Türk milleti tarih sahnesinde yok olma tehlikesini iliklerine kadar hissettiği, başının sıkıştığı, fetret yaşadığı her dönemden şiirle çıkmayı başarmıştır. Anadolu’nun ruh dünyası üzerinden bir silindir gibi geçen Moğol istilasından Yunus Emre’nin ve Mevlânâ’nın şiirleriyle, Ankara Savaşı ve sonrasındaki fetretten Mevlid-i Şerif’le ayağa kalkmıştır. Şiire tutunmuştur Türkler, şiirle tutunmuştur özüne; milli kimliğini, ruh dünyasını, diyalektiğini, estetiğini, töresini, ahlâkını, dinini, dilini şiir zırhıyla muhafaza eylemiştir. Türkler varlığını inşa ettiği gibi var oluş mücadelesini de şiirle başarmıştır. İşte 20. asrın başında da Türk milleti düştüğü yerden İstiklâl Marşı’yla kalkmayı bilmiştir.
Tam burada altını çizmemiz gereken bir husus var. İstiklâl Marşı’nın başka bir adı yok. Diğer milletlerde, devletlerde olduğu gibi “milli marş” değil bu yüce metnin adı, “İstiklâl Marşı”. Kimin İstiklâli? Türk milletinin istiklâli… Dünyadaki marşlar incelendiğinde içinden çıktığı milletin inancını, imanını ve ideolojisini veren tek marşın İstiklâl Marşı olduğu görülecektir. Bu özellikleriyle İstiklâl Marşı Türk milletinin andıdır, amentüsüdür, değişmez tek anayasasıdır.
Türk milleti için hiçbir anayasa, iman dolu göğsüyle şehadet şerbetini içen şühedanın yazdığından daha kıymetli, önemli ve hakikatli olamaz. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri meclis tarafından, milletin içine sinen ya da sinmeyen birçok inkılap, yasa değişikliği, anayasa yapıldı; milletin binlerce yıllık kimliği, şuuru büyük yaralar aldı; ancak İstiklâl Marşı’nın varlığıyla millet kendisini muhafaza etmesini bildi. Bu yönüyle İstiklâl Marşı Türk milletinin ve devletinin mevcudiyetinin teminatıdır. İstiklâl Marşı var oldukça Türk milleti var olacaktır.
O halde İstiklâl Marşı aynı zamanda İstikbâl marşımızdır.
AKİF VE YAŞADIKLARI
İstiklâl Marşı şairimiz 1873’te dünyaya geldiğinde Devlet-i Aliyye’nin üç kıtada toprağı vardı ve devletin nüfusu kırk milyondu; İstiklâl Marşı’nı yazdığı 1921’de ise dünya devletinden geriye Ankara ve yakın çevresi kalmıştır. Âkif “93 Harbi” olarak bilinen Osmanlı-Rus Harbi’ni, Balkan Harbi’ni, Birinci Cihan Harbi’ni, Millî Mücadeleyi tüm ruhuyla yaşamış; mutlakıyete, meşrutiyete ve cumhuriyete tanıklık etmiştir. O; üniversitede hoca, camide vaiz, Almanya’da ve Necid çöllerinde Teşkilât-ı Mahsusa elemanı olarak her nefesinde vatanın ve milletin istiklâli ve istikbâli için mücadele etmiştir; Osmanlı matbuatında, Sırat-ı Müstakim’de, Sebilürreşat dergilerinde İttihâd-ı İslâm, Osmanlıcılık, Batıcılık, Türkçülük, Turancılık ve Anadoluculuk tartışmalarının içerisinde bulunmuştur.
Mehmet Âkif tüm hayat tecrübesiyle, yaşadığı dönemin psiko-sosyal yapısını ortaya koyarak, İslâm dünyasına ve Doğu’ya yönelik tenkitlerini, özeleştirilerini Kuran’dan aldığı ilhamla dile getirdiği Safahat’ta, günün meseleleri hakkındaki teşhis ve tedavi yollarını şiirleriyle haykırmıştır.
Vatanı ve milleti böylesine dert edinen hassas yürekli bir şairin “millî marş” yazılması için açılan yarışmaya katılmaması, yarışma birincisine verilecek ödül nedeniyledir. Yarışmada birinciye verilecek para ödülü, Âkif’in ruh dünyasında şairin derdinin, ince ruhunun madde planına bir bedel karşılığında indirgenmesi anlamına gelmektedir, onun için. Arkadaşı Hasan Basri’nin ısrarıyla kaleme alır İstiklâl Marşı’nı, ödülü kabul etmeyerek. 17 Şubat 1921’de İstiklâl Marşı millî meclise gönderilir ve mecliste 12 Mart’ta kabul edilir.
İstiklal Marşı bir Kuran duasıdır:
Her mısrasında millete “ümit” ve “iman” telkin eden, Türk istiklâlinin ve istikbâlinin teminatı olan İstiklâl Marşı sadece bir milletin değil koca bir ümmetin duasıdır, Mü’min süresi 60. ayetteki “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.” ayetine ilticadır.
Mehmet Âkif mabedin içinden konuşan bir yiğit yürektir. İstiklâl Marşı Âkif’in diğer şiirleri gibi Kur’an’dan beslenmiştir.:
Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı
Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı’nın hemen başına “Kahraman Ordumuza” notunu eklemiştir. Peki, kahramanlık nedir? “Hatıralar” başlıklı şiirinde Âkif bunun cevabını veriyor:
Şehâmet dini, gayret dini ancak Müslümanlıktır
Hakiki Müslümanlık, en büyük kahramanlıktır. (17 Eylül 1917)
Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı’nı ithaf ettiği Türk ordusu, Âkif’in aksine mâbedin dışında gezinip duran Yahya Kemal’e göre de İslamın son ordusudur.
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Râbbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Râbbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.
İslam Türk ordusunun şanıdır, şerefidir, gücüdür, bayrağıdır, sancağıdır.
(Devam edecek)
Kaleminize gönlünüze sağlık, bir nefeste okudum.
Tebrik ederim Murat Hocam. Devamını bekliyorum inşallah
Kaleminize ve gönlünüze sağlık.