“Ortaokul ikinci sınıftayken girdiğiniz müzik dersimizde isteğe bağlı şarkı, türkü, ilahi söyletip sözlü notu veriyordunuz. Birkaç ilahi bilmeme rağmen ‘biliyorum’ deyip söylemeye cesaret edemedim. Sıra bana geldiğinde kızardım, bozardım, terledim. Utanıyordum. Hata yapmaktan korkuyordum. Konuşarak beni ikna ettiniz. Ben ilahiyi söyledim, siz iyi bir not verdiniz. O günün akşam namazında mahalle camiinde müezzinlik yaptım. Oysa çok istediğim hâlde, çekindiğimden ve hata yapma korkusundan dolayı uzun zamandır buna cesaret edemiyordum. Israr edip söylettiğiniz o ilahi benim için bir milat oldu, kendime güven kazandım.”
Bu cümleler, okul yıllarında sessiz, sakin, çekingen, yüksek sesle konuşmaktan imtina eden, konuşurken yüzü kızaran; şimdilerde nezaket sahibi, zarif, beyefendi, kendi sektöründe işinin ehli bir esnaf olan öğrencime ait. Üzerinden otuz yıl geçmiş…
Malumdur ki bazı öğrencilerimiz, öğretmenleri tarafından;
1) “Sessiz, sakin, sesi çıkmayan, utangaç, çekingen, içe kapanık, tutuk, mahcup, sosyal değil, asosyal, pasif, pısırık, silik, ürkek, cesaretsiz, varlığı-yokluğu belli olmayan, girişken değil, kendine güveni yok, kendini ifade edemeyen…” veya iyimser bir bakışla “derslere katılmıyor, konuşmuyor, heyecanlı…” olarak nitelendirilir.
2) Bazılarının payına ise “okumuyor, ödev yapmıyor, dağınık, sorumsuz, dikkatsiz, desten kaçıyor, haylazlık yapıyor, çok konuşuyor, uyumsuz, geçimsiz, yaramaz…” şikâyetleri düşer.
Kimi zaman “zeki ama…” diye başlayan bu nitelendirmelerden bir kısmının öğrencinin ailesi veya çevresi tarafından da yapıldığını görmek mümkündür.
Nitelendirmeler yapılırken bir taraftan da öğrencinin hayatının ileriki dönemlerinde olumsuzluklara neden olabilecek -her iki gruptaki- bu özelliklerin nasıl bertaraf edilebileceğini düşünmekte, gerekirse aile ve rehberlik servisiyle iş birliğine gitmekte büyük fayda vardır. Yapılacak bu çalışma, akademik eğitimden daha önemlidir.
Peki, umumiyetle “sessiz, çekingen, utangaç, içe kapanık…” olarak nitelendirilen birinci gruptaki bu öğrencileri ne yapmalı?
Evvela şunu belirtmeliyim ki öğrencinin sessiz, çekingen, utangaç, içe kapanık… olması onun yeteneksiz ve başarısız olduğu anlamına gelmez. Hayatın her safhasında atıp tutan, bire beş katan insanlar rağbet görse de sessiz, utandığı için yüzü kızaran öğrencilerin kıymeti bilinmelidir. Meşhur hikâyecimiz Mustafa Kutlu bu konuda şöyle der: “Ahlakın emaresi yüzün kızarmasıdır. Ar duygusudur. Biz tam tersine yüzü kızaranlarla alay ediyoruz…” (Anadolu Yakası, s. 71)
Rasim Özdenören, şair Cahit Zarifoğlu için “İçine kapanıktı. Ketumdu, sır vermezdi, şikâyet etmezdi.” (Yedi İklim, Sayı: 5-6) derken; Nazif Gürdoğan, onun üretken bir münzevi olduğunu şu sözlerle dile getirir: “Zarifoğlu kalabalıktan sürekli kaçardı. O, toplulukta bile yalnız yaşardı. Her yerde görülür, herkese yardım eder, hiçbir zaman kalabalıkların önüne çıkma, kendini gösterme isteği göstermezdi. Çünkü onun durmadan yeni dünyalar kurabilmesi, kalabalıkta bile olsa, ayrı dünyalarda yaşamasına bağlıydı. Çoğu zaman yanındakileri bırakır, kendi dünyasına dalardı. Geri döndüğünde dilinde şiir, elinde eylem olurdu…” (Acz, s. 56)
Sessizlik, çekingenlik, utangaçlık ve içe kapanıklığa neden olan bazı kişilik özellikleri kalıtım kaynaklı olabilir. Bununla birlikte, belki geçmişe dayanan bir korku veya yılgınlık, çekingenliğe yol açmıştır. Kalıtım kaynaklı veya sonradan ortaya çıkmış olsa da kişisel gelişimi etkileyebilecek bu özellikler, öğrencinin yeteneksiz olduğunu göstermez. Önemli olan, öğrencinin yeteneğini fark etmek/ettirmek; ona göre yönlendirmektir. Öğretmen olmak, bazen ayrıntılarda gizlidir, onu görmeyi gerektirir. Unutulmamalıdır ki, “Yeteneği olmayan değil, yeteneğini fark edemeyen ya da yeteneği fark edilmeyen insan vardır.”
