Fenninin ya da mesleğinin ya da ilgi alanının dışında maharet göstermek mümkün müdür? Mümkünse de istisnadır. İnsan çok yönlü bir varlıktır lakin her yönde aynı gelişmeyi göstermesi ve kesb-i hüner etmesi zordur. Aynı ihtisası göstermesi imkansızdır. Mesela fakih muhaddis, muhaddis de fakih makamında değildir. Çok yönlülük derinleşmeye de engeldir.
Fenninin ya da mesleğinin dışına çıkan veya branşının dışında konuşan kimseler tuhaflıklar sergiler. Bu yönde meramımızı anlatmaya uygun ünlü muhaddis İbni Hacer el Askalini’den menkul bir söz vardır, şöyledir: “İza tekelleme’l mer’u fi gayri fennihi eta bi’l acaib.” İnsan ihtisas alanının dışına çıktığında ya da fenninin dışına çıkan insanlar tuhaflıklar sergiler.
Bu tür tuhaflıklar sergileyen profesörlerin bizdeki öncülerinden birisi Prof. İlhan Arsel olarak bilinir. Parmakla gösterilen vakalardan birisiyle anılmaktadır. Yıllar önce Türkiye‘den ayrılmasına sebep olan bir skandala imza atmıştır. İlgili yazısında yaşlı, çaptan düşmüş anlamında “pir” ile haşerattan olan “pire”yi birbirine karıştırmış ve aklı sıra İslam’ı ve Müslümanları küçük düşürmek için surda bir gedik olarak gördüğü meseleyi kaşımış ve kurcalamıştır. Muhayyilesinde meseleyi şöyle tartmıştır: Bu Müslümanlık öyle saçma ve akıl dışı bir dindir ki pire ile zina eden kadının durumunu bile tartışmaya açmıştır! Böylece ilmi seviyesini göstermiştir. İyi niyetli olsaydı ortada bir tuhaflık olduğunu sezer ve anladığından şüphe eder ve bilenlere sorardı. Ama mal bulmuş mağribi gibi meselenin üzerine atlamıştır. Ama sığlığında boğulmuştur. Peşin hükümlü ve fikirli olduğundan kimseye danışmamış, sormamış ve çuvallamış, baltayı taşa vurmuştur. Merd-i Kıpti gibi Şecaat arz ederken sirkatini söyler makamına düşmüştür. Kendi düşen ağlamaz derler. Böylece ilmi bir skandala da fazlasıyla imza atmıştır. Bunun utancıyla soluğu diyar-ı gurbete almıştır.
Cezayirli ilim adamlarından Ali Halyetim Tunuslu akademisyenlerden Muhammed et Talibi‘den de benzeri bir sahne aktarmaktadır. Onun da benzeri bir skandalını nazara veriyor. Muhammed et Talibi İslam’da içkinin helal olduğunu zira Hazreti Peygamberin Hazreti Ayşe’den humra yani içki istediğini söylüyor. İçkinin helal olmasını da buna bağlıyor. Burada belli ki hamr ile humre veya seccade anlamındaki humre karıştırılıyor. İslam’ı kafasına göre eğip bükerek şekillendirmek ve modernize etmek isteyen Suriyeli Muhammed Şahrur gibiler veya Muhammed et Talibi gibi isimler bunu sıklıkla yapıyor. Şeriatın altında buzağı veya kusur arıyorlar.
Yeniden başa dönecek olursak; ilhan Arsel, 1987 yılında ilk baskısı yapılan Şeriat ve Kadın adlı kitabında yukarıda sözü edilen bir kelime yanlışı sonucu pir olması gereken kelimeyi pire olarak okuyor ve bu sebeple hata yapıyor. Ava giderken avlanıyor! (bkz: cima’a kadir olmayan pir’e hülle yapılamaz/Ebu’s suud Efendi Fetvaları). Bu hatasını, kitabın sonraki baskısında düzelten yazar, Aydın ve Aydın adlı kitabının ikinci bölümünde de yeniden konuya temas ediyor. Daha doğrusu kendisini tashih etmek zorunda kalmıştır. Bunun nedeni girdiği bu alanın kendisine kapalı ve yabancı olmasıdır. Kötü niyetinden dolayı anlama kapasitesinin bulunmamasıdır. Elbette kendini haklı çıkarmak için Ebu’s suud Efendiye sataşacak, yüklenecektir. Kendi kendine dövüneceği yerde onu yermekte ve karalamaktadır. Halbuki baştan sona kusur kendisine racidir. Yabancı olduğu bir alanda fütursuzca kalem oynatmış ve baltayı taşa vurmuştur. Aynen 2017 yılında vefat eden Tunuslu kafadarı Muhammed et Talibi’nin içki konusunda yaptığı gibi. Bu ve benzeri haltlarından dolayı Fransızlar kendisine (Muhammed et Talibi) bir de onur madalyası (Légion d’honneur) takdim etmişlerdir. Her devirde Özdemir İnce ve emsali Frankofon tipler zuhur ediyor. Frankofonlar da dolaylı olarak monşer sınıfına girerler. Bizi başka ülkelerde değil başka ülkeleri içimizde temsil ederler.
Ne demişler! Körle yatan şaşı kalkar. Körler sağırlar birbirini ağırlar.
Mustafa Özcan