eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Murat ERTAŞ

Erzurumlu… Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. 1994’te özel öğretim kurumlarında çalışmaya başladı. 1999’da kendi kurumlarını kurdu ve 2022’de emekli oldu. Radyo ve televizyonlarda kültür, sanat ve şehir programları hazırladı. Yayımlanmış yedi kitabı var. Dil ve Edebiyat dergisinin yayın kurulu üyesidir. TDED Erzurum’un başkanıdır.

    Seyfettin Özege Atatürk Üniversitesi’nde Anıldı

    Dün (2 Nisan 2026/Perşembe) T.C. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının ve Atatürk Üniversitesinin paydaşlığında Atatürk Üniversitesi Fuat Sezgin Kütüphanesi’nde, Seyfettin Özege Nadir Eserler Salonunda 09.30’da başlayıp üç oturum süren “Vefatının 45. Yılında Seyfettin Özege” sempozyumu yapıldı.

    Açılış konuşmasının ilkini AÜ Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Reyhan Keleş yaptı. Atatürk Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Gök açılış konuşmasında merkezi tanıttıktan sonra Seyfettin Özege’nin nadir eserlerinin bulunduğu kütüphaneye “Seyfettin Özege Kütüphanesi” isminin verilmesini teklif etti.

    Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu Mehmet Seyfettin Özege’nin 1961’de Atatürk Üniversitesi’ne yapmış olduğu yaklaşık 52 bin Osmanlı harfli matbu eseri sadece üniversitenin değil savaş yorgunu Erzurum’un, hem Türkiye’nin hem de dünyanın önemli kültür, ilim ve araştırma merkezi haline gelmesinde çok kıymetli katkı sağladığını ifade etti.

    Türk halk bilimci, edebiyatçı ve eğitimci olup 1984-85 arasında Halk Kültürü adında dergi çıkaran, daha sonra Tarih Vakfında Bilgi-Belge Merkezinde Pertev Naili Boratav Arşivi’nde görev alan, sahaflık yapan, Türk Folklor Araştırmaları, Folklor, Folklora Doğru, Sivas Folkloru, Türk FolkloruTarih ve ToplumMüteferrika, Dünya Kitap, Cumhuriyet Kitap, Zaman, Kitap Zamanı ve Kaşgar  gibi mecmualarda Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Ansiklopedik Büyük Sözlük, Ana Britanicca ve Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi gibi ansiklopedilerde araştırma ve incelemeleri yayınlanan, müstear isimle birçok çocuk kitabı yayımlayan, birçok kitaba katkı sağlayan; Türk kültür ve matbuatının, İstanbul’un hafızası diyebileceğimiz Sabri Koz hocamız ilk oturumun ilk konuşmacısı oldu. İstanbul’da yaşayıp şiirle, kitapla, yazı dünyasıyla uğraşıp Sabri Koz hocamızla tanışma gayretinde olmayanları iyi bir münevver, şair ve yazar olarak kabul etmem mümkün değil. Sabri Koz hocamız ayaklı kitaptır, bir medeniyet taşıyıcısıdır. Onun Seyfettin Özege ile tanışmasını, Özege ile çalışmalarını büyük bir heyecanla dinledim. Koz hocamızın Özege’den bir haftalığına alıp incelediği ve iade ettiği “destan defterleri”nin bugün kayıp olduğunu bilmek beni ziyadesiyle üzdü.

    Sabri Koz hocamızın oturumlarda zaman zaman kalkıp konuşmacıların bahsettiği nadir eserleri inceledi, rahattı. Koz hocamızın konuşmacıların ve salonun fotoğraflarını farklı açılardan çekmesini en küçük belgenin, fotoğrafın, bugünkü her şeyin ileriki yıllarda zamanın ruhunu ve kültür dünyamızın izlerini taşıyacak birer belge olacağını çok iyi bilen bir tecrübenin, bir ak saçlının davranışı olarak yorumladım. 75 yaşında, oldukça sağlıklı, diri ve şık giyimli olan Sabri hocamızın salonda ev sahibinden ziyade rahat tavrında dervişlere mahsus tatlı bir otorite, aşkınlık, bilgelik ve şirinlik hissediliyordu. Üsküdar Sahaflar Çarşısında Ali Ayçil ile Sabri Koz hocamın kültür sohbetlerini, sahaflardaki münevver buluşmalarını uzaktan gıptayla takip ediyor ve orada olamadığıma hayıflanıyordum ki sempozyumu beraber takip ettiğimiz Erzurum’un kitap ve mecmua hafızası en güçlü ismi Ednan Yazıcı abiyle oturum arasında kısa bir sohbetin ardından Sabri hocam ve Nedret hocamla bir hatıra fotoğrafı çekildik.

    Nedret İşli’nin bir tarafının Erzurumlu olduğunu ilk defa duydum. Emin Nedret İşli Erzurum’a en son 50 yıl evvel gelmiş. Nedret İşli hocamızın adını Mehmet Sabri Koz hocamla hep yan yana görüyordum. Nerede kitap, mecmua, sahaflık ile ilgili bir program olsa bu alanda yaşayan en büyük hafıza Nedret İşli ismi muhakkak orada görmeye alışmışız. Nedret hocamız aynı zamanda Sabri Koz hocamızın en büyük destekçisidir. Nedret İşli-Sabri Koz isimleri birbirlerini tamamlayan müstesna bir kitabın iki cildi gibidir. Bu iki ismi Yapı Kredi Yayınlarından çıkan ve kitaplığımda da bulunan “Türk Kahvesi” kitabında “Kemaletttin Kuzucu” ile yan yana görebilirsiniz.

    Nedret hocanın da Sabri hocanın da “Seyfettin Özege” için sık sık “Az konuşurdu, çok şık giyinirdi, kendine özgü kuralları vardı ve mükemmelliyetçiydi.” demeleri dikkatimi çekti. Üstelik Özege de birçok “muhibbân-ı kütûbân” gibi hiç evlenmemişti. “Hâfız-ı Kütüb” olarak bilinen Erzurumlu İsmail Saib Sencer de “Kitapların Efendisi” olarak bilinen Diyarbakırlı Ali Emiri de (bildiğim kadarıyla) hiç evlenmemişti. Kitabın terbiye ettiği çoğu ismin toplumla mesafeli, az konuşan, net ve ilkeli olduğuna şahidim. Bu konuda okuduğum kitaplar arasında en uç nokta ise Sel yayınlarından çıkan Elias Canetti’nin Körleşme (Die Blendung) romanında romanın kahramanı Prof. Peter Kien’dir.

    Nadir eserlerin bilirkişisi Nedret hocanın adının anlamının da “az bulunan, nadirlik, seyreklik” olması ayrı bir tevafuk. Sonradan aklıma geldi: “Acaba Hoca bu ismi, yaptığı mesleğe binaen sonradan mı Emin isminin yanına ekledi?” Eskiden beri nadir duyduğum isimler bana sosyal ve kültürel hayatı baltalanmış ve terk edilmiş Osmanlı İstanbul’unu hatırlatır. Tanısam da tanımasam da bu ismi taşıyanlar bir büyük medeniyet bakiyesi olarak “antika, derin, esrarlı ve nadir” hissi yaşatır bana. Nedret Hocanın şu ana kadar Atatürk Üniversitesi’nde “Seyfettin Özege”nin bu ölçekte anılmamış olmasına gösterdiği tepki ve hayrete ben de katılıyorum. Burada Rektörümüz Prof.Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun hakkını vermemiz gerektiğine inanıyorum. Üniversitemizin yapısal ve bilimsel kurumsal kimliğini oluşturan ve ilmî niteliğini artıran merhum Rektör Prof.Dr. Kemal Bıyıkoğlu’nun da Rektör Prof.Dr. Ahmet Hocamız zamanında geçen yıl ilk defa anıldığını hatırlatmak isterim. Seyfettin Özege bu sempozyumdan evvel sadece 2009’da bir programda anılmış, bunu da Nedret Hocamızdan öğrenmiş olduk.

    Atatürk Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Gök gibi hem Nedret Hocamız hem Sabri Hocamız Özege’nin nadir eserlerinin bulunduğu kütüphaneye Dr. Ömer Gök gibi onun adının verilmesi teklifinde bulundu. Sonra öğrendik ki İslam Alimleri Vakfı Başkanı Prof.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu hocamız bu fikri üniversite yönetimiyle çok önceden paylaşmış.

    Emin Nedret İşli Hocamız sempozyumda Seyfettin Özege’ye ait fotoğraflar, diplomalar ve kişisel belgelerden oluşan görsel bir sunum yaptı. Çok değerliydi.

    2021 Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi, 2008-2011 Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr. Ali Birinci ilmî disiplini ve ortaya koyduğu eserlerle benim en çok hürmet ettiğim isim. Soyadıyla müsemma diyebilirim. Onun döneminde, baskılarından içeriğine kadar TTK yayınlarında gözle görülür bir kalite geldiğini tarih meraklısı ve kitap dostu herkes bilir. Hocamızın birbirinden değerli kitapları ve çalışmaları var. Ancak herkesin okumasını muhakkak tavsiye ettiğim eseri: “Tarihin Kara Kitabı / Tarihçiliğimizde Usûl ve Ahlâk Meseleleri”dir. Aslında kitapta mesele tarih değildir sadece, genel manada ilmî usûl ve ahlâktır, intihal meseleleridir, ilimde üstünkörülüktür. Ali Hocamız sempozyumdaki sunumunda da bilhassa eski kitapların kataloglanmasındaki problemlere değindi. Yine ilmî usûl üzerine konuştu.

    Çok sevdiğim ve felsefede sadece üniversitemizin değil ülkemizin yüz akı Prof.Dr. Ali Utku dostumuz solumda, Prof.Dr. Ali Birinci Hocam sağımda günün hatırasına fotoğraf çekildik.  Ben bu fotoğrafa ve sempozyumun ilk oturumunda tek karede Sabri Koz, Nedret İşli, Prof.Dr. Süleyman Çelebi, Prof.Dr. Ali Birinci, Prof.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu ve Prof.Dr. Ali Utku’nun olduğu fotoğraf geleceğe kalacak “aliyyülâlâ /fevkalâde” bir hatıra/belge olduğuna inanıyorum. Hocalarımızın her biri benim için kıymet biçilemezlerdir.

    İslam Âlimleri Vakfı Başkanı Prof.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu Hocamız da Seyfettin Özege ile tanışmasını, İstanbul Sahaflar Çarşısını, Sahaflar Şeyhi Muzaffer Ozak’ı anlattı ve Seyfettin Özege’nin kamudaki müfettişlik vazifesi münasebetiyle gezdiği Anadolu’dan kitaplar topladığını, böylelikle medeniyetimizin taşıyıcısı kitapların kaybolmasını önlediğini söyledi. Nasrullah Hocamızın dikkat çektiği diğer husus da “Osmanlıca” kelimesinin kullanılmasına itirazıydı ki dünyada başka örneği yoktur. Latin alfabesi kabul edilmeden önce de bu millet Türk milletiydi konuştuğu dil Türkçeydi. “Osmanlıca “kelimesi sanki başka bir milletten bahsediyor ve geçmişle bağlantımızın kopmasını sanki meşrulaştırıyor. Dil aynı sadece alfabe değişik. Dil dünyanın her yerinde alfabe adıyla değil, millet adıyla anılır. Dilimiz binlerce yıldır Türkçedir, devlet ismiyle anılmaz. Bugün Türkiyece, dün Selçukluca, İlhanlıca, Hunca olmadığı gibi… Bu konuda benim yazdığım uzunca bir makale vardır, 2023’te “Dil ve Edebiyat” dergisinde… Muhterem Nasrullah Hocamın da aynı hassasiyeti taşıması beni ziyadesiyle mutlu etti.

    1996’da, merhum Prof.Dr. Avni Gözütok hocamın yönlendirmesiyle lisans bitirme tezimi “Seyfettin Özege’de Dilbilimle İlgili Kitaplar Katalogu” başlığıyla hazırlamıştım. Özege ilgimiz merhum Prof.Dr. Orhan Okay Hocamızla başlamıştı. Sonraki yıllarda Özege ile ilgili şehirde ulaştığım tek kişi Prof.Dr. Ali Utku oldu. Ali Hocamızın 2006’da “Virgül” dergisindeki makalesi… Ardından Ali Hocamız 2014 yılında Atatürk Üniversitesi yayınlarından “Kitaplar Kitabı’na Adanmış Bir Ömür: M. Seyfettin Özege” adıyla 56 sayfalık, çok kıymetli bir biyografi yayımladı. Bu kitapla birlikte Seyfettin Özege ve koleksiyonu hakkında belgelerle desteklenmiş disiplinli bilgilere ulaşabilir olduk. Prof.Dr. Ali Utku Hocamız sunumunda Seyfettin özege’nin temelde iki ideali olduğundan bahsetti: İlki eski harflerle basılmış matbu eserleri toplamak, ikincisi cilt eserleri bütünleyip Türkçe bibliyografya ortaya koymak. Yani kitapların kitabını… Eski harflerle basılmış Türkçe eserlerin beş ciltlik kataloğuna “Kitabü’l Kütüp” denmekte… Özege, Atatürk Üniversitesi ile yazıştığı mektuplarda Osmanlı Türkçesi kitapların nasıl kataloglanması gerektiğini anlatmış.

    Ali Hocam kitap biriktirenleri anlatmak için Hilmi Yavuz’dan çarpıcı bir cümle paylaştı: “Ölüm kitapların dağılmasıdır.” İşte Seyfettin özeğe kataloglama ile kitaplarının dağılmasını, yani ölmeden evvel ölmeyi önlemiştir. Kataloglarla da ölümsüzleşmiştir. Ben de bir cümle ekleyeyim buraya: Bu eşsiz koleksiyondan çalınan veya bir şekilde kaybolan kitap varsa katalog o kitapların mezar taşıdır, müstesna anıtıdır. En azından kitapların adı sanı istikbale kalmıştır.

    Öğle arasını Adnan Yazıcı ile EBB Dil ve Edebiyat Konağı’nda geçirdikten sonra ikinci oturum için yeniden üniversiteye vardık. İkinci oturumda Hacettepe Üniversitesi’nden Prof.Dr. Sıddıka Dilek Yalçın Çelik’in sunumu ilgimi çekti: “Metinden Arşive: Seyfettin Özege’nin Kültürel Hafızaya Katkısı” Dilek Hoca bu katkıyı şöyle maddeleştirmiş:

    1. Hafıza Kuruculuk: 200 yıllık kendiliğinden veya rastlantısal değil Türkçe eserler olarak seçilmiş bir hafıza kuruculuk.
    2. Kitaplarını bağışlayarak bibliyografyayı teknik bilgi olmaktan çıkarıp kültürel üretimin sınıflandırılmasında görünür kılmak.
    3. Özege yaptığı bağışla bireyselden kurumsala doğru yol almış, birikimini ilim dünyasına kurumsal bir metotla sunmuştur.
    4. Özege kitaplarını Erzurum’a bağışlayarak Erzurum’u kültürel coğrafyanın merkez illerinden biri haline getirmiştir. Onun bağışladığı eserlerle doğu Batı’nın tercüme eserleri ve Türkistan coğrafyasının eserleri Erzurum’da ulaşılabilir olmuştur.
    5. Kitapların yanında küçük ve önemsiz görünen ama ilerleyen yıllarda çok kıymetli olduğu fark edilen belgeler, takvimler, tren tarifeleri, mecmualar vb. gün ışığına çıkmıştır.
    6. 1729-1928 arası toplam 200 yılda birikmiş kitaplar Türk modernleşmesinin izini sürenlere muazzam veriler vermektedir. Bilgi katalogla anlamlandırılmış, disiplinlerarası ilişkinin kurulması sağlanmış ve Türk literatürü oluşturulmuştur.

    İkinci oturumda Prof.Dr. Dilaver Düzgün (Türk Halk Bilimi Araştırmaları için Bir Kaynak Olarak Seyfettin Özege Kitaplığı), Prof.Dr. Dündar Alikılıç (Atatürk Üniversitesi Seyfettin Özege Yazma Eserler Koleksiyonu Projesi), Prof.Dr. Nebi Özdemir (Dijitalleşme ve Sahaflık), Prof.Dr. Kemalettin Kuzucu (Atatürk Üniversitesi’ndeki Seyfettin Özege Mirasının Tarih Araştırmasındaki Yeri ve Bazı Tanıklıklarım) sunumlarını yaptılar. Bu oturumda Nebi Hocanın “Kitap biriktiren zaman biriktiricisidir.” Sözü dikkatimi çekti. Dündar Hocanın sunumunda birkaç yazma eserin en eski veya ilk nüshalarının bu kütüphanede olduğunu fark ettik.

    Vaktimin yetersizliğinden katılamadığım üçüncü oturumda da Prof.Dr. Erdoğan Erbay, Hüseyin Türkmen, Prof.Dr. Metin Özarslan, Prof.Dr. Ömer Yılar ve Abdülkadir Güzeltepe sunumlarını yapacaktı.

    Atatürk Üniversitesi’nde bir Fuat Sezgin Kütüphanesi var bir de Fuat Sezgin Okuma Salonu. Ben de aynı fikirdeyim kütüphanenin adı ilk kurulduğu zamanın bağışçısının adını, Seyfettin Özege adını almalı. İkincisi Ahmet Bedii Salman hocamdan öğrendiğime göre (sosyal paylaşım sayfasından takip ettiğim ve Bedii Hocamın ta liseden sınıf arkadaşı) Talat Öncü hocamızın 170 bin kitabı var. Bu koleksiyonu da Atatürk Üniversitesi yönetimi 3 katlı Fuat Sezgin Okuma Salonuna bağış olarak kabul edebilir.

    Yazımı bu sempozyumu gerçekleşmesine öncü olan Prof.Dr. Erdoğan Erbay’a, Prof.Dr. Ali Utku’ya, Prof.Dr. Ömer Yılar’a ve Atatürk Üniversitesi Rektörlüğümüze teşekkür ederek tamamlıyorum.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.