Her şey örgün eğitimden ibaret değildir. Çarıklı erkan-ı harp denildiği gibi mektep görmemiş insanların da ortam eğitimiyle kendilerini geliştirdikleri bir vakıadır. Gazete ve serbest okumak da tali eğitim yollarından ve alanlarından biridir. Elbette otodidakt veya kendini yetiştirmiş denilen kesimlerin de bir eğitim şekli vardır. Bazıları örgün eğitimi kaçırırlar lakin tali yollarla birlikte bunu telafi eder ve kendilerini geliştirirler. Bu husus kişinin gayretine kalmıştır. Bazen doğrudan eğitim yerine ortam eğitimi daha sağlıklı olabilir.
Suriye asıllı Müslüman mütefekkirlerden ve eğitimcilerden Dr. Abdulkerim Bekkar bir yazısında bu konuyu işler. Çocuk, eğitime taklit yoluyla birlikte başlar. Çocuklar eğitime taklit yöntemiyle geçerler. Taklit yoluyla kapmayı da ortamdan devşirir ve öğrenirler. Onun dışında talimatla yani ‘yap’ veya ‘yapma’ şeklinde komutların fazla bir ehemmiyeti yoktur. Komutlarla verilen eğitim ters tepebilir. Verim alınmayabilir. Bu yol çocuklara sakil ve ağır gelebilir. Bekkar’ın ifade ettiği gibi bizler anne babalar bazen örgün eğitimi ve rolünü kafamızda büyütürüz. Abartıyoruz. Halbuki aykırı tipler topluma uyum sorunları nedeniyle genellikle başarısız kabul edilirler. Lakin dehalar sadece onlar arasından çıkar. Okulda 7 saat buyunca çocuğun talim ettiği bir şeyi aile ortamında bir sözcükle kazandırabilir ve nakşedebiliriz. Sessiz eğitim ya da ortam eğitimi doğrudan eğitimden belki daha yararlı ve etkindir. Baba çocuklarına sıdk ve doğrulukla alakalı olarak bir konferans vermek yerine pratik bir ders verebilir. Telefonda muhatabıyla konuşurken bunu fiili olarak ortaya koyabilir. Sözgelimi yalan da söyleyebilir. Bu çocuğun dikkatinden kaçmayacaktır. Veya muhataplarını söz verdiği halde sözünde durmayabilir. Bunlar çocuğun hafızasına işlenecektir. İleride ona ve emsallerine kötü davranış modeli olacaktır. Sözgelimi otokontrol meselesinde baba ve annenin ilk sadmede veya şok dalgasında yıkıldıklarını ve kontrollerini kaybettiklerini görebiliriz.
Ev ortamında bizler sadece bizi söylenenleri değil gördüklerimizi de belleğimizde süzer ve kayda geçiririz. Ev ferdin genel istikametini belirler. Sokak ve örgün eğitim ise bunu ya biler ya da aşındırır. Çocuk, eğitime başlamadan ya da okula gitmeden evvel hayata bakışını şekillendirir. Hayat başkalarına hürmet göstermek mi yoksa bağırıp çağırmak ve üstünlük kurmak mıdır? Kendisini değersiz mi hissediyor yoksa özgüven hali mi yaşıyor?
Allah’ı kendisine yakın hissediyor mu yoksa dini mücerret ağır talimatlardan ibaret mi görmektedir? Ona göre anne baba örnek midir yoksa engel mi?
Bu eğilimleri kimse ona telkin etmez. Evdeki genel ortamdan ( el cevvu’l am) ders çıkarır ve ibret alır.
Ev eğitim ortamı olmaktan nasıl çıkar? Bu hasletini nasıl yitirir?
1-Evin sadece bir barınak ve uyku ihtiyacının giderildiği bir mekan haline gelmesi. Tartışmaya ve değerlerin inşasına kapalı hale gelmesi.
2- Aile fertlerinin ekran bağımlılığına kapılması. Sohbet yerine teknolojilerin etki alanına girmeleri ve araçların ortama hakimiyet kurması.
3-Çocukların eleştiri ve sorgulama kültüründen yoksun ve mahrum yetiştirilmesi.
4- Eğitiminin annenin ya da okulun sorumluluğunda olduğu algısının yerleşmesi.
5-Zevahire odaklanma ve özden kaçınmak. Ev duvar değil bilakis akıl ve ruhtur. Sadece çocukların aldığı notlarla ilgilenmek fikirlerini ihmal etmek yanlışlar kümesinden birisidir. . Evi sığınak (bunker)olarak görmek de böyledir. Devletler fabrikalarıyla kurulur medeniyetler ise evler vasıtasıyla teşekkül eder. Evin veremediğini okul veremez. Eve ve ortama hakkını iade edelim. Evleri diriltmedikçe nesiller dirilmeyecektir. Evler kalkışma ve atılım noktasıdır. İnsanı ve geleceğini inşa eder.
Mustafa Özcan