Üç Filozof şu görüşü paylaşmaktadır; iyi ve ondan yayılan adalet evrende esastır, kötülük ve adaletsizlik arızîdir. Tüm yaratılanların esasen iyi olduğu fikrini sürdürürler ve Allah’ın evrensel yasası mükemmeldir; maddi ve manevi, beşerî ve uhrevî, dünyevî ve âhir-i her şeyi kuşatmıştır. Allah’ın rahmeti öylesine mükemmel ve öylesine kapsayıcıdır ki; her iki âlemi de, bugünü ve ahiretini; hak eden ya da etmeyeni, fakiri ve zengini de kuşatır. Allah merhametlidir, kulların felaket veya acı çekmelerini, bunu yapmaya gücü olsa da istemez.
Diğer yandan, görünen bir gerçek olarak, dünya, hepsi bir biçimde kötülük olarak adlandırılabilecek ve O’nun kolaylıkla giderebileceği hastalıklar, felaketler, afetler, büyük sıkıntılar ve zorluklar ile doludur. O zaman bunların dünyada var olmasında veya vukuu bulmalarında bir neden, rasyonalite ya da gerekçe olmalıdır. Gazâlî bunun iyiliğin kendisi için, şayet kötülük var olmasa, iyilik anlamsız ya da faydasız olabileceğinden dolayı olduğu şeklinde açıklar. Diğer bir deyişle Gazâlî, “yaratılışta kötülük yoktur” ki “özünde bir iyilik taşımasın” der ve bir yerde kötü ortadan kaldırılırsa, ondaki iyi geçerliliğini yitirir ve nihayetinde iyiliği devam ettiren kötülükten daha büyük bir kötülüğe sebep olabilir.” Gazâlî’ye göre, mümkün nedenleri göremesek ve anlayamasak da evrende gerçekleşen tüm kötülüklerin nedeni ya potansiyel bir iyilik ya da tamamen iyiliği besleyen olarak dikkate alınmalıdır. Gazali; yüce Allah ilim, irade, kudret gibi sıfatlara sahip olduğundan dolayı, “bu alem mümkün alemler arasında en iyisi, en güzeli ve en tamıdır‟ görüşünü savunmuştur. Gazali dünyamızın, olabileceklerin en iyisi olduğunu söyler. Dünyamızda; güçlü ile zayıf, üstün ile aşağılık, temiz ile kirli, güzel ile çirkin, iyi ile kötü, sağlam ile hasta, zengin ile fakir, sıcak ile soğuk ve çok daha fazlası vardır.
Bir diğer önemli ortak özellik bu üç Sûfî’de Allah’ın yaratılanlara adaletini nasıl nüfuz ettiğini iki aşamada, biri makrokozmoz ve diğeri mikrokozmoz olarak göstermeleridir: biri dünyada diğeri insan bedeninde sergilenir. Bu iki alanı dikkatle ve yakından gözlemleyen herkes, bunlardaki harmoni ve düzene şahit olacağını belirtirler. Onlara göre bu harmoni gerçekte, ilâhî varlığın güzelliğinin bir yansımasıdır. Eğer insan evrenin bu metafizik algısını ve ondaki harmoniye ulaşabilirse, kötülüğün evrensel iyi ve adalette bir başka boyutunu sezinleyecektir. Aslında formül açıktır “Her şey âdildir; nasıl olması gerekiyorsa öyledir.”
İbn Sina, bizim kötülük dediğimiz şeyin, büyük bir iyiliğin meydana gelmesine veya daha büyük bir kötülüğün önlenmesine sebep oluyorsa, iyilik kabul edilmesi gerektiğini söyler. İbn Rüşd‟e göre de, alemde iyilik kötülüğe hakimdir. Yani iyilik çok, kötülük azdır. Farabi’ye göre ise kötülük iyinin eksikliği, iyi ise, varlığın kemali demektir. Kötünün gerçek bir varlığı olmayıp, göreli bir varlığı söz konusudur. Buna göre; sebep, yol açtığı şeyden daha tam ve mükemmeldir.
Matüridi‟ye göre de, iyiliklerin varlığının anlaşılabilmesi için kötülüklere ihtiyaç vardır. Buna göre iyi, kötü ile anlam kazanmakta ve iyinin iyiliğinin anlaşılması ve takdir bulması için kötüye ihtiyaç duyulmaktadır.
Dünya kamil insan elde etmek için hazırlanmış ve ekim yapılmış bir tarlaya benzetebilir. İnsanlar için gereği, onların kendi manevi, ahlaki, psikolojik yönlerden eğitilmeleri, terbiye edilmeleri, olgunlaştırılmaları şeklinde değerlendirilebilir. Bu dünyada insanın iman, şükür ve sabır sınanmaları vardır. Şükür ile sınanması iyiliklerle olurken iman ve sabır sınanmaları kötülüklere ihtiyaç duyar. Kötülükler imtihan denilen sınanmaların bir unsuru olarak yaratılmıştır. İmtihan genel olarak, insanın ahiretteki durumunu belirleyecek olan bir dünya sınanmasıdır. Öte yandan, kötü insanların da iyi insanların da var olması, insanın iyiliğe de kötülüğe de yatkın olduğunu gösterir. Çünkü nefis ve vicdanın varlığı nedeniyle iyinin içinde kötü ve kötünün içinde de iyi vardır. Yani insan yalın değildir.
M.İkbal, iyi ve kötünün birbirlerine zıt görünseler de aynı bütünün içinde yer almaları gerektiğini söyler. Ona göre, tecrit edilmiş olay yoktur, çünkü olaylar sistemli bütünlerdir, onların unsurları birbirine atıfla anlaşılmak zorundadır. Yani iyi ve kötü, birbirine atıfla anlaşılabilen bir olaylar sisteminin unsurlarıdır. Biri diğeriyle beraber vardır ve bilinir. Mantıksal yargıların onları ayırması, ancak onların birbirine olan bağlılığını bildirmek içindir.
Allah kötülüğü yarattıklarına zulüm olsun diye yaratmamış, kötülüğü yaratmayı gaye edinmemiştir, gayesi herkese hak ettiğini vermektir. Burada kötülük bu amaca ulaştıran araçlardan sadece biridir ve amacın yüceliği aracı aklar. Ayrıca, milletlerin topluca yargılanıp burada ve şimdi yaptıkları yanlışlardan dolayı acı çektikleri, kötülüğün suçun cezası olduğu da kötülüğün bir diğer açıklamasıdır ve Kur‟an bunu sık sık vurgular. Allah dileseydi sadece iyiyi seçen insanlar yaratabilirdi fakat bu durumda böyle bir insan, iyinin güdümünde olacağı için artık onun özgürlüğünden söz edilemeyecekti. İrade sahibi bir varlık olan insanın fiilleri iyi ve kötü kısımlarına ayrılır. Kişi isteyerek iyiyi veya kötüyü seçip yapabilir. Doğal âfetler dışında dünyada vuku bulan şerlerin büyük kısmının hür iradesini kullanan insan eliyle gerçekleştiği açıktır.
Dünya hayatı tekdüze bir yapıda değil inişli çıkışlı, dalgalı bir seyirdedir. İlâhî sistem gereği insanlara farklı yaşam standartları sunulmuştur. Bu açıdan hayat, zıtlıkların bir bileşimidir. Hayat bazen bol nimet bazen de nimetten mahrumiyet şeklinde devam eder. “Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık vardır.” (İnşirah5-6). Ayeti unutulmamalıdır. İnsan nimet ve refah verildiği dönemlerde şükürle, sıkıntı ve mahrumiyet verildiği dönemlerde ise sabırla sınanır. Musibetler karşısında çeşitli tutumlar sergiler. Kimi bu musibetleri anlamlandıramayarak Allah’la arasındaki ilişkiyi zayıflatır hatta koparır, kimi de bir uyarı olarak kabul edip kendine çekidüzen verir hatta Allah’a yaklaşmakta birer vesile olarak görür. Kur’ân’da sıkıntıların var olduğu dünya hayatı geçici olarak tavsif edilmiş ve asıl mutluluk yurdu olan ahiretin öncelenmesi gerektiği öğütlenmiştir (el-Mülk 67/1-2). Allah’ın kulununu başıboş bırakmadığı sınanmalar sonucunda kamil insan statüsüne getirmeyi dilediği hatırlanmalıdır.
Allah’ın kullar açısından bir şükür ve sabır dengesi kurduğu ve her iki durumla da insanı sınadığı ortadadır “Kaybettklerinize üzülmeyin ve O’nun size verdikleriyle şımarmayın.” (Hadîd, 57/23). Ayetini Mâtürîdî şu açıklamayı yapmaktadır: “Allah insanları bazen zorluklarla ve belâlarla sınamakta ve onlara bütün bunlara sabretmelerini, bazen de bolluk ve rahatlıkla sınamakta ve onlara şükretmelerini emretmektedir. Dolayısıyla eğer nimetleri kaybeder ve belâya düşerseniz feryat etmeyin, sabır gösterin; şayet nimetler elde ederseniz O’na şükredin ve şımarmayın, çünkü şımarıklık insanı azgınlığa ve taşkınlığa götürür.”
Bizlere acı ve ıstırap veren doğal ve ahlâkî tüm kötülükler, insanın olgunlaşması için vesilelerdir. İnsanın manen yetkinleşmesini sağlarlar. Bu nedenle, kötülüklerin anlamsız olduğu düşünülememelidir. Mevlânâ kötü-iyi ikiliğinin aşıldığı ve ikisi arasında birlik oluştuğu fikrini beyan eder. Mevlânâ evrendeki doğal denge için kötülükle iyiliğin iç içe olması gerektiğine işaret eder. Mevlânâ’ya göre zıtlar yani kötü ve iyi barış içinde bir araya geldiğinde hayat, sağlık yani iyi ortaya çıkmaktadır. Bu dünya hayatının doğal bir parçası olan iyi-kötü ikilemi öte dünya için söz konusu değildir.
İyilik ve kötülük evrende olduğu gibi insanda da iç içedir. Âlemde ve eşyada var olan bu çift kutupluluk insanda da görülmektedir. Hem iyiye hem kötüye meyyal olan insanın bu disharmonik yapısı insanın var olma gücünün temelidir, insanın atılgan ve cesur olmasını sağlar. İnsandaki iyi-kötü ikilisinde iyiyi gören halinden memnun ve mutlu yaşarken kötüyü gören isyana gider. İyilik, ahlaki ideale benliğin özgürce teslim olmasıdır. İyilik, zorlamayla olmaz; özgürlük iyiliğin şartıdır. Önünde birçok farklı yol varken seçme gücüne sahip bir egonun doğuşuna izin vermek, risk almaktır. Çünkü iyiyi seçme özgürlüğü, iyinin zıddını seçme özgürlüğünü gerektirir. İyiyi ve güzel olanı seçme hem bu dünyada kazanç sağlayacak hem de gerçek hayatta kurtuluşa ermemize vesile olacaktır. “Nasıl bakarsan öyle görürsün” mantığı ile gözümüz hoş olanı aramalıdır. Güzel bakmayı öğrendiğimizde dünyada kötülük hakim gibi görünse de hoşluklar gözümüze çarpmaya başlayacaktır.
Başkalarıyla değil kendiyle savaşan, başkalarını hakimiyet altına almaya çalışmamış, kendi nefsini hakimiyet altına almış insan kazanmıştır. İhtiraslarını yenen bir insan saygıyı hak eder, Batılılaşma uğruna kendimize değil, zirveye çıktığını zannettiğimiz insanlara saygı duymayı tercih eder durumdayız. Bu durum da bizi mutsuz ve dünyanın adil olmadığı fikrine sevk etmektedir. Yetinmenin yerine açgözlülüğü, sevginin yerine nefreti, dostluğun yerine düşmanlığı, dayanışmanın yerine rekabeti seçmek dünyanın kötü olduğu fikrini pekiştirir. Kendi nefsi ile savaşmayan biri, başkalarıyla savaşır. Farkındalığa uyanan biri kendiyle savaşır ve kazanırsa, diğer insanlarla olan savaşı da biter. Herkes bu süreci yaşayacak olsa, barış, huzur ve hoşgörünün hakim olduğu bir toplum ortaya çıkar. Yani bu şekilde bireyin içindeki kötülük mağlup olmuş, sonra bu zaferi kazananlar çoğalmış, neticede de ortaya kamil ve güçlü bir toplum çıkmış olur.
EFİL, Ş. (2011, 1). İBN ARABÎ’YE GÖRE TASAVVUF FELSEFESİNDE KÖTÜLÜK PROBLEMİ VE TEODİSE. FELSEFE DÜNYAS, s. 92-110.
DEMİR, O. (2020). Musibetlerin Doğası. Din ve Hayat, 56-61.
GÜL TOPUZ, O. U. (2017). Adil Dünya İnancı Üzerine Bir Polemos. U.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 257-275.
KİRİŞ, N. “TARİHSEL OLARAK KÖTÜLÜK PROBLEMİ VE ÇÖZÜM YOLU OLARAK TEODİSE”. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi (2008 ): 81-96
KORKMAZ, A. (2014). Muhammed İkbal’de Kötülük Problemi ve Teodise. Yüksek Lisans Tezi. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Anabilim Dalı.
KUŞPINAR, B. (2017, 12 24). Adalet Kavramı Konusunda Gazâlî, İbn Arâbî ve Mevlânâ’nın Görüşlerinin Analizi . Beytulhikme Philosophy Circle Beytulhikme Int Jour Phil, s. 303-328.
T.D.V iSLAM ANSİKLOPEDİSİ. (2023, Haziran 13). islamansiklopedisi.org.tr: https://islamansiklopedisi.org.tr/husun-ve-kubuh/https://islamansiklopedisi.org.tr/ser–kotuluk adresinden alınd
YILDIZ, İ. (2020). “Kur’ân’a Göre Musibetler Karşısında İnsanların Psikolojik Tutumları. Tefsir Araştırmaları Dergisi, 65-97.
YÜCE, F. (2022). Mevlânâ’da Kötülük Problemi ve Zıtlıklar Teodisesi. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi, 1003—1019.