eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Burhanettin SAYGILI

1973 yılında Kayseri İli Tomarza İlçesi Emiruşağı Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Mimar Sinan Öğretmen Lisesi'nden sonra Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi; Eğitim Fakültesi, Sınıf Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. 1994 yılında Gaziantep İli Karkamış İlçesi Akçaköy İlkokulu'nda öğretmenliğe başladı. Halen öğretmenliğe Karaman ili Dr. Sadık Ahmet İlkokulu'nda devam etmektedir. Eğitimle ilgili çeşitli program ve projelerde görev aldı. Uzun yıllardır Veli Okuma Programlarını yürütmektedir. Öğrenci velileriyle birlikte hazırladığı ''Velilerden İnciler'' adlı kitabı yayınlandı. Evli ve iki çocuk babasıdır. İnternet sitelerinde eğitim konularında köşe yazarlığı yapmaktadır.

    Odun Yanar Kül Olur İnsan Yanar Kul Olur

    On sekiz yaşını doldurmuştum. Devlete karşı rüştümü ispatlamış, seçme ve seçilme hakkı kazanmıştım. Ehliyet alıp araba kullanabilir, bankada kendi adıma hesap açabilirdim. Senetlerde imzam geçerliydi. Aman Allah’ım ne çok şey yapabilirdim. Vasim olmayacaktı. Özgür bir bireydim ben. Özgürdüm anlıyorsunuz değil mi?

       İlk özgürlüğümü evlilikten yana kullandım. Zaten çocuksu ve coşkulu kişiliğim var, uçmaya bahane aramazdım. Bir iki üç uçuş demem yeterliydi. Bir uçuş komutu uçururdu beni.

       Evlendim, mutluydum. Bal ayı için Anzer’den özel bal getirtilmişti. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Günlerimiz dolu dolu geçiyor. Her şey harika. Konuşmaların sonu illa canım cicim olmalıydı.

       Kızım doğdu, hanemize ay doğdu. Anne olmakla ilgili kaygı ve korkularımın yersiz olduğunu gördüm. O her konuşmada, sıklıkla kullandığım, canımlı konuşmalara kısıtlamaya gitmiştim. Kızımdan başkasına canım demek hoşuma gitmemeye başladı.

       Hoşuma gitmeyen başka şeyler de zuhur etmeye başlamıştı. Bal yiyen baldan usanır sözü gerçek mi? Baldan usanmaya başlamıştık. Belki de Anzer balı diye kandırılıyorduk. Sebebini bilmiyorum tadımız kaçıyordu.

       Eşimle anlaştığımız o günler geride kalmış, yaz mevsimini geride bırakan karasal iklim beldesine dönmüştük. Sert rüzgârların her şeyi talan etmesi, dalların kırılması gibi. Anlaşmazlıklarımız başlamış, sert tartışmalar gönlümüzü kırmaya başlamıştı.

       Beş altı yıl geçmiş evliliğimizden. Sorun yumağı büyüyor. Sıkıntılarımız artıyor. Müteahhit görmüş boş arsa gibi, dipdibe katlar yükseliyordu. Etrafımızdan öneriler uyarılar geliyordu. Hepsi birbirinden farklı. Tam manasıyla her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimisi gençliğini heder etme, kahır çekme diyordu. Kimi evlilikte sorun mutlaka olur, keramet ona katlanmakta diyordu. Anlaşılacağı üzere kimi nalına kimi mıhına vuruyordu. Dinlediklerim karşısında masa tenisi seyircisine dönmüştüm. Bir öyle diyene bir böyle diyene bakıyordum.

       Sondan bir önceki kararım sabırdan yana olmuştu. Kızım abla olmuştu, kardeşi de abla olmuştu. Sabrın tezgâhında kilim dokurken, üç kız annesi olmuştum. Evliliğimizde on yılı geçirmiştik. Geçen yıllar eşimle aramızda buz çağının yaşanmasına neden olmuştu. Tek iyi olan, dondurma ihtiyacı hissetmiyorduk. Kim bilir küresel ısınmayla da mücadele edebilirdik.

       Kaç tertip askere gidip döndü. Bir ben kalmıştım Yemen’e gidip dönmeyen. Ben de bu kutlu ocağa veda edecektim. Son kararım buydu.

       Ayrılmıştım, özgür müydüm? Yangın yerinden kurtulmuş özgürdüm. Mutlu muydum? Hayır, hayır mutlu değildim. İkisi ilkokul çağında, biri ana kucağında üç kızı yetim bırakmıştım. Özgür ve mutsuzdum.

       Ayrıldığım eşim mutsuz, umutsuz ve özgürlüğünü kaybetmişti. Mutsuzdu çünkü anneli babalı üç yetimi vardı. Umutsuzdu, ufukta çare görünmüyordu. Özgürlüğünü kaybetmişti. Kaçan balık büyük olurmuş. Yanındayken umursamadığı insana ayrılınca bağlanmıştı. Kendi eliyle benliğini bana bağlamış, özgürlüğünden olmuştu.

       Kaza yapana yol gösteren çok olurmuş. Başımıza bu hal gelince ne akıl verenler oldu. Vakitsiz akıllar sakıt olmuştu. Coşkulu, neşe dolu bir insandım. O halimden eser kalmamıştı. İçim yanıyor, canım acıyordu. Anne olmayan bilmez, anne ve çocuk arasındaki bağı. Mevlana ”Odun yanar kül olur, insan yanar kul .” demiş. Ben yanma evresine geçmiştim. Tek umut insan olmaktı.

       Araya büyüklerin gelmesiyle yeniden evliliği başlattık. Biraz da hatasından döneceği ümidiyle. Ne var ki umduğumuzu bu birliktelikten de bulamamıştık. Yıllarca süren evliliğimizden ne bulmuştuk ki aylarca süren evliliğimizden onu bulacaktık.

       Zorla güzellik olmuyor, olmadı da. Kendime yeni bir hayat kurmuştum. Kısa süren evliliğimin faydasını da görmüştüm. Artık depresyonda değildim. Bir işe girmiştim. Ayaklarımın üzerinde duruyordum çocuklarımla daha güzel ilgilenebiliyordum.

       Riskler fırsatları da beraberinde getirir. Kara gün kararıp kalmaz. İlk gençlik yıllarımı kaybetmiştim. Ama olgun gençlik yılları beraberinde akıl da sundu. Akıllanmaya başlamıştım. Beni yoran fazla coşkularımı düzene koymuştum.

       Gönlümün ve aklımın ortak ürünü yeni bir evliliğim daha olmuştu. Onun da sütten ağzı yanmıştı. Şimdi birbirimizi tüketmeden, yok saymadan saygı ve sevgi çerçevesinde yaşıyorduk. İlk evliliğimde olmayan tek şey saygıydı.

       Yandığım zamanlarda zorlanıyordum. Neticede yanmak zordur. Beni pişirdiğini olgunlaştırdığını fark etmekteyim. Kül olmamış kul olmuştum.  

    Meryem İNCE

    (4/B Sınıfı öğrencilerinden Ravza Gül YAMAN’IN annesi)

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.