Değerli okurlarım planladığımız üzere yazı dizimizin bu bölümünde engellilerin sorunlarına başlıklar halinde kısaca değineceğiz. Ancak ele alacağımız konuya geçmeden önce özel eğitimin önemli bir başka boyutuna temas etmemiz konunun bütünlüğü açısından önem arz etmektedir. Bahse konu boyut özel yetenekli bireylerin eğitimidir. Özel yetenekli birey ifadesi ile yaşıtlarına göre üstün zekâya sahip ve belli alanlarda yüksek düzeyde performans gösteren bireyler kastedilmektedir. Ülkelerin en büyük zenginliği insan kaynağının eğitim seviyesinin yüksek ve nitelikli olmasıdır. Bu kapsamda özel yetenekli bireylerin belirlenmesi/tanılaması ve sahip oldukları üstün yeteneklerinin sağlanacak eğitim ortamlarıyla geliştirilmesi ülkenin geleceği adına önemlidir.
Özel yetenekli bireylerin toplumların yaklaşık %2-3’ünü oluşturduğu tahmin edilmektedir. Türkiye Nüfusu Yaş Gruplarına Göre Dağılımı 2021’e göre ülkemizde 5-14 yaş aralığında 13.062.354 çocuk bulunmaktadır. Bu durumda bu yaş aralığında ülkemizde yaklaşık 260.000 ila 390.000 arasında çocuğun özel yetenekli olduğunu söylemek mümkündür.
Özel yetenekli bireylerin belirlenme/tanılama ve eğitimi çalışmaları Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülmektedir. Özel yetenekli bireylere destek eğitim hizmetleri sunmak amacıyla Rehberlik Araştırma Merkezleri ile işbirliği içerisinde yapılan tanılama işlemleri sonucunda Bilim ve Sanat Merkezlerine ortaokul düzeyinde öğrenci alımı gerçekleştirilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının 2021-2022 istatistiklerine göre 2021-2022 eğitim öğretim yılında 362 Bilim ve Sanat Merkezine 65736 birey devam etmiştir. 2265 derslikte 2868 öğretmenle özel yetenekli öğrencilere eğitim verilmiştir. Özel yetenekli bireylerin toplum içerisindeki kabul edilen yukarıda verdiğimiz oranına göre bu alanda da yol almamız gerektiği açıktır. Ayrıca Bilim ve Sanat Merkezlerinde verilen eğitimlerin niteliği konusu başlı başına ele alınmayı hak eden bir konudur. Biz yazı dizimizin içeriğinden ve planımızdan uzaklaşmamak adına bu kadarla yetinerek planımıza uygun şekilde engelli bireylerin karşılaştıkları sorunlara genel olarak temas edeceğiz.
Engellilerin karşılaştıkları sorunları eğitim, sağlık ve rehabilitasyon, istihdam, ulaşım, fiziksel çevre başlıkları şeklinde sıralamak mümkündür. Ayrıca toplum kaynaklı sorunlar ile engelli bireyin kendinden kaynaklı sorunlar da ilave edilebilir. Daha önce belirttiğimiz üzere özellikle Engelliler Hakkında Kanunun kabul edilmesi akabinde ona bağlı olarak yapılan yasal düzenlemeler ve uygulamalarla sorunların çözümüne yönelik önemli adımlar atılmıştır. Yazı dizimizin önceki bölümlerinde ağırlıklı olarak özel eğitim ve rehabilitasyon alanında yapılan çalışmalara değinilmiş ve bu konuda yol alındığı ifade edilmiştir. İstihdam konusunda da gerek kamuya gerekse özel sektöre engelli istihdamı için yasal oran (%3) getirildiği belirtilmiştir.
Engelli bireyler engelli olmayan bireylere göre hem daha fazla sağlık sorunu ile karşı karşıya kalmakta hem de aynı sağlık sorunundan engelli olmayan bireylere göre çok daha fazla etkilenmektedir. Süreğenlik gösteren bu durum özellikle engelli bireyi ve ailesini en derinden etkileyen sorundur.
Engellilerin karşılaştıkları en büyük sorun; ulaşım, fiziksel çevre ve konutların onlar hesaba katılarak düzenlenmemiş olmasıdır. Engelliler Hakkında Kanunla birlikte kamuya hizmet veren binalarının engellilerin erişimi uygun hale getirilmesi zorunluluğu getirilirmiştir. Ancak herhangi bir engeli olmayan bireylerin bile zorlandığı büyükşehirlerdeki ulaşım sorununu engelli bireylerin daha ağır şekilde yaşadıkları açıktır. Engellilerin içinde yaşadıkları fiziksel ortamın onların sahip oldukları fiziksel işlev bozukluk ve yetersizlikleri düşünülmeden ayarlandığından bu durum onlar için büyük sıkıntılara neden olmaktadır. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha birçok fiziksel çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır. Hatta diğer sorunların soruna dönüşmesinin ilk adımı ulaşım ve fiziksel çevredeki sınırlılıklarla başlamaktadır denilebilir.
Engelli bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde yarattığı eksiklik ve güçlük, onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılmaktadır. Bu farklılık toplum tarafından engelli bireylere karşı sosyal dışlanmışlık ve ayrımcılığın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu bağlamda özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin eğitimi kadar özel eğitime ihtiyaç duyan bireylere karşı toplumun nasıl davranması gerektiği eğitiminden söz etmek gerekmektedir.
Engelli bireyin kendisinin bir iş yapamayacağına, engelli olması nedeniyle bir işin üstesinden gelemeyeceğine inanması kendi potansiyelini ortaya koymasının önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. Araştırmalar; engelli bireyler yaşadıkları durumu kabullenip bu şartlar içinde en iyiyi yapabilmenin uğraşısı içinde olurlarsa, bu tutumun onların hem kendilerinden memnuniyet duymalarında hem de hayata bakış açılarının değişmesinde etkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak engelli bireylerin karşılaştıkları sorunların çözümü konusunda çalışmalar yapılmış olmakla birlikte gelinen nokta ideal nokta değildir. Ancak önceki yıllara göre önemli adımlar atılmış, çalışmalar yapılmıştır. Sorunların çözülmesinde yapısal düzenlemeler kadar toplumsal tutum ve davranışlar da önemlidir. Son zamanlarda sosyal temelli rehabilitasyon söylemleri sorunun çözüm adresinin büyük oranda toplumda olduğunu göstermektedir. Yazı dizimizin gelecek bölümünde toplumun ortak manevî değeri kabul edilen son ilâhî kitapta hem engellilere hem de topluma hangi mesajların verildiği konusuna giriş yapmak üzere…