11 Eylül’den sonra ABD İslam alemine yönelik olarak asimetrik veya simyasal bir savaş açmıştır. Bunun amacı eğitimde müfredat veya yöntemi değiştirerek gelecek nesillerin kimyasını değiştirmekti. Peki! Bununla ABD ne yapmayı veya neyi sağlamayı tasarlıyor ve amaçlıyordu? Dünyanın egemenleriyle barışık Müslüman kuşaklar yetiştirmek istiyorlardı. Önlerinde yabancıların bir dediğini iki etmeyen sinik ve pısırık nesiller arzuluyorlardı. Gazeteci ve akademisyen Anatol Lieven, Pakistan: A Hard Country yani Sert Ülke Pakistan isimli bir kitap kaleme almıştır. Sahi Pakistan sert bir ülke mi? Kime ne yapmış? Pakistan’dan ne istiyorlar? Yumuşak huylu, boyun eğen birisi olarak görmek istiyorlar. Müşerref örneğinde olduğu gibi. Gelene efendim gidene paşam diyen bir zihniyet! Mehmet Akif Ersoy ‘Zulmü alkışlayamam’ başlıklı şiirinde bu tipleri çok iyi analiz etmiştir. Bir satırı şöyledir: Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Merhum Akif günümüzde yaşasaydı eminim ki ‘radikal’ olarak tanımlanırdı! Bizim ifademizle o salabetli yani eğilmek bilmeyen ve başkalarının önünde diz çökmeyen bir Müslümandı. Velhasıl 11 Eylül’den sonra İslam dünyasının kimyasını değiştirmek için hummalı bir faaliyet yürütüldü. Yemen’den Pakistan’a kadar medreselerin müfredatı değiştirilmek ve bu yolla işgalci muharipler dost gösterilmek istenmiştir. Allah için sevmek ve buğz etmek kuralı değiştiriliyor ve yerine ‘bir yanağına tokat atana diğer yanağını da çevir’ kuralı getiriliyordu. İslami eğitimin kimyası Hıristiyanlaştırılıyordu.
İsrail’in Kudüs’te ve sair yerlerde Müslümanlara uyguladığı eğitim programı da bundan farksız. Eğitimin Yahudileştirilmesi ya da İsrail tarzına uydurulması. Böylece zihinde ve gönülde Kudüs’ün birleşik hale getirilmesi projesi vardır. Ayrılık önce zihinlerde veya gönüllerde işlenir, belirir, başlar. Sonra afaka yayılır. İngilizler ve Fransızlar geride bıraktıkları eski sömürgelerinde yaptıkları şey gayri Müslimlerle Müslümanlar arasında zihin dünyasında çatlak meydana getirmek, ayrılık tohumları serpmek ve ekmekti. Zamanla bu tohumlar yeşeriyor ve taraflar birbirine yabancılaşıyordu. İsrail de tersi formülle eğitim üzerinden Müslüman kafalarla Yahudi kafaları birleştirmek istiyordu. Böylece İsrail’in yaptıklarına itiraz kalmayacaktı. Müslüman, zihin dünyasında Kudüs ve çevresini Yahudi mülkü olarak kabul edecekti. Eğitim yoluyla ya da Filistinlilerin zihinlerinin çelinmesi, Yahudi eğitimine programlanması yoluyla şehrin birleştirilmesi amaçlanıyordu. Ucuz ve külfetsiz bir yöntem. Bunun için Yahudi müfredatına geçen veya benimseyen Filistin okullarına İsrail Eğitim Bakanlığı üzerinden bolca fon aktarılıyordu. Böylece öğrencilerin ailelerine mali külfeti azalıyordu. Bunu kabul etmeyenlere ise baskı giderek artıyordu. Okulları ve sıraları yetersiz hale geliyor ve öğrencileri barındıramıyorlardı. ‘Geri kafalılara’ yeni mekanlar tahsis edilmiyordu.
Özellikle de işgal yönetimi Arapçayı hedef alıyordu. Bilhassa da Arap edebiyatını tabu olarak görüyordu. Haklı bir nedeni vardı. Zira bu ders tarihteki Arap kahramanları yüceltiyor ve talebenin onlara özenmesine veya benzemesine yol açıyordu. Tarihi kahramanlar aktüel kahramanlara dönüşüyordu. Tarihin tekerrüründen korkuyorlar. Nitekim İsrailli General Eitan Eliyahu şöyle diyor: ” Ömer İbnü’l Hattap, Roma ve Pers imparatorluklarını rekor bir sürede dize getirdi ve o zamanın imkanlarıyla onları yenilgiye uğratmasının hikayesini incelemek, Arapların bize sürpriz yapabileceğini ve şaşırtabileceğini gösteriyor.” Tarih okuyarak Müslümanlar eski kimyalarına kavuşuyorlar. Onlara göre ise güya İslam kahramanları yeni nesilleri şiddete özendiriyor ve karakterlerini bozuyormuş! Bu nedenle de tarih kitaplarının okunmasını istemiyorlar. Hatta Şimon Peres tarihin okunmasının güncellenmesine neden olacağını söyleyerek karşı çıkmıştır. Ona göre bölge barışı için tarihin küllendirilmesi gerekir.
Nitekim İsrail’den ziyade Araplar İslam tarihine düşman kesilmiştir. Sisi Mısır’ın da Yavuz itibarsızlaştırılmıştır. Keza Selahaddin Eyyübi, Halit Bin Velit Kuzey Afrika fatihlerinden Ukbe bin Nâfi gibi isimler unutturulmaya çalışılmıştır. Ne olur ne olmaz tarih yeniden maya tutar diye. Asker maşası Hilmi Nimnim, Seyyid Kutup’a masonluk isnat ettiği gibi Yavuz’un Kahire caddelerindeki isminin kaldırılmasına da öncülük etmiştir. Halit Bin Velid’in bedduasıyla: Korkakların gözüne uyku haram olsun.
Sisi ve takımı Osmanlı yerine, ataları sahabe kuşağı yerine Napolyon gibilerine özenmişlerdir. Boyları da ancak ona ulaşabilmektedir. Merhum Mustafa Müftüoğlu’nun dediği gibi yalan söyleyen tarih utansın.
Mustafa Özcan