eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Muhafazakârlar ve kadınlar

    Kadıncılık (womanism), Amerika’da, bilindik feminizm hareketinden ayrı olarak, sadece siyahi kadınlara odaklanan bir hareket. 1960’larda ortaya çıkıyor. Kadıncılık ile ilgili literatür siyah feminizm olarak da biliniyor. Bunlar, cinsiyet, ırk ve ekonomik baskıların Amerika’daki siyah kadınlar için hayatı nasıl perişan ettiğini vurgu yaparak ortaya çıkıyorlar ve tanınıyorlar. Afro-Amerikan tarihindeki kölelik sırasında geliştirilen sosyal tabakalama, en üstte beyaz erkekleri, ardından beyaz kadınları, sonra siyah erkekleri ve en dipte siyah kadınları yerleştirdiğinden, bu en dipteki nüfus ezilenler olduğundan ses çıkarmaları kadıncılık olarak adlandırılmış. Tipik Amerikan sosyal yaşantısı gereği sivil toplum örgütlenmeleri, hareketler derken hemen her konuda siyah kadının haklarını savunuyorlar. Halen bu kadıncılık hareketi çeşitli versiyonlarıyla devam ediyor.

    Siyahi insanların Amerikan özelinde başlattıkları bu tür kadıncılık hareketi bizde muhafazakârlar eliyle sürdürülmüştür. Yeri gelmişken belirtelim ki feminizm orta ve üst tabaka kadınları hedef alırken, kadıncılık alt sınıf kadınlara odaklanır; feministlerin erkekleri düşman gibi görme zaafları varken, kadıncılıkta erkeklerle birlikte hareket etme alışkanlığı var; feministler toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadıncılar toplumsal cinsiyet uzlaşmasını önerir; son olarak feministler kadınsı olmaktan uzak dururken, kadıncılık bu özelliği kısmen korur. Belki de bu nedenle ülkemizin sol ve seküler tarafı feminizmi; sağ, muhafazakâr hatta dindar tarafı kadıncılığı öne çıkaragelmiştir. Mesela MEB Bakanının “İnşallah 81 ilimizde mutlaka il müdür yardımcılarından birini kadın öğretmenlerimizden yapacağız” demesini, öğretmenlerin yarıdan fazlasının (%59) kadın olmasıyla övünmesini, aynı şekilde YÖK’ün akademisyenlerin yarıdan fazlasının kadın olmasıyla övünmesini bu minvalde anlamak mümkündür.

    Temel basit sorular, esasında tüm çelişkileri ortadan kaldırmaya yetiyor: Öğretmenler arasında kadın sayısının gittikçe fazlalaşması nedeniyle en az bir milli eğitim müdür yardımcısının kadın olmasını istemek hangi sorunumuzu çözecek? Kadın olan öğretmen hangi sorununu erkek il milli eğitim müdür yardımcısına anlatamıyor ki böyle bir ihtiyaç hissediyoruz? Öğretmenlerin ve akademisyenlerin yarıdan fazlasının kadın olması hedefi artık gerçekleştirildiğine göre, hangi eğitim sorunları çözülmüş oldu? Yine akademisyenlerin yarıdan fazlasının kadın olmasını başardığımıza göre, sırf bu nedenle ne tür bilimsel başarı elde etmiş olduk? Benzer şekilde pozitif ayrımcılık gibi garabetlerle, bu tür aldanışlarla ve ayartılmalarla liyakatin mezarına toprak atmak dışında neyi çözmüş oluyoruz? Çözülmediyse, feminizm gibi batıdan ithal edilen siyah feminizm denen kadıncılıkla ne yapmış oluyoruz o zaman?

    Bizde maalesef, her grubun, her fraksiyonun karşıtına göre kendini öne çıkarma alışkanlığı var.

    Son 20 yılda ülkemizde görülen şu ki; solcu sağcıya göre, sağcı solcuya göre, muhafazakâr liberale göre, dindar sekülere göre, seküler dindara göre vb. var olmaya çalışıyor. Bir tarafın eleştirdiği, diğer tarafın hedefi haline geliyor. Biz, böylelikle, kafamızdaki karşıtımızın olası sorularına, eleştirilerine cevap vermekten başka bir şey yapmış olmuyoruz esasında. Bu durum, haliyle, her insanda ya da grupta şahsiyet ve aidiyet sorununu oluşturuyor. Kimse kendi özelliğine göre, varoluş amacına göre gelişip büyüyemiyor.

    Türkiye’nin muhafazakârları, Sait Halim Paşa’nın muhteşem tespitiyle batının güzelliği (!) karşısında “bunalım” içerisinde olmak gibi bir derde duçar olmuşlar ve bu bunalımın şiddeti 200 yıldan beri artarak devam ediyor. Ukrayna-Rus savaşında görüldüğü gibi, beyaz adam (Batı) bile kendi özelliklerini, ilkelerini çiğnemekte ve yemekte beis görmüyor (helvadan put yapıp acıkınca yenmesi âdeti gibi), ama bizim muhafazakârlar beyaz adam (Batı) adına Batıyı (batı düşüncelerini) müdafaa etmeye devam ediyorlar.

    Evet, beyaz adam “son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.” Peki, bizim muhafazakârlar neyi, nerde, ne zaman anlayacaklar?

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.