eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Sanatı kültürel hale getirmek 

    Nedendir bilinmez, sanat ve sanatçı denilince kültürel olmayan yapıtlar ve kültürel düşünmeyen insanlar akla geliyor. Evrensellik girdabından çıkamayan bir sanatla karşı karşıyayız bu nedenle. Hiç kuşkusuz evrensellikten kasıt Avrupalıların bakış açısı, onların estetiği ve zevki. Bizde resimden müziğe, mimariden peyzaja kadar hemen hemen tüm alanlardaki sanat anlayışının kültürel bir kimliği yok.  Eğitim sisteminde yer alan resim-müzik gibi dersler için de aynı şeyler söylenebileceği gibi güzel sanatlar lisesi ve güzel sanatlar fakülteleri için de söylenebilir. Sanat kültürel olan üzerine kurgulanır oysa. Kültürel olguların ve olayların, en anlamlı, en veciz şekilde söyleniş biçimidir sanat. Kültürün olmadığı yerde sanat icra etmek neredeyse imkânsızdır, daha doğru ifadeyle imkânsız olmalıdır. Gördüğümüzün görülmesi, bildiğimizin bilinmesi, hissettiğimizin hissedilmesi için yapılır sanat. Bilinmek ister insan yani. Buna sanat, bunu bildiren insanlara da sanatçı diyoruz.  

    Sanatkâr insanlar var bu hayatta. Sanat için gelmişler /gönderilmişler dünyaya. Öyle sanıldığı gibi sanatçı öğrenim görerek olunan bir şey değildir. Bir yetenekle doğulur öncelikle. Sonradan öğretimle olan şey ustalıktır çünkü. Burada da asıl olan beceridir. Bir başka deyişle sanatçı doğanlar, eğitimle, varolan yeteneklerini geliştirirler; sanatçı doğmayanlar ise eğitimle ancak beceri kazanırlar. Becerikli insanla sanatçı insanı karıştırmamak gerekir. Resim yapma yeteneğiyle doğmuş bir insan, herhangi bir öğretim olmadan bu yeteneğini sergiler. Eğer sözkonusu yeteneği eğitime tabi tutulmazsa, bu insanlar, olduğu yerde dururlar; ama bir eğitime tabi tutulurlarsa gelişirler, dâhi bile olabilirler. Buna karşın resim yeteneği olmayan ama resim kursuna giderek resim teknikleri öğrenip resim de yapılabilir. Ama bu yetenek (talent) değil, beceridir (skill). Yetenek, herkesin sıradan bir şekilde yaptığının hiçbir öğretime tabi tutulmadan olağanüstü şekilde güzel yapılması halidir. Buradan sanat ortaya çıkar.  

    Sanatçı, bir yetenekle doğduğundan, bu yeteneğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan şey doğduğu kültürdür. Sanatçının içinde doğduğu kültüre göre onun sanat yeteneği biçim kazanır. Çünkü kültür biçim veren bir şeydir. Bu nedenle sanatçı, sanat ve kültür birbirine bağımlıdır. Ne var ki bu bağımlılık, evrensellik kaygısıyla önce bağlılığa ardından birbirinden uzaklaşmaya ve sonunda birbirinden kopmaya kadar gelmiştir. Özellikle bizim gibi Avrupa karşısında aşağılık kompleksine kapılmış ülkelerde kültürel düşünmek bir düşüklük olarak addedildiği için bu kopma/koparılma daha hızlı olmuştur. Oysa sanat kültürel olmak zorundadır.  

    Mesela Resim dersinde neden Miraç hadisesinin, Hicret’in, Uhud savaşının, Hendek savunmasının, Mekke’nin fethinin, Ankara savaşının, İstanbul’un fethinin, döneminin en ünlü şehirlerin, mesela Bağdat’ın, Şam’ın, Endülüs’ün resimleri yapılmaz? Resim öğretmenleri öğrenim görürken bu kültürel olayları neden sanatsal olarak işlemezler? Endülüs’ün bir müziği neden yapılmaz? Neden bir Hicret müziği yoktur mesela? Niçin Taif’te olanların bir musikisi oluşturulmaz? Bunlar üçüncü sınıf ilahilerde kalmamalıydı oysa. 

    Şu haliyle sanat, sanatçı ve kültür, kendi kimliğini yansıtmaktan hayli uzaktır. Bundan dolayı sadece resim ve müzik değil, peyzajdan mimariye, çizgi film ve animasyondan çevre tasarımı ve grafiğe kadar tüm sanat alanlarının kültürel tasavvura göre yeniden kurgulanması ve kurulması esastır. Öte yandan kimilerince sanat yerine bile konulmayan, daha çok ticaret gibi görülen sinemanın kitle eğitimine katkısı azımsanamaz. Sinemadaki taklitçilikten öteye gitmeyen “başarı”nın, kimi ülkelerde Türk dizileri adı altında kazanılan başarının, aslında batı propagandasının Türkçe versiyonu olduğu, amacının da modernitenin yayılması olduğu gerçeği sanatla açıklanamaz. Buna karşın sayıları oldukça az olsa da kimi filmler, özellikle kültürel filmler sinemanın sanatsal yanını daha fazla öne çıkarır.  

    Sonuç olarak, sanatın var olabilmesi kültüre, kültürün varolabilmesi ise sanata bağlıdır. Sanat olmadan medeniyetin kurulması imkânsızdır. O halde okulöncesinden lisansüstü eğitime kadar kültürel sanat, her dersin hem varlık nedeni hem de var etme yöntemi olmalıdır. 

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.