Öğretmenlerin, bu özellikleri gözlemlediği öğrencilerle ilgili şu çalışmaları yapması, onları geleceğe hazırlama konusunda faydalı olacaktır:
1) Öğrenci, varlığı-yokluğu belli olmuyor diye yok sayılmamalı, görmezden gelinmemeli; bilakis varlığının farkına vardırılmalıdır.
2) “Zeki ama…” diye başlayan, “derse katılmıyor, konuşmuyor…” diye devam eden şikâyetlerin yerine konuşmasına fırsat verilmeli, özellikle -çeşitli nedenlerden dolayı- söz almaktan çekinen öğrencilere daha çok söz hakkı verilerek uygun dille, incitmeden güven ve cesaret kazandırılmalıdır.
3) Güven duygusu kazandırmanın yanında, sessizliğin altında yatan sebep araştırılmalı, öğrencinin yeteneği ortaya çıkarılmalıdır.
4) Öğrencinin kendini ifade edebilmesi, yanlış yapmaktan ve eleştirilmekten korkmaması, yeteneğini ortaya koymaktan çekinmemesi için uygun zeminler oluşturulmalı; sosyal-kültürel etkinliklerden yararlandırılmalı, görevler verilmeli, konuşma alıştırmaları yaptırılmalıdır.
5) Çok önemli bir sorun yoksa bu olumsuzlukları tersine çevirecek baş aktörün öğretmen olduğu bilinmeli, gerekirse okul-aile iş birliğine gidilmelidir.
6) Öğrencileri psikolojik olarak baskılayıp korkutacak tutum, davranış, ses tonundan ve notu tehdit aracı olarak kullanmaktan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.
7) Giderilecek olumsuzlukların ve kazandırılacak güven duygusunun üst öğrenimde, evlilik ve iş hayatında belirleyici bir etken olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.
8) Çalışmalar yapılırken öğrenciye kendisinin değerli olduğu hissettirilmeli, görüş ve düşüncelerine önem verilmelidir.
9) Bu özelliklere aşırı tepki vermenin veya yanlış yöntemlerle gidermeye çalışmanın başka olumsuzluklara yol açabileceği unutulmamalıdır.
10) Bu tür öğrenciler ihmal edildiğinde okula, sınıfa, arkadaşlarına, yeni çevrelere, yeni hayatlara uyum sağlamasında, kişilik gelişimi ve başarı konusunda birtakım olumsuzlukların yaşanacağı bilinmelidir.
Mustafa USLU
Allah razı olsun.Teşekkürler
Üstadım kalemine sağlık. Söylediklerini tekrar etmeden birkac cümle de ben yazmak istiyorum. Çocukluğunda duygusal travmalar yaşayan bireyler içine kapanık ya da saldırganlık gösteriyor. İkincisi çocukluğunda ozellikle ilkokul döneminde yaptığı ürettikleri sürekli eleştirilen çocuklar, aileleri tarafından aşırı korunan çocuklar içe kapanık oluyorlar. Bunlar tedaviye cevap vermeyen hastalııkar gibidir. Bu çocuklara gereğinden fazla ilgi kendisini karşı daha fazla kapatir. Eğitim sisteminin ulaşmayı hedefledigı çocuklar bunlardır. Seri katiller için sessiz sakin kendi halinde biri denir
Kaleminize sağlık… ı Nefes almaya bile çekildiğimiz öğrencilik hayatımızda bu kıymetli yazıda belirtilen şeylere dikkat edilseydi hayatımla ilgiliçok başka şeyler bile konuşabilirdim… Ama yine de geçmiş günlerimize de şükür… İyi ki yaşamışız…
Hocam o kadar çok dikkat edilmesi gereken konulara değinmişsiniz ki çok teşekkür ederiz. Sessiz sakin çocuklara fırsatlar sunup yüreklendirmek önemli birde bazı yaradılıştan gelen fıtrat özelliği olabiliyor bunu göz önünde bulundurarak da hareket edebiliriz.
İsabetli tesbitler hocam, kaleminize yüreğinize sağlık.
Babam rahmetli müzik öğretmeni ve meslek dersleri öğretmeniydi bu şekilde çekingen kalan öğrencileri keşfederek sanatçılar çıkardı. Hatta şu an bir devlet sanatçısı var o şekilde sessiz öğrenci dediklerinizden. Babamı hala rahmetle yad ederler
Yazınız gayet güzel. Maalesef hayâ sahibi, yüzü kızarabilen öğrencileri dışlamak gibi bir eğilim var. Öğretmenlerimizin çoğu, çocuğun fıtratını tanımadan işe koyulduğundan sonuç alınamıyor.
Tebrik ederim hocam.
Çok istifadeli bir yazı olmuş hocam, kaleminize sağlık.
Güzel bir konuya değinmişsiniz. Şimdiki çocuklardan beklentiler artık sadece ders başarısı olmuş. Tabi ki o da önemli ama olmazsa olmaz bir şey değil bunun yanında en önemli olması gereken ahlaklı bir gençliğin yetiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ahlak+beceri. Sizin de dediğiniz gibi bu sadece okullarda karşılanabilecek bir şey değil, ailelerin öncelikle bu konuda eğitilmesi bilinçlendirilmesi gerekiyor.
Kaleminize sağlık Mustafa Hocam