Notlarımı okumaya vaktiniz var mıdır bilemem. Memiş Okuyucu bey’e kelin merhemi olsa önce kendi başına sürer dedimse de ısrarlı talebi üzerine, halimize, yolumuza, çaremize dair aklıma gelen birkaç not yazayım dedim
1. Hayat, beşer ile insan-ı kâmil arasına çizilen çizgi üzerinde bir yolculuktur. İnsanın biyolojik yanına “beşer” denilmektedir. Beşer, kültür kazanarak “insan”a dönüşür. İnsan olmak, varolma amacının bilincinde olmaktır. Haz peşinde koşmak, insan için kendini cezalandırmaktır. Haz, doyumsuzluktur; dipsiz bir kovayı doldurmaya çalışmak gibidir. Bu yönüyle haz peşindeki tarafımız beşer yanımızdır. Zaten “Beşer şaşar” denilmiştir. Hayatın diyalektiği şu şekilde özetlenebilir: Beşer tezdir, kültür antitez ve insan sentezdir. O hâlde şu denklem yazılabilir:
İnsan = Beşer + Kültür
2. Ahlâk da kültürün bir parçasıdır ve sadece insana özgüdür. Ahlâkın teorik yönüne ya da felsefesine “etik” denir. Etik, eylemle birleştiğinde ahlâka dönüşür. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyruğunu bilen bir kişide komşuluk etiği vardır. Ancak komşusunun hastalığında, sağlığında hiç ilgilenmeyen bir kişide komşu ahlâkından söz edilemez. Ahlak=Etik+Eylem.
İslam kültüründe doğruluk, söz ile eylemin örtüşmesinde ortaya çıkar. Bir kişinin doğru sözünün, davranışıyla çelişmesi hâlinde bu söz doğru kabul edilmez; kişi, sözünün doğruluğuna inanıyor bile olsa.
3. İnsan olmak, Yaradan’a, var olmasına sebep olanlara, yaşadığı topluma ve çevresine borçlu olduğunun bilincinde olmaktır. O hâlde var olmak, borçlu olmaktır. Bu borucu ödeme sorumluluğundan “ödev” doğar. “Ödev” sözcüğü, “öde-mek” fiilinden türemiştir: Öde + v = Ödev.
4. Ahlâkın ve idrakin temeli edeptir. Edebin özü ise utanmadır. “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz” sözü edebin özeti olan bir tanımıdır. Edebin bir ucu hikmete, diğer ucu ahlâka çıkar. Edep; Yaradan’ın ve yaratılmışların karşısında, arınmış bir duruşla bulunmaktır. Bu duruş, ön yargılardan, kibirden ve bencillikten sıyrılmış, ruhun berraklığıyla şekillenen saf bir bilinç hâlidir.
5. Günümüzdeki en büyük sorunlarımızdan biri, sürekli sorunları konuşmaktır. Sürekli şikâyet etmek, sorunu ortadan kaldırmaz. Ayakkabının ayağımızı vurmasından şikâyet etmek, onun vurmasını engellemez. Bu yüzden çözüme odaklanmak gerekir. Sorunu bilmek önemlidir; ancak asıl yapılması gereken çözümü konuşmaktır. Karl Popper (1902-1994):
“Hayat, amipten Einstein’e kadar, sorun çözme sürecidir.” der.Burada bir noktaya daha işaret etmek gerekir. Sorunlar çözmekle tükenmez. Her çözüm kaçınılmaz olarak bir başka sorun doğurur. Bilimin gelecekte bütün sorunları çözeceği inancı pozitivistlerin bir dogmasıdır.
6. Beşer, yani insanın biyolojik yönü, haklı çıkma arzusu, iddiacılık, kendine yalan söyleme, kendini yüceltme gibi zaaflarla yüklüdür. Bu zaaflar, ancak insanın kendi beşerî yönüne dair farkındalığı sayesinde aşılabilir.
7. İnananlar için bu dünya, Öte’nin bir dipnotudur. Hayatı, öteden bu dünyaya bakarak anlamlandırmak ve düzenlemek isabetli bir yaklaşımdır. “Dünya kâfirin cenneti, Müslümanın zindanıdır” buyurulmuştur. Zindan, çileyle yaşamaktır. Bizim kültürümüzde çile, arzu edilen ve huzur veren bir tecrübedir. “Beni çileden çıkarma” sözü, çilenin içindeki ahengi anlatır. Çileden çıkmak, bu ahengi bozar ve şiddete, çatışmaya yol açar.
8. Bizim kültürümüz bencil değil, “sencil” bir yapıya sahiptir. Örnek olarak: “Kendine iyi bak” ifadesi, Batı kültürüne ait “take care of yourself”in çevirisidir ve bencilliğe çağıran bir yaklaşımı yansıtır. Küçüklerin büyüklere bu şekilde nasihat vermesi, dilimize ve geleneğimize aykırıdır. Bu ifade, dilimizde kökleşmiş “Allah’a emanet ol” ifadesinin yerini almaktadır. Dil, düşünmenin hem aynası hem de aracıdır. Düşünme dile döküldüğünde düşünce olur. Dil de düşünceyi etkiler.
9. Bir sorunla karşılaştığımızda “Bu sorunda benim de payım olabilir” diyebilmeliyiz. Denize atılan bir taş, tüm su zerrelerini etkiler. Aynı şekilde her birey, toplumu hem etkiler hem de ondan etkilenir. Üstelik her eylemimiz kayda geçmektedir.
10. Sorunların çözüm anahtarı, “kusur bendedir” ilkesidir. Bu ilkeyi hem kişiler arası ilişkilerde hem de birey ile toplum ilişkilerinde rehber edinmeliyiz. Çünkü düşünmek, bitimsiz bir anlama çabasıdır. Eğer kusur gerçekten bizdeyse, bu ilke dolayısıyla, düzeltme şansımız vardır. Değilse, kusuru karşı tarafta görüyorsak, sabır ve anlayış göstermemiz gerekir. Bu yaklaşım, gerilim ve çatışmaları değil, anlamayı doğurur.
11. Özeleştiri esastır, eleştiri değil. Çünkü, başkasını eleştiren kişi, gerçekten o konuda daha bilgiliyse neden önceden doğrusunu ortaya koymamıştır? Bilgisizse, bilmediğini nasıl eleştirebilir? Eleştiri, eleştirende sahte bir üstünlük duygusu oluşturabilir ve kişinin kendini aldatmasına yol açabilir. Sahici eleştiri, eleştirilenin ötesine geçip daha iyisini ortaya koymaktır.
“Eleştiri başkasını yaşamaktır.” (Sezai Karakoç, 1933-2021).
12. Sürekli sorunları ve eksikleri konuşmak, zaten mevcut olan üzerine ömür tüketmektir. Oysa çözüm, henüz mevcut olmayan üzerine düşünmeyi gerektirir. Bu, yaratıcı yeteneği harekete geçirir. Keşif, icat ve yenilik işte bu alanda ortaya çıkar. Buna karşın, var olan üzerinde süreklice ikâmet etmek; tahayyül, tasavvur, tefekkür ve teemmül gibi zihinsel yetenekleri köreltir.
13. Birbirinden etkilenen bireylerden oluşan toplumlar, ancak sistem kurabilir. Başkalarının başarılarını takdir etmekte cimri olanlar ortak işler yürütemez. Takdir edebilmek, ruh cömertliği ve tevazu ister. Kültürümüzde esas olan, kişinin kendi başarılarını övmesi değil başkası tarafından takdir edilmesidir.
“Marifet iltifata tabidir.”
İbn Sînâ (980-1037) şöyle söyler:
“Bilim, itibar görmediği yerden göç eder.”
Kibir ve gurur, haddini bilmemektir. Haddini aşmak, gezegenin yörüngesinden çıkmasına benzer.
14. Toplum, adanmış seçkin şahsiyetler sayesinde ayakta durur ve gelişir. Şairler, düşünürler, filozoflar, bilim insanları ve sanatçılar; toplumu ayakta tutan sütunlardır. Onlara sahip çıkmak, aslında kendimize sahip çıkmaktır.
15. Şeyh Galib’in (1757-1799) o ünlü beytiyle bitirelim:
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
(Kendine güzelce bak; çünkü sen âlemin özüsün,
Yaratılmışların gözbebeği olan insansın.)
Durmuş Günay