İçinde bulunduğumuz çağda Müslümanların kimlik ve kişiliklerini aşındıran konuların başında edep ve haya eksikliği gelmektedir. Geçmişte edep; aile içi ilişkilerden- sosyal hayata, hoca-talebe, mürit-mürşit ilişkilerinden, esnaf-müşteri ilişkilerine, işçi-işveren münasebetlerinden yönetici-yönetilen münasebetlerine; hayatımızın her evresine damgasını vuran bir değer iken, şimdi yaşantımızda eksikliği pek fazla hissedilmeyen; bir ayrıntı gibi görünmektedir
Kadınından erkeğine, büyüğünden küçüğüne, gencinden yaşlısına, amirinden memuruna, öğretmeninden öğrencisine toplumu bir ahtapot gibi kuşatan edep eksilmeleri; insanların iyi geçinmeleri ve birbirlerine nazik davranmaları anlamına gelen adab-ı muaşeretin ortadan kalkması gençliğimizi ve geleceğimizi tehdit etmekte, hepsinden tehlikelisi edepsizlikten haz alan bir toplumun inşasına doğru hızla yol alınmaktadır.
Bilindiği üzere edep; Arapça “edb” kökünden türeyen; hayâ, iffet, utanma, terbiye, zarafet, nezaket, ağır başlılık, davranışlarda ölçülü olma, görgü, saygı, sevgi, usul, yol bilme gibi anlamları içine alan ahlaki bit kavramdır. Edep kelimesinin çoğulu âdaptır. Âdap: göz önünde bulundurulması ve ahlaken uyulması gereken kurallar demektir. Birini bir konu hakkında bilgilendirme, terbiye etme, edeplendirme anlamında kullanılan “te’dîb” yine entelektüel yetenekleri ve kültürel birikimli; terbiye edilmiş ve eğitilmiş anlamına gelen “edîp; duygu ve düşüncelerin hayallerin dil aracılığıyla estetik bir şekilde yazılı veya sözlü olarak ifâde etme sanatı olan “edebiyat” ta “edb” kökünden türetilmiş kelimeler arasındandır.
Halk arasında görgü kuralları da denilen Adab-ı Muaşeret; toplum içinde insanların, hayatın akışı içinde birbirleri ile uyum içinde yaşamaları; terbiye, nezâket, zarafet ve ahlaki davranışlar içinde olmalarını belirleyen kurallar demektir. Adab-ı Muaşeret; bir toplumun kültürel yapısı ve gündelik hayat tarzlarından beslenmektedir. İyi davranışlar ile güzelliği, tevâzuu, zarafeti, nezaketi ve estetiği de içinde barındırmaktadır.
Edep dilde başlar, daha sonra; aile hayatı ile birlikte, eğitim-öğretimde, sosyal hayatta, iş hayatında olmak üzere hayatın tüm alanlarında davranışlara yansır. Edep olmadan edebiyat yapılamayacağı gibi, edep olmadan eğitim-öğretimde yapılamaz. Edep olmadan alim de olunamaz.” Zira Eşrefi Mahlûkat olarak yaratılan insana güzel ahlaklı, nazik, zarif ve edepli olmak yaraşır. İnsanı hayvandan ayıran en önemli özellik te edeptir. “Hiçbir süs edep kadar güzel değildir.” İstiklal Marşı Şairimiz M. Akif Ersoy edep ile ilgili; Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren/ Bırak kardeşim tahsili; Git önce edep, haya öğren! Derken, Üstat N. Fazıl Kısakürek te: Bir insanda yoksa edep/ Neylesin medrese, neylesin mektep/ Okusa alim olsa, yine merkep yine merkep! Demiştir.
Her toplumun kendi sosyal yapısına göre uyduğu görgü kuralları vardır. Ancak Müslümanların hayatının ayrılmaz bir parçası olan adab- muaşeret kurallarının büyük bir kısmı, Kuran-ı Kerime, büyük bir kısmı Peygamberimizin sünnetine ve bir kısmı da yazılı olmayan, İslam’a ve genel ahlaka aykırı olmayan nesilden nesile aktarılarak gelen, binlerce yıllık örf, adet ve geleneklere dayanmaktadır. Yani örf ve adetlerimizin gelenek ve göreneklerimizin, sosyal ilişkilerimizin hayatımıza yansıması olarak bilinen adab-muaşeret kurallarımızın belirlenmesinde Kitap, sünnet ve ecdadımızın uygulamaları belirleyici olmuştur.
“Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”(Ahzab 21Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) “Ey Allah’ın Resul’ü. Seni böyle kim edeblendirdi?” sorusuna Peygamberimiz: “Beni Rabb’im terbiye etti ve güzel terbiye etti.” Buyurmuştur. Allah Resûlü’nün ahlâkı nasıldı? “Sorusuna Hz. Aişe validemiz; “Siz hiç Kur’ân okumadınız mı?” “O’nun ahlâkı Kur’ân’dı.” Cevabını vermiştir.
Zaman değişse de değişmemesi gereken şey; ecdadımızı binlerce yıl ayakta tutan nesilden nesile hassasiyetle korunması gereken bir emanet olarak bize ulaştırılan; adab-ı muaşeret kurallarımız ve milli ve manevi değerlerimizdir. Ne yazık ki bu emanetler; batılılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme gibi kültürel yozlaşmalara kurban edilmiştir. İslam bir hayat nizamıdır. İslam, hayatın her safhasına Müslümanların ahlaklı olmalarını, edepli, hayâlı, terbiyeli, görgülü ve nezaket kurallarına uygun davranmalarını emretmektedir. İslam dinin her emrine uymak ve her yasağından kaçınmak edeptir, ahlaktır, terbiyedir. Hacı Bektaş’ı Velinin ifadesiyle edepli olmak; eline, diline, beline hakim olmaktır. Aşına, işine, eşine sahip çıkmaktır. Ayıpları örtmek, sırları tutmak, öfkeyi yutmaktır.
“Mü’min iyi geçinen kendisi ile iyi geçinilen insandır.” Adab-ı muaşeret ile ilgi görevlerimizden bazılar: Her işe besmele ile başlamak, İnsanlarla karşılaşıldığında selam vermek, ayrılırken selam almak ve selâmı yaygınlaştırmaya çalışmak. Gelmeyene gitmek. Kötülüğü iyilikle savmak. Küskünlüğe, dargınlığa düşmanlığa son vermek; küsleri barıştırmak. İşlerinde, söz ve davranışlarında dürüst, iyi huylu, geçimli, güler yüzlü ve tatlı dilli olmak. Evlere, izin almadan girmemek. Sıla-i rahimde bulunmak, kardeşlik bağlarını ve akrabalık ilişkilerini koparmamak. Hastalandığında kardeşini ziyaret etmek, vefatında cenazesine iştirak etmek, dâvet edildiğinde davetine icabet etmek, nasihat istendiğinde nasihat etmek. İnsanlara kötülük yapmaktan, eziyet etmekten ve zarar vermekten kaçınmak. Zulme uğradığında yardımına koşmak, borç istediğinde imkânı varsa vermek, hakkı olana rıza göstermek. Yapılan iyiliklere teşekkür etmek, yaptığı yanlışlıktan dolayı özür dilemesini bilmek. Başkalarını kötülemekten, yalandan, iftiradan, kendini beğenmekten, iyilikleri başa kakmaktan, ayıp araştırmaktan özel durumları ifşa etmekten kaçınmak. Kendisi için arzu ettiği şeyleri Müslüman kardeşleri için de arzu etmek, kendisi için istemediklerini başkaları içinde istememek. Emri bil Ma ‘ruf Nehyi anil münker görevini ifa etmek. Gereksizi konuşmamak; kaba, çirkin, edep dışı, müstehcen ve kalp kırıcı ve argo sözlerden kaçınmak Ebeveynine, hocalarına, büyüklerine hürmet; küçüklere, düşkünlere şefkat ve merhamet göstermek. İnsanların görüş ve düşüncelerine saygılı olmak. Kazancın ve yediklerinin helal olmasına dikkat etmek, yemede, içmede giyinmede; harcama da israftan kaçınmak. İyilik yapana, nimeti verene ve hazırlayana teşekkür etmek. İffet ve namusunu korumada titizlik göstermek. İşte bunlar; Kitaba ve sünnete uygun, adab-ı muaşeret kurallarımızdan bazılarıdır.
Edepli olmakla, görgülü, terbiyeli ve ahlaklı olmak aynı manaları taşımaktadır. Yukarıda kısmen saydığımız hususlara uygun davranış sergileyenlere; ahlaklı, edepli, terbiyeli, görgülü denildiği gibi edep dışı hareket edenlere ise; “edepsiz”, görgüsüz”, “ahlaksız” ve “terbiyesiz” tabirleri kullanılmaktadır.
Ahlak ve edep, bir toplumun birlik, beraberlik ve huzur içinde yaşamasını sağlayan temel unsurlardır. Günümüzde toplum genelinde gözlemlenen edep ve ahlak dışı hareketler hem bireysel hem de toplumsal anlamda çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Bilim ve teknolojinin kontrolsüz ışık hızıyla ilerlemesine paralel olarak; adab-ı muaşeret kuralları hesaba katılmadan; toplumun sağlığı ve yararı gözetilmeden kontrolsüz bir şekilde kullanıma sürülmesi; buna bağlı olarak, TV kanallarında; gündüz kuşağı programlarında, internet aracılığı ile sosyal iletişim ağlarında sınırsız müstehcenliklerin dolaşıma sokulması, hayasızlığın, kadın erkek ilişkilerinin iffetsizce sergilenmesi; özel hayatın ve mahremiyetin ifşa edilmesi suretiyle ahlaksızlık, edepsizlik normalleştirilmektedir.
Özellikle sosyal medyada ve günlük yaşamda; küfürve argo dil kullanımı,aile içiilişkilerin; ayrılma ve boşanmalar sonucunda yaşananların TV ekranlarından paylaşılması,başkalarını küçük düşürme, ifşa etme, hakaret gibi davranışların giderek yaygınlaşması Toplu yaşam alanlarına zarar verilmesi, sigara, alkol, uyuşturucu, gibi madde bağımlılığının neredeyse ilkokul yaşlarına kadar inmesi, trafikte, kuralların ihlal edilmesi, yol kesme, makas atma, gereksiz korna çalma, müzik sesini yüksek dozda dışa verilmesi; toplu taşıma araçlarında otururken, araçlara binerken ve inerken, yaşlılara, özürlülere, hamilelere ve çocuklara yer verilmemesi, edep dışı şakalaşmalar gibi edepsizlikler vaka-i adliyeden sayılmaktadır.
Geldiğimiz noktada edepsizliğin envaı çeşidi aileden başlamak üzere; okullarda, iş yerlerinde, toplu ulaşım araçlarında, sokakta, cadde de; trafikte sergilenmektedir. Gençlerin öğretmenlerine, aile bireylerine, büyüklerine ve toplumsal kurallara karşı saygısız davranışları hiçbir ayıba ve sansüre takılmadan normal karşılanmakta hatta bu tür davranışlar özgürlük kapsamı ve çağdaşlaşmanın bir gereği olarak karşılık bulmaktadır. Şemsi Tebrizi’nin; ‘İnsanoğlunun edepten nasibi yoksa, insan değildir. İnsan ile hayvan arasını ayıran edeptir. Sözünü ve İman Şairi M. Akif Ersoy’un konumuz ile ilgili şiirini hatırlatmakta fayda vardır:
Kim demiş Avrupa insanı medeni?
Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni!
Eğer medeniyet açılıp saçmaksa bedeni
Deseniz hayvanlar bizden daha medeni!
Büyüklerimiz; bütün yollar edepten geçer, edebin esası Allah’a karşı edeptir. Demişlerdir. Utanma nedir bilmeyenlere, edepli olunmasının hatırlatılması amacıyla edepli ol, Allahtan utan anlamına gelen «Edep yâ Hû!» Hatırlatmasında bulunmuşlardır.
Şimdi bizde hatırlatıyoruz. “Edep Ya hu” sadece gençliğimiz değil, geleceğimiz de elden gidiyor. Çocuklarımızı imanlı, edepli yetiştirmemekle kendimiz ile birlikte çocuklarımızı da ateşe atıyoruz. “Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrim, 6) “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir.” (Enfaal, 28)
Gençlerde görülen iyi ve kötü davranışlar anne ve babaların, eğitimcilerin ve büyüklerin eseridir. Zira çocukların yaşadıkları büyüklerin yaşadıklarından başka bir şey değildir. Zira her çocuk anasından temiz fıtratla doğmakta; onların kalpleri, zihinleri büyükleri tarafından kirletilmektedir. Günlük hayatta “huy ve alışkanlık” dediğimiz kişilik özelliklerinin pek çoğunun temeli çocuklukta aileler vasıtasıyla atılmaktadır. Sonuç olarak, çocukların nasihate değil, kendilerine rol model olacak ebeveyne ihtiyaçları vardır. Anne ve babalar nasıl bir çocuğa sahip olmak istiyorlarsa kendileri de öyle davranmalıdırlar. “Hiçbir ebeveyn çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakamaz.” (Hadis.)
Mustafa KIR
Thank you for your sharing. I am worried that I lack creative ideas. It is your article that makes me full of hope. Thank you. But, I have a question, can you help me?