1965 Yozgat doğumlu. İlkokulu Yiğitler köyünde okudu. Ortaokul ve liseyi 1982 yılında Kayseri Mimar Sinan Öğretmen Lisesinde tamamladı. 1985 yılında Denizli Eğitim Yüksekokulunu, 1998 yılında da H.Ü. Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdi.
Eser Yayın:
Yozgat ve Orta Anadolu Bölge Ağzında Yaşayan Kelimeler, Deyimler ve Atasözleri, Maarifimiz ve Geleceğimiz, Türkiye'de Şehirli Dindarlık, Maarifin Seyir Günlüğü ve Yaşadıkça Ankara adlı eserlerini yayınladı.
Yazıları, Şehir ve Kültür, Vuslat, Denizli Hizmet, Polatlı Postası, Arkadaş Çocuk (Batı Trakya) Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim (MEB)dergilerinde yayınlandı.
1996 yılından sonra TYB bünyesinde icra edilen millî kültür, millî tarih ve millî kimliğimize dair pek çok faaliyeti bir mektep formunda yirmi yıl kadar süre ile takip ve tedris etti.
Öğretmenlik, Maarifimiz ve Geleceğimiz başlıkları ile muhtelif kurum ve kuruluşlarda konferanslar verdi. TRT Türkiye’nin Sesi Radyosunda, Öncü Eğitimci Portreler programlarını hazırlayıp sundu.
Evli ve iki çocuk babasıdır.
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi: Bir Medeniyetin Hafıza Lisanı
Anasayfa»Eğitim»Eğitim»Ankara Vakıf Eserleri Müzesi: Bir Medeniyetin Hafıza Lisanı
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi, Hergelen Meydanının yakınlarında yapılmış Cumhuriyet döneminin ilk eserlerinden birisi. Burası yalnızca eserlerin sergilendiği bir mekânla sınırlı değil. Bir medeniyetin zihin, inanç, estetik ve ahlâk yüklü muhayyilesinin kumaşta, renkte ve motifte vücut bulmuş hâlidir. Temeli 1927’de atılan, 1928’de tamamlanan bu zarif ve sade yapı, 1941 yılına kadar Adnan Menderes ve daha pek çok meşhur şahsiyetin öğrenim gördüğü Hukuk Mektebi olarak hizmet vermiş; Cumhuriyet’in erken dönem eğitim hafızasına ev sahipliği yaptıktan sonra, 2007 yılında Vakıf Eserleri Müzesi kimliğiyle yeniden kültürel hayata katılmıştır. Böylece bina, adalet fikrinden vakıf ahlâkına uzanan anlamlı bir sürekliliği de bünyesinde taşır hâle gelmiştir.
Müze, Müze Müdürü’nün idaresinde; üç sanat tarihçisi, iki konservatör, bir teberrukat saymanı, büro memuru ve güvenlik görevlilerinden oluşan bir kadroyla hizmet vermektedir. Bu kadro, sadece eserleri koruyan değil, aynı zamanda onları konuşturan, anlamlandıran ve ziyaretçiye medeniyet diliyle aktaran bir sorumluluğu da omuzlamaktadır.
Müzede sergilenen yaklaşık 3500 eser, vakıf medeniyetimizin zenginliğini gözler önüne sermekte. Bu eserlerin büyük bir kısmı teberru yoluyla müzeye kazandırılmış; bir kısmı ise işgal dönemlerinde ülkemizden kaçırılıp uluslararası müzayedelerde ortaya çıkan, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün titiz takibiyle yeniden vatanına döndürülen eserlerdir. Abdülmecid’e ait el yazması lafzatullah ve Hz. Muhammed (sav) hattı, bu geri dönüşün en kıymetli örneklerinden biridir.
Kilimler, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Ostim’de yer alan kilim sanat atölyesinde usta tamirci sanatkarların ellerinde yeniden hayat bulacak şekilde tamir edilmiş. Sonrasında bugünkü müzede halkın istifadesine sunulmuş.
Sergilenen eserlerin yaklaşık yüzde sekseni, Türk medeniyetinin dünyaya armağanı olan halı ve kilimlerden oluşmakta. Anadolu’nun farklı coğrafyalarından, asırlara yayılan bir zaman diliminden gelen bu halı ve kilimler; kök boya ile dokunmuş renkleri, sembolik desenleri ve estetik bütünlüğüyle adeta sessiz birer medeniyet hafızası hükmünde. Mavi tonlarının sükûnetiyle kırmızının gün gibi canlı tazeliği, beyazın aradan geçen yüzyıllara rağmen koruduğu asil duruş; ecdadın renk konusundaki hassasiyetini ve maharetini kilim desenleri üzerinde açıkça ortaya koymakta. Bu renkler, yalnızca göze değil, ruha da hitap eder durumda.
Kilim desenlerindeki figürler ise başlı başına bir kültürel arka plan bilgisi taşıyor. Saadeti ve özgürlüğü sembolize eden altı kollu Mühr-ü Süleyman yıldız motifi; ölümden sonraki hayata, ölümsüzlüğe işaret eden hayat ağacı; insan ruhunu temsil eden kuş motifi, kahramanlığı yiğitliği ve ayrıca da doğurganlığı sembolize eden koç boynuzu figürü… Cennete duyulan özlemi anlatmak için hayat ağacı ile kuşun birlikte işlendiği desenler, bu sanatın ne kadar derin bir inanç ve düşünce dünyasından beslendiğini bize göstermekte. Aşk ve birleşim motifi ise tabiatta hiçbir şeyin tek olmadığını, kadın ve erkeğin birlikte var oluşunu, yaratılıştaki zıtlıkların hayatın bizzat işareti olduğunu sembolize etmekte. Bütün bu motifler, faniliğin farkında olan fakat onu estetikle, anlamla ve ahenkle kuşatan bir medeniyetin dünyaya bıraktığı izler durumunda. Bu kilimler, Müslüman Anadolu kadınının ruh hâlini, tasarım kabiliyetini ve düşünce dünyasını ilmek ilmek günümüze taşıyan pek nadide bir hazine değeri taşımakta.
Müze, yalnızca tekstil eserleriyle değil; vakıf geleneğinin yazılı hafızasıyla da dikkat çekmekte. Çeşitli asırlara ait vakıf kuruluş senetleri, vakfın bir kurum olmanın ötesinde bir terbiye mektebi olduğunu, bir hayat anlayışı olduğunu asırlar sonra bile bize göstermekte. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün temeli sayılan, 1048 yılına ait Pasinler’de Özbek Mehmet Efendi tarafından düzenlenmiş Abbasi dönemine ait otuz vakfın sevk ve idaresini anlatan vakıf senedi, bu geleneğin ne kadar köklü ve sistemli olduğunu ortaya koyan en çarpıcı belgelerden biri durumunda.
Osmanlı payitahtından Hicaz’a her yıl gönderilen Sürre Alayı geleneğine ait eserler de müzenin en dikkat çekici parçaları arasındadır. Sürre Alayı şeyhi ve hizmet görevlisine ait at sırtı örtüsü; Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından gönderilen Kâbe kuşak örtüsü ve ertesi yıl yenisiyle değiştirilip yurda getirildikten sonra Nevşehir’de bir camiye hediye edilen Kâbe örtüsü, devlet-millet-mukaddesat ilişkisinin somut ve zarif örnekleri olarak müzede sergilenmekte.
Bunların yanı sıra, çok farklı coğrafyalardan ve farklı asırlardan gelen şamdanlar; ceviz, fildişi ve sedeften yapılmış fevkalade sanat harikası Sakal-ı Şerif sandıkları, müzenin zengin koleksiyonunu tamamlayıcı mahiyette. Bu eserlerin her biri, “Nasıl bir insan?” sorusuna cevap veren bir sadelik, bir denge ve bir iç disiplin anlayışını günümüze yansıtmakta.
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi’nden çıkan ziyaretçi, “Osmanlı kimdir?”, “Müslümanın zihin ve sanat dünyasında semboller neyi anlatır?”, “Türkler nasıl bir medeniyet inşa etmiştir?” sorularına cevaplar bularak ayrılmakta. Bu müzede görülen eser tasavvurları, sanatkârane tasarımlar ve insan muhayyilesinin ürünü sanat eserleri sizi; geçmişten bugüne, bugünden geleceğe uzanan bir insan yolculuğuna davet etmekte. Zihni, fikri ve insani akışımızı kökler üzerinden yükselen bir aidiyete doğru kanalize etmekte. Bu yolculuk, aynı zamanda “Biz kimiz?” sorusuna verilen tarihî, estetik ve kültürel bir kimlik aidiyeti hükmü taşımaktadır.
Nitekim 2010–2017 yılları arasında TRT’nin Ramazan programlarında yer alan “dini, tarihi ve kültürel semboller köşesi”nin ilham kaynağı da bu müze ve onun sunduğu derin medeniyet hafızası olmuştur. Ankara Vakıf Eserleri Müzesi, sessiz ama güçlü diliyle; kilimde, halıda, yazma eserlerde ve motifte saklı bir medeniyet tasavvurunu bugünle buluşturan nadide bir hafıza mekânı olarak varlığını sürdürmektedir.
Alakadarlarına ve alakadar aidiyet çabası olanların ilgisine sunulur.