolunu kendi bildiği gibi çizmesine, tercih yapabilmesine, neyin doğru veya yanlış olduğuna kendisinin karar vermesine gerektirecek özgür ve adil ortamların tesis edilmesinin yollarını aramalıyız. Kuşkusuz yeni anayasa süreci tam da bu noktada önümüze konulmuş bir fırsat gibi duruyor.

    Bugün Türkiye’deki mevcut toplumsal sorunların kökeninde farklı dil, inanç ve kültürleri dışlayan, yasaklayan ve onları yok sayan bir eğitim zihniyetinin de payı bulunmaktadır. Barış süreciyle birlikte 1000 yıllık kadim ittifakı yeniden tesis etmek üzere yoğun gayretler sarf etmekteyiz. Tam da bu mühim tarihi kırılma döneminde eğitim işimize çok yarayacak.

    Bu bakımdan insan haklarına dayalı, özgürlükçü, medeniyet perspektifli yeni bir eğitim felsefesine ihtiyaç duyulduğu aşikârdır. Kendine özgüveni olan, proje sahibi, özgürlükçü, seviyeli ahlak erdem ve irfan sahibi bireylerin yetişmesine imkân tanımalıdır artık eğitim sistemi. Bu çerçevede eskiden kalma yasa ve yönetmelikler mutlaka gözden geçirilmeli ve eğitim, devleti değil bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan bir anlayışla işlev görmelidir.

    Türkiye’nin yıllardır kırmızıçizgileri, korkuları, evhamları, endişeleri ve sorunları oldu. Her ne kadar birbirlerinden farklı gibi görünse de aslında tek bir zihin merkezinde toplanan sorunlar, korkular, endişeler yumağıydı bunlar. Örneğin başörtüsü, Alevi ve Kürt sorunu gibi kadim sorunlarımız yıllardır tek elden kumanda edilen sorunlardı. Son yıllarda bu tekçi ideolojiyle keskin bir hesaplaşma yaşadık.

    Tam da bu noktada eğitim sisteminde gerekli olan köklü değişiklikler yapıldığında yeni nesiller tarihiyle barışık, kendileriyle barışık, özgür bir ülkede yaşama imkânına kavuşacaklar.

    Türkiye son yıllarda tarihinin en önemli dönemlerinden birini yaşamakta. 1000 yıllık kadim medeniyetin ürettiği değerler, kurulan birliktelikler, ortak akıl, vicdan ve idrak ayarı 90 yıldır ulus devletçi sistem tarafından kesintiye uğratılmış, bu ayar bozulmuş ve bizler birbirimizden uzaklaştırılmıştık. Şimdi yeniden yaralarımızı sarmaya başlamalıyız. Kadim medeniyetimizle yeniden temas kurmaya ve yeri yeniden yurt edinmeye başlamalıyız. Bu doğrultuda ciddi gayretler saf etmeliyiz.

    Bu yerli düşüncenin tesis edilmesi için işe evvela eğitimden başlamak gerekmektedir. Eğitimle yeni bir ilim dili inşa edebilmeliyiz. Yine medeniyet perspektifli bir ayar tutturmalıyız. Farklılıklarımızın ne denli kıymetli bir değer olduğunu yeniden idrak ettirmelidir eğitim. Bu bakımdan Türkiye yeni dönemde mevcut eğitim sistemini ivedilikle revize etmelidir. Ders kitapları yeniden yazılmalıdır. İlim-irfan birikimimiz yeni nesillere aktarılmalı ve eğitim bu ülkede kaliteli insanların yetişmesine vesile olmalıdır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar