eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
33°C
Pazartesi Az Bulutlu
34°C
Salı Az Bulutlu
35°C

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Okulun miadı doldu mu?

    Okulu küçümseyen akımlar/görüşler çıkıyor son 30 yıldan beri. Bu akımlar/görüşler okulun işlevinin kalmadığını söylüyor, en azından etkisinin azaldığını belirtiyorlar. Buna mukabil okul dışı öğrenmenin daha işlevsel olduğunu öne sürüyorlar. Bu nedenle eğitimin uygulama kısmının artırılması gerektiğine inanıyorlar. Teknolojinin hayatın içine girmesiyle önemini kaybettiği belirtilen okulu işe yarar hale getirmek için teknolojiyle donatmaya çalışıyorlar. Okulu piyasanın içine çektikleri yetmezmiş gibi şimdide piyasanın enstrümanlarıyla okulu alelâde bir kurum haline getiriyorlar. Okula saldıran bu görüşlerin çoğunluğu Amerikan merkezli. Oradan beslenen Türk eğitim aydını da bunu tekrarlıyor.

    Avrupa’nın, Batının, küresel sermayenin fikirlerinin yılmaz savunucusu olan İttihatçılar ülkemizde sadece biçim değiştirirler, özleri ise aynı kalır. Dünkü ittihatçılar modernizmin ve liberalizmin esintilerinden beslenerek dönemin eğitim sistemini (medreseleri) eleştiriyorlardı. Bugünkü ittihatçılar ise postmodernizmin ve neoliberalizmin esintilerinden beslenerek okulun miadının bittiğini belirtiyorlar, öğretmenin fonksiyonunu, müfredatın varlığını eleştiriyorlar. Dijitalizmi öne çıkarıyorlar. Eğitimi uygulamalı hale getiriyorlar. Çevrenin önemini abartarak çevreyi belirleyici olarak görüyorlar (oysa çevre belirlemez, etkiler), kişisel gelişimi bilgelik sanıyorlar. Üstelik tüm bunları da içinde bulunduğumuz çağın bir gereği zannediyorlar.

    Hayır! Okulun miadı dolmuş değil. Okulun önemi azalmış da değil. Okul, dün ne kadar önemli ise bugün de o kadar önemlidir. Öğretmen, tarihte ne kadar önemli ise bugün de o kadar önemlidir. Müfredat dün de bugün de hep önemli olmuştur. Buradan mülhem yeni ittihatçıların yanılgısıyla dünkü ittihatçıların yanılgısı aynıdır: Batıyı insanlığın nihai yeri olarak görmek. Üstelik bu diskur bile özgün değil, çünkü bunu batılılar kendilerine diyor.

    Oysa Batı kendi serüveninde her dönemde okula bir rol biçti. Mesela 20.yüzyılda okulun rolü, bireylere ve topluma seküler bir zihniyet aşılamaktı. Bu ciddi oranda başarıldı. Amerika ve Avrupa kendi toplumu başta olmak üzere, kendisiyle yürümek isteyen her ülkeye ve topluma bu zihniyeti çeşitli yollarla aşıladı ve hâlâ aşılıyor. Örneğin bizim ülkemizde de hayli yaygınlaşan Erasmus programı seküler zihniyeti aşılamada önemli bir görevi yerine getirmektedir. Her sene Avrupa ülkelerine gitmek için binlerce öğretmen canla başla çalışmakta, projeler üretmekte, proje sonunda Avrupa ülkeleri ziyaret edilmekte, beklenildiği gibi, bu öğretmenlerin çoğu hayranlıkla ülkesine dönmektedir. Bunun benzeri 19.yüzyılın sonu ile 20.yüzyılın başında da gerçekleştirilmişti. 20.yüzyılda başarılan seküler zihne sahip bireyler ve toplumlar için okulların 21.yüzyıldaki fonksiyonu bu seküler zihniyeti pekiştirmenin yanı sıra piyasanın istediği insanı üretmekti. Bu ilkin okullara bir görev olarak verildi ama daha sonra okulların hantal yapısıyla ilgilenmek yerine okulun statükonun devamını sağlamada en etkili kurum olduğuna kanaat getirildi. Böylece okulların bir kısmının mümkün olduğu kadar piyasaya yardım eden bir enstrüman olmasına; diğerlerinin ise statükoyu korumasına karar verildi. İşte bu nedenle yaklaşık 30 yıldan beri okula yönelik eleştirileri duymaya başlıyoruz. Bu eleştirilerin ana amacı statükonun korunmasıdır. Şöyle ki, daha iyi nasıl İngilizce öğretiriz demek, İngilizce öğretimine yönelik yerleşik statükonun sürdürülmesini amaçladığı gibi İngilizce öğretimini daha iyi yapan piyasanın da önemini ortaya çıkarır. Bizim çağdaş ittihatçıların okula dair eleştirileri de buradan gelmektedir.

    Hülasa, okul hâlâ çok önemlidir. Kültürel zihniyetimizi aşılamanın yolu hâlâ okuldur ve daima da okul olacaktır. Esasında okulun her zaman tek fonksiyonu vardır: Zihniyet aşılamak. Bu nedenle yeni ittihatçıların okulun miadını doldurduğu yönündeki söylemleri neoliberalizmden gelmektedir ki bu nedenle yönlendirici söylemlerdir. Böylece okul zihinlerde anlamsızlaşacak, okul dışı yöntemlere yönelinecek ve toplumlar kendilerine gelemeyeceklerdir.

    Şunu bilelim: Okulun etkisizliği üstündeki yükten; önündeki, arkasındaki, sağındaki, solundaki bâdirelerden kaynaklanmaktadır. Mesela zorunlu eğitim, eğitimin maliyetini gereksiz bir şekilde artırdığı gibi yetenekli insanların ortaya çıkmasına da mâni oluyor. 100 lirayı 10 yetenekli insanın gelişmesi için harcamakla 100 sıradan insanın eğitimi için harcamak arasında büyük bir fark vardır. Zorunlu ve herkes için imkân eşitliği adı altında yapılan bu harcamalarla hem paranızı çarçur edersiniz hem yetenekli insanları heder edersiniz hem de geri kalan 90 insanın boş yere zamanını harcamasına neden olursunuz. İşte okulun içinde bulunduğu yüklerden biri budur. Diğer bir yük, kendi kültürümüzü temel almamaktır. Başkalarının kültürünü enjekte etmek okulu ve insanımızı yoruyor. Öğretmen yetiştirmenin kültürel olmaması, müfredatın seküler olması, ahlakın eğitimin merkezinde yer almaması, eğitim politikasının yerli olmaması gibi bâdireler de okulun önemini ve etkisini azaltıyor. Bu meseleleri çözmeyerek, bu kadar insanı okula yığarak okuldan normal işlevini beklemek, doğal olarak bu işlevler gerçekleşmeyince de okul artık anlamını yitirdi demek için batının misyoneri olmak gerek.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR dedi ki:

      Kıymetli hocam yazınızı dikkatle okudum, kaleminize sağlık. Erasmus projeleri görüşünüze kısmen katılıyorum,sakınmak ve dikkatli olmak gerek. Ek olarak eğitim yetine maarif, okul yerine mektep, öğrenci yerine talebe vd. demek daha güzel olurdu görüşendeyim